yandex

Asıl hedef Kazım Kurt mu?

Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, ES TV ekranlarında yayınlanan “Günaydın Eskişehir” programında, hafta sonu gerçekleştirilen Odunpazarı İlçe seçimlerini değerlendirdi ve “Hedef Rahmi Çınar değil, Kazım Kurt’tu” ifadelerinde bulundu.

3 Ekim 2026 09:58
A
a
Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, ES TV ekranlarında yayınlanan “Günaydın Eskişehir” programında, hafta sonu gerçekleştirilen Odunpazarı İlçe seçimlerini değerlendirdi ve “Hedef Rahmi Çınar değil, Kazım Kurt’tu” ifadelerinde bulundu.

Doğal olarak Sayın Kurt’un bu çarpıcı açıklaması da kamuoyunda geniş yankı yarattı.

Peki gerçekten de Rahmi Çınar ve Cevahir Çalıkuşu arasındaki seçimin perde arkasında Kazık Kurt’un gücünü kırma motivasyonu var mıydı?

Kendi sorduğum soruya – hiç uzatmadan – kendim cevap vereyim. Evet; bu seçimin amacı – en azından bazı çevreler için – Kazım Kurt’un YENİ Parti içindeki gücünü azaltmaktı. 

Ancak ben, Kazım Kurt’tan farklı olarak, nihai hedefin Kazım Kurt olduğunu düşünmüyorum. Kazım Kurt elbette hedefti. Ancak Kurt, asıl hedefe giden yolda bir engel teşkil ettiği için hedef alındı. Asıl hedef ise Eskişehir’i yönetmek, Odunpazarı ve Tepebaşı Belediye başkan adaylıklarını belirlemek, milletvekilleri, il ve ilçe yönetimlerini istedikleri gibi oluşturmak ve özetle Kazım Kurt’u tasfiye ederek, bu hedefin önündeki en önemli engeli aşmaktı.

Netice itibarıyla Sayın Cevahir Çalıkuşu, son derece temiz bir seçim sonucunda ilçe başkanı oldu. Bu makam onun için önemli bir fırsattır. Muhakkak ve tecrübesiz olduğu için başlangıçta hatalar yapacaktır. Kaldı ki tecrübeli politikacılar da hata yapıyor. Ancak siyaset de anne karnında öğrenilen bir şey değil. Siyaset hata yapa yapa öğrenilir. Sayın Çalıkuşu’nun aklı başında ve çalışkan bir isim olduğunu hissediyoruz. Kısa süre içerisinde başarılı bir ilçe başkanı olması muhtemel. Başarılı ilçe başkanlığı kariyeri de Onun ilerideki kariyerini belirleyecektir. 45 yaşında Odunpazarı İlçe Başkanı olan bir ismin önünde, milletvekili veya başka görevleri hedefleyecek yeterli süresi olacaktır. Kendisine şimdiden başarılar dileriz.

Öte yandan Rahmi Çınar da Cevahir Çalıkuşu da bu seçimin görünen yüzüydü. Görünmeyen şey ise daha derinlerdeki ve daha büyük bir parti içi iktidar mücadelesiydi. Sayın Çalıkuşu hedefine ulaştı. Ancak Kazım Kurt’u etkisizleştirmek isteyenler hedeflerine giden yolda ilk basamağı aştılar. Bundan sonra da atmaları gereken çok adım bulunuyor. 

YENİ Partililer ilerleyen süreçte birbirlerini tasfiye etmeye çalışırlarsa, eski CHP’deki aynı hastalıkları YENİ Partiye de taşımışlar demektir. Bu durumdan AK Parti kârlı çıkar, İYİ Parti kârlı çıkar. Ancak kaybeden kesinlikle YENİ Parti’nin kendisi olur.

Ahmet Ataç’a alınanlar

Geçtiğimiz günlerde Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, CHP’nin kimlerin elinde olduğunu gördükçe üzüldüğünü açıkladı. Ataç’ın bu sözüne Eskişehir’deki CHP yöneticilerinin bir kısmı alınganlık göstermiş. 

Bence gereksiz yere alınganlık göstermişler. Çünkü Sayın Ahmet Ataç’ın, “CHP kimin ellerinde?” derken, Saray tarafından CHP’ye çöken Kılıçdaroğlu yönetimini kast ettiği çok açık. Kaldı ki Ataç’ın bu sözünü üzerine alınanları, Sayın Ahmet Ataç’ın da ciddiye alıp muhatap almayacağı ortada. Dolayısıyla alınganlık göstermelerinin lüzumu yok. Onlar asıl olarak bir seçim kaybetme makinesi olan Kemal Kılıçdaroğlu yönetimini neden desteklediklerinin vicdani muhasebesini yapsınlar.

Dökmeci’den özür dileyecekler mi?

Sivrihisar Belediye Başkanı Hâbil Dökmeci, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı makamında ziyaret etti. Sayın Yavaş’la Dökmeci’nin arasında samimi bir ikili ilişki olduğunu ve Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Sivrihisar’a yardım ettiğini biliyoruz.

Öte yandan Hâbil Dökmeci bir CHP’li. Vaktiyle kendisine “Neden YENİ Parti’ye geçmedin?” diye sataşanlar çok olmuştu. Şimdi aynı YENİ Partililer, Mansur Yavaş’ı doğal Cumhurbaşkanı adayı olarak görüyorlar. Ancak aynı Yavaş, CHP’den ayrılmasına karşın, YENİ Parti’ye katılmadı.

Şimdi Mansur Yavaş’ı savunan YENİ Partililer, vaktiyle çemkirdikleri Hâbil Dökmeci’den özür dileyecekler mi?

