Yılmaz Büyükerşen’in 1999 yılında Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesiyle büyük bir değişime adım atan Eskişehir, yıllar itibarıyla kompakt yapısını korudu, ölçülü büyüdü.
Yılmaz Büyükerşen’in 1999 yılında Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesiyle büyük bir değişime adım atan Eskişehir, yıllar itibarıyla kompakt yapısını korudu, ölçülü büyüdü.
Porsuk Çayı’nın ıslahı, çevreci ulaşım aracı tramvay gibi hizmetleri önceleyen Büyükerşen, modern mimari anlayışıyla müzelerden büyük parklara, tiyatrolardan senfoni orkestrasına kadar sosyal hayatı güçlendiren kalıcı eserleri art arda şehre kazandırdı.
Yılmaz Büyükerşen’in Anadolu Üniversitesi’nde kurduğu İletişim Bilimleri Fakültesinden mezun gazetecilerin İstanbul medyasında önemli yerlere gelmesi ve birer Eskişehir’in gönüllü elçisi gibi kentin reklamını yapması bir yana…
Yüksek Hızlı Trenin Ankara-Eskişehir arasında 2009 yılında seferlere başlayıp sonra İstanbul ve Konya ile genişlemesi de Eskişehir’in güçlü sosyal ve modern hayatının ülke geneline duyurulmasında önemli faktörler oldu.
Eskişehir hem en yaşanabilir şehir hem de en güvenli şehirler araştırmalarında hep ilk 3’ girmeyi başardı.
DSP ile başlayıp CHP ile devam eden siyasi yolculuğunda Büyükerşen’e yoldaşlık yapan Belediye Başkanları Ahmet Ataç ve Kazım Kurt şehrin dönüşümünde omuz verdi.
Son 2 yıldır bu kervana Büyükerşen’den devraldığı bayrağı daha yukarı taşımak için çabalayan Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce de katıldı.
Eskişehirliler Eskişehir’i bu haliyle sevdi.
Sevdiklerini yerel seçimlerde kullandıkları oy tercihlerinden anlayabiliyoruz.
Tabii ki eksik de kusur da olabilir, ancak görünen köy kılavuz istemez.
Son zamanlarda Eskişehir’de artık yerleşik hale gelen şehir kültürünü tartışmaya açan, hatta küçümsemeye çalışan bazı yaklaşımların da ortaya çıktığını görüyoruz.
Kimi zaman “şehir yeterince büyümüyor”, kimi zaman “sanayi daha fazla olmalı” gibi eleştiriler dillendiriliyor.
Oysa Eskişehir’i Eskişehir yapan tam da bu denge.
Ne kontrolsüz büyüyen bir metropol ne de içine kapanmış küçük bir Anadolu şehri.
Eskişehir yıllar içinde kendine özgü bir model oluşturdu.
Üniversiteleriyle genç, kültür-sanat hayatıyla canlı, sanayisiyle üretken ama aynı zamanda nefes alınabilen bir şehir.
Türkiye’de birçok büyük şehir plansız büyümenin, betonlaşmanın ve trafik keşmekeşinin altında ezilirken Eskişehir’in halen yürünebilir, ulaşılabilir ve güvenli bir şehir olarak anılması tesadüf değil.
Bu yüzden Eskişehir’e dışarıdan bakanların çoğu aynı şeyi söylüyor:
“Keşke bizim şehrimiz de böyle olsa.”
Bugün Türkiye’nin dört bir yanından üniversite okumaya gelen gençlerin önemli bir kısmının mezun olduktan sonra bile Eskişehir’le bağını koparmaması da bunun en açık göstergesi.
Aynı şekilde Ankara’dan, İstanbul’dan hafta sonu için gelen binlerce insanın ilk tercihlerinden biri yine Eskişehir.
Çünkü Eskişehir sadece binalardan, caddelerden, köprülerden ibaret bir şehir değil.
Bu şehrin bir ruhu var.
Bu ruh, Porsuk kıyısında yürüyen gençlerde, parklarda vakit geçiren ailelerde, tiyatro salonlarında, senfoni konserinde kendini gösteriyor.
İşte Eskişehirlilerin sevdiği Eskişehir tam olarak bu.
Görünen o ki Eskişehirliler şehrin bu kimliğini korumak konusunda oldukça kararlı.
Çünkü bu şehir, yıllar içinde sadece değişmedi…
Aynı zamanda kendi şehir kültürünü inşa etti.
Dünyada fiyatı düşüyor bizde artıyor!
Son birkaç aydır dikkatimi çeken bir konuyu paylaşmak isterim…
Zincir kahve işyerlerinde bir fincan filtre kahvenin fiyatı 150 lira civarında.
Latte ve türevi kahve alırsanız fiyat büyüklüğüne göre 200 lirayı geçebiliyor.
3-4 arkadaş bir kafeye oturup “kahve içelim” deseniz, hadi bir de bonkörlük yapıp ısmarlamaya kalkarsanız ödeyeceğiniz rakam 800 lira.
El insaf.
Bir kafede kahve içmek lüks hale geldi.
Bu yetmiyormuş gibi kahve fiyatlarının 6 ayda yüzde 30 gerilediğini öğrenince insan iyice dumur oluyor.
Yayınlarını yakından takip ettiğim ekonomi yazarı Barış Soydan’ın, şu sosyal medya paylaşımını dikkatlerinize sunmak isterim:
“Fiyatı düşen bir şey var: Kahve. Arabica kahvesi son 6 ayda yüzde 30'a yakın düştü, sadece cuma günü yüzde 4'e yakın düşüş oldu. Ana sebep, Brezilya'da iyi hava koşullarına bağlı üretimdeki büyük artış. Peki kahvecilerin kahve fiyatını düşürdüğünü gördük mü?” Görmedik maalesef…
Yüksek gıda enflasyonunda dünyada ilk 5’teyiz orası tamam da…
Bari alım fiyatı düşen kahvede zam yapmayın be arkadaş.