Sabahın ilk ışıklarıyla direksiyon başına geçen bir taksici, tarlasını sürmek için traktörünün deposunu doldurmaya çalışan bir çiftçi ya da sebze meyveyi halden markete yetiştiren bir kamyon şoförü… Bugün memlekette kime dokunsanız, laf dönüp dolaşıp aynı yere bağlanıyor: Akaryakıt pompası.
Özellikle motorine ardı ardına gelen zamlar, artık yalnızca araç sahiplerinin bütçesini zorlayan bir kalem olmaktan çıktı; iğneden ipliğe her ürünün etiketini doğrudan belirleyen devasa bir maliyet fırtınasına dönüştü.
Vatandaşın en büyük merakı elbette şu: "Bir nefes alacak mıyız, indirim kapıda mı?" Piyasanın dinamiklerine ve makro dengelere baktığımızda, ne yazık ki kısa vadede kalıcı ve rahatlatıcı bir indirim tablosu çizmek pek gerçekçi durmuyor.
Akaryakıt fiyatları iki temel sacayağı üzerine oturuyor: Biri uluslararası brent petrol fiyatları, diğeri ise döviz kuru. Jeopolitik gerilimlerin eksik olmadığı, enerji arzının bıçak sırtında ilerlediği küresel piyasalarda petrolün sert düşüşler yaşaması beklenmiyor. İçeride ise döviz kurundaki yukarı yönlü baskı devam ettikçe, uluslararası piyasada petrol düşse dahi içerideki tabelaya indirim olarak yansıması oldukça sınırlı kalıyor. Arada küçük, sembolik nefes payları ya da teknik düzeltmeler gelse bile genel eğilim, yukarı yönlü seyrin ve yeni zam dalgalarının kapıda olduğunu fısıldıyor.
Peki, bu insanlar ne yapacak?
Hatırlanacağı üzere eşel mobil, akaryakıt üzerindeki ÖTV’nin, uluslararası fiyat artışları oranında düşürülerek tüketiciye yansıtılmaması esasına dayanıyor. Devlet, petrol veya döviz yükseldiğinde vergisinden feragat ediyor; böylece pompada fiyat sabit kalıyor, piyasaya anlık şoklar dalga dalga yayılmıyordu.
Bugün gelinen noktada eşel mobilin kaldırılacak olması, maliyet artışının doğrudan vatandaşın ve üreticinin omzuna yüklenmesi demektir. Motorin sadece özel araçların yaktığı bir yakıt değildir; Türkiye’de üretimin, lojistiğin, tarımın ve sanayinin ana kan damarıdır. Mazota gelen her kuruş zam, yarın sabah fırındaki ekmeğe, manavdaki domatese, pazardaki peynire zam olarak geri dönüyor. Enflasyonla samimi bir mücadele verilecekse, işe lojistiğin ve üretimin bel kemiği olan motorini koruma kalkanına alarak başlamak gerekir.
İnsanların "Yarın depoyu kaça dolduracağız?" belirsizliğiyle güne başlaması, ekonomik öngörülebilirliği tamamen yok ediyor. Esnaf kontağı açmaktan, çiftçi tarlaya girmekten korkar hale gelirse bunun faturası yalnızca akaryakıt sektörüyle sınırlı kalmaz, tüm sofralara yayılır.
Ekonomi yönetimi bütçe gelirlerini gözetmek zorunda olabilir; ancak vatandaşın ve üreticinin ezildiği bir zeminde bütçe dengesi de sürdürülebilir olmaz.
Pompada başlayan her yangın, mutfaktaki tencereyi kaynatmayı imkânsız kılmaya devam edecek gibi...
Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...
Akaryakıtta yangın dinmiyor
Ümit Polatbaş
Dolmuş zammının sebebi Mozambik
Kerem Akyıl
Başkan Ayşe Ünlüce’nin yargı sınavı!
Tarkan Demir
Çözüm yerine zammı tercih ettiler!
Kaan Özcan
Ahilik anlayışı
Seval Erci
Daha iyi performansları göreceğiz
Ahmet D. Canoruç
Tepebaşı Belediyesi’nin iş birliği Eskişehirlileri ulaşımda rahat…
Funda Morgül
Gürhan Albayrak ve Eskişehir İçin Yeni Bir Dönem
Rifat V. Halas
Sürdürülebilir kulüp kültürü
Konuk Kalem
2023 yılında bizi neler bekliyor?
Tülin Karagöz
Düşükler neden tekrarlar?
Op. Dr. Alper Turgut
Sağlığınız için
Uzm. Dr. Burcu Aydemir Efelerli
Vatandaşları aydınlattık
M. Murat Aslan
Hayır, o yaşamak istiyor
Seda Göksoy
Türkiye'de futbol
Osman Cemoğlu