Tokadı yiyen vatandaş

Türkiye Borsa’da yapılan 22 milyar dolarlık vurgunu konuşuyor. Muhtemelen bir müddet daha tartışırız. Ancak daha sonra bu olayı da unuturuz. Tıpkı Soma Maden faciasını unuttuğumuz gibi. Tıpkı Kartalkaya Faciasını unuttuğumuz gibi. Tıpkı 55 bin kişinin diri diri toprağa gömüldüğü Maraş Depremini unuttuğumuz gibi.

Bu unutkanlık aynı zamanda, hesap sormamayı da beraberinde getiriyor. Mesela Almanya’da belediye otobüsü durağa 5 dakika geç gelse, o durakta bekleyen Alman vatandaşları ortalığı ayağa kaldırır.

Ancak bizim milletimizin boynu büküktür. “Bizim aklımız ermez” der. “Vardır büyüklerimizin bir bildiği” derler. O yüzden de kendilerini yöneten “Büyükler”, vurgunun da büyüğünü yapar. Tokadı yiyen ise her zaman olduğu gibi vatandaş olur.

Kırım Tatarlarının dişi arslanı

Kırım Tatar mücadelesinin keskin kalemi Sevginaz Hamevioğlu’nu ES TV ekranlarında yayınlanan “Ekstra Gündem” programında ağırladık.

Sevginaz Hamevioğlu o kadar sivri dilli bir isim ki, Kırım Tatar camiası içerisinde pek çok kesim tarafından “rahatsız edici bir tip” olarak nitelendiriliyor.

Maalesef bir dönem dünyayı fetheden Kırım Tatarları bugün güçten düşmüş durumda. Bunun en önemli nedenlerinden biri de kendi içlerinde birlik ve bütünlüğü sağlayamamış olmaları. Nitekim Kırım Tatarları içerisinde iki büyük bölünme görüyoruz.

Birinci kesim “Rusçu” olanlar. Bunlar Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesinin bir emrivaki olduğunu ve neticenin değiştirilemeyeceğini düşünüp, “Rusların suyuna gidelim; belki birtakım hakları elde ederiz” diye düşünenler. Bunların sayısı Tatarların içinde az.

İkinci kesim ise Ukrayna ile yol yürünmesi gerektiğini düşünenler. Bunlara göre Ruslar Kırım’ı aldıktan sonra – mümkün değil – orada Tatarların yaşamasına izin vermeyecek. Dolayısıyla daha demokratik ve Avrupalı olan Ukrayna’yla işbirliği yapılmasının Kırım Tatar davası için elzem olduğunu düşünüyorlar.

Sevginez Hamevioğlu ise Rusların kesinlikle gaddar işgalciler olduğunu ancak Ukrayna ve Zelenski hükûmetinin de önce Tatarları kendi maksadı için kullanıp, sonra ve ilk fırsatta yine Tatarları satacağını düşünüyor. Yani ne İsa’ya yaranıyor ne de Musa’ya…

Sayın Hamevioğlu’nun “Ezber Bozan” açıklamalarını kaçıranlar için şuraya da bir link bırakalım. Fikirlerinin önemli olduğunu düşünüyorum.

https://www.youtube.com/watch?v=tTGqjdOT8dw

Tarihte Bu Hafta
Biz de yenilmiş sayılmışız 

Bundan tam 108 yıl önce 29 Eylül 1918’de Bulgaristan Krallığı, Selanik Ateşkes Antlaşması'nı imzalayarak I. Dünya Savaşı'ndan çekildi. Aslında Bulgaristan, Avusturya – Macaristan İmparatorluğu, Alman İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan oluşan İttifak Devletlerinin en önemsiz parçasıydı. Ancak coğrafi konumu itibarıyla 1’inci Dünya Savaşı’nın uzamasına neden oldu. Çünkü güçlü bir orduya sahip olan ancak tüfeğinin ucuna takacağı süngüyü bile üretemeyen Osmanlı’nın savaşa devam etmesi için büyük önem arz ediyordu. Osmanlı Ordusu’nun ayakta kalabilmesi için balkanlardan gelen demiryollarının sürekli işlemesi gerekliydi ki, Bulgaristan olmadan bunu başarmak imkansızdı.
Dolayısıyla Bulgaristan gibi önemsiz bir ülkenin savaştan çekilmesi, kelimenin tam anlamıyla domino etkisi yarattı. Bir ay sonra tüfeğine yerleştirecek kurşun bulamayan Osmanlı, 30 Ekim’de Mondros Ateşkes antlaşmasıyla teslim oldu. Bunun üzerinden 1 hafta geçmeden Avusturya – Macaristan İmparatorluğu da 3 Kasım 1918 tarihinde pes etti. 9 gün sonra da Almanya teslim oldu ve 4 senelik savaş sona erdi.

Bizim tarih kitaplarımızda, “Müttefiklerimiz yenildiği için, biz de yenilmiş sayıldık” gibi ahmakça bir iddia ileri sürülür. Devletlerin teslim olma tarihlerine bakmak bile, Osmanlı’nın daha önce yenilgiyi kabul ettiğini gösterir. İşin doğrusu İttifak devletlerinin hemen hemen aynı anda nefeslerinin tükendiğidir.

Osmanlı müttefikleri yenildiği için yenilmiş sayılmadı. Osmanlı ordusuna basit bir kurşun bile üretemediği için yenildi. Çocuklarımıza yalan – yanlış tarih bilgileri öğretmeyelim. Gerçekleri öğretelim ki çocuklarımız sağlam bir ekonominin bir millet için beka sorunu olduğunu anlasın.

Haftanın Sözü

Bir milletin büyüklüğü, nüfusunun çokluğu ile değil, akıllı ve fazilet sahibi adamlarının sayısı ile belli olur.
Victor Hugo

(ANADOLU GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR.)
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...