Eskişehir’de basın özgürlüğüne yönelik artan baskılara dikkat çekmek amacıyla yürüyüş düzenlendi.
1979 yapımı “Şark Bülbülü” filminde “Mazlum” diye bir karakter vardı. Zengin bir mafya babasını canlandıran aktör Dinçer Çekmez, sinirlendiği zaman, “Mazlum’u getirin bana” der ve getirdiği garibanın ağzını burnunu kırarak rahatlardı. Bu filmi unutmak mümkün değil.
Hoş unuttuysanız bile, şu sıralar Türkiye’de gazetecilerin bulunduğu duruma bakabilirsiniz. İşte biz gazeteciler de Rahmetli Dinçer Çekmez’in sinirlendikçe patakladığı “Mazlum”a benziyoruz.
Ülkede fon krizi mi yaşandı? Cumhuriyet tarihinin en büyük soygunu mu yaşandı? Kabahatli dış güçler ve yerli işbirlikçisi olan gazetecilerdir. Hemen Halk TV’nin kayyımla terbiye edilmesine karar verilir. Dayağı yiyen yine “Mazlum” basın olur.
İktidarı eleştiren gazetecilerin ayağına kelepçe takılır.
Gazeteciler “Neden bu haberi yazdın?” diye Saray zindanlarına tıkılır. Hatta son olaylarda gördüğümüz gibi, “Neden bu haberi yazmadın?” diye hapse atıldıkları bile olur. Yazdığı haberden dolayı hapse atılan gazeteci, iktidarın tepesinin tası atarsa, yazmadığı haberden bile tutuklanabilir.
Bir gazetecinin “Bir bakan istifa edebilir” demesi, “Halkı yanıltıcı bilgi” kapsamına sokularak, zindana tıkılmasına neden olabilir.
Öte yandan milletin değil Saray’ın gazetecileri, “Kabataş’ta başörtülü bacımı, deri pantolon giymiş, pazıları dövmeli, kıllı göğüsleri çıplak adamlar dövdüler. Elle taciz ettiler. Kamera görüntülerini ben gördüm” diyebilirler. Haklarında bir soruşturulma açılmasını geçtim, efendilerinin özel uçaklarında dünya turu yaparak, yalanlarından ötürü mükafatlandırılabilirler.
Eskişehirspor kötü mü gidiyor; hemen kulüp yöneticileri ve “Besleme” taraftarlar spor muhabirlerine yüklenir. Eskişehirspor şampiyonluğu mu kaybetmiş? Küme mi düşmüş? Kimse kulübün borç batağında olmasını veya yöneticilerin beceriksizliğini konuşmaz. Kabahatli medyadır.
Demek ki gazetecinin yalan söylemesi suç değilmiş. Doğru söylemesi suçmuş bu memlekette.
Sosyal medyada sapıklarımız hiç bitmez. Kerameti kendinden menkul kişiler ya isim değiştirerek yada başka yollarla her gün bizi taciz eder. Hatta utanmadan hayatında bir kere “Yaralamalı trafik kazası” haberi yapmamış müptezeller, bize gazetecilik dersi verirler.
Hapse atılmak, işsiz kalmak veya hakkında soruşturma açılma ihtimali, her gün defalarca kafamızdan geçer.
Sevgili hükumetimizin hakkımda kaç dava açtığını – inanın – saymayı bıraktım. Abaküs lazım bu iş için…
İşte bu gazeteciler hafta sonu Eskişehir’de basın özgürlüğüne dikkat çekmek için yürüyüş düzenledi.
Bu yürüyüşü “Haber yapma hakkımız” için düzenlemedik. Çok sevdiğimiz gazetecilik görevini bırakabilir ve çok büyük ihtimalle çok daha iyi para kazanacağımız başka işler de yapabiliriz. Milletin haber alma hakkı için yürüdük. Muktedirler sıkıldıkça paranıza çökmesin, sizi Mazlum gibi dövmesin diye yürüdük. Sizler için yürüdük…
(ANADOLU GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR.)