alexa
Fast Express tepe banner kampanya

Yılmaz Büyükerşen: TRT’nin bir kanalı, Anadolu Üniversitesine verilmeli!

Corona Virüs ailesinden olan Covid-19 salgınıyla beraber birçok alanda sorun yaşıyoruz. Eğitim gibi…

27 Mart 2020 09:21
A
a
Corona Virüs ailesinden olan Covid-19 salgınıyla beraber birçok alanda sorun yaşıyoruz.
Eğitim gibi…
 
*
Yılmaz Büyükerşen 27 03 2020 
Biliyorsunuz, Milli Eğitim Bakanlığı, ilk, orta ve lise dengi okullarda verilen eğitim öğretim faaliyetlerini erteledi.
Bununla beraber uzaktan öğretim modelini uygulamaya koydu; aslında bakanlık bu model üzerinde zaten çalışıyordu, okullarda verilen eğitim öğretim faaliyetlerinin ertelenmesiyle beraber söz konusu modeli deneme fırsatı buldu.
 
*
 
Peki, bu model Türkiye’de ilk kez mi uygulanıyor?
Tabii ki hayır!
Anadolu Üniversitesi, bu modelin çok üstünde bir sistemi Türkiye’de kuran ve uygulayan, 40 yıllık tecrübesiyle de dünyadaki pek çok üniversitenin örnek aldığı bir kurum.
Yani bu eğitim modelinin temelini atan kurum, Anadolu Üniversitesi.
Adı uzaktan eğitim