Eskişehir’de genç olmak artık bir ruh hali değil, bir yük. Üstelik bu yük yalnızca 20’li yaşların başındaki gençlerin omzunda değil; 30’unu geçmiş, hâlâ “bir şeyler kurmaya çalışan” herkes aynı karanlık duygunun içinde debeleniyor: Umutsuzluk…
Eskişehir’de genç olmak artık bir ruh hali değil, bir yük. Üstelik bu yük yalnızca 20’li yaşların başındaki gençlerin omzunda değil; 30’unu geçmiş, hâlâ “bir şeyler kurmaya çalışan” herkes aynı karanlık duygunun içinde debeleniyor: Umutsuzluk…
Sokakta, kafede, evde, işte… Kiminle konuşsanız sohbetin sonu aynı yere çıkıyor.
“Ne yapacağız?”
“Para yok.”
“İş yok.”
“Gelecek yok.”
Bu cümleler artık bir şikâyet değil, geçmeyecek bir hastalığın ayak sesleri…
Gençler hayal kurmuyor artık. Hayal kurmak lüks oldu çünkü. Onun yerine hesap yapıyorlar. Daha 22 yaşında biri “Nasıl para kazanırım?”, “Nasıl iş kurarım?”, “Bu şehirde nasıl tutunurum?” diye düşünüyor.
Halbuki o yaşlarda insanın derdi biraz da kaybolmak, keşfetmek, hata yapmak olmalıydı.
Ama burada mesele sadece gençler değil. Mesele, onları sıkıştıran sistem.
Eskişehir gibi öğrenci şehri diye anılan bir yerde gençlere sunulan seçeneklere bakın:
Ya bir kafede barista olacaksın, ya garson, ya da AVM’de satış danışmanı.
Hepsi bu.
Sonra dönüp “Gençler iş beğenmiyor” diyorsunuz. Gerçekten mi?
3 kuruşa 5 köfte isteyen bir düzenin içinde, gençlerin hayal kurmasını mı bekliyorsunuz? Asgari ücreti bir lütuf gibi sunup, karşılığında motivasyon, sadakat ve mutluluk mu istiyorsunuz?
Bence bunları istemeyin çünkü gençler artık kandırılmıyor.
2000 sonrası doğanlar başka bir dünyaya doğdu. Onlar internetle büyüdü, seçenekleri gördü, başka hayatların mümkün olduğunu öğrendi. Bu yüzden yalnızca “hayatta kalacakları” değil, yaşayabilecekleri işler istiyorlar.
Bu çok mu?
Biraz yaratıcılıklarını kullanabilecekleri, kendilerini geliştirebilecekleri ve emeklerinin karşılığını alabilecekleri işler istiyorlar.
Ama karşılarında ne var?
Gelişmeyen işletmeler, yeniliğe kapalı esnaflar ve çalışanı “maliyet” olarak gören bir zihniyet.
Ve sonra o klasik cümle geliyor…
“GENÇLER TEMBEL.”
Hayır. Gençler tembel değil. Gençler tükenmiş.
Çünkü sürekli geri çevriliyorlar. Çünkü yetenekleri görmezden geliniyor. Çünkü potansiyelleri, küçük ve vizyonsuz alanlara sığdırılmak isteniyor.
Bugün Eskişehir’de en büyük kriz ekonomik değil. En büyük kriz gelecek hissinin kaybolması.
Gençler artık “başarılı olur muyum?” diye sormuyor. “Buradan nasıl kurtulurum?” diye soruyor.
İşte asıl tehlike burada başlıyor.
Çünkü bir şehir, gençlerini hayal kuramaz hale getirdiğinde, aslında kendi geleceğini de kaybeder.
Ve belki de artık sormamız gereken soru şu:
Gençler neden bu kadar umutsuz değil… Bu düzen, neden hâlâ bu kadar umursamaz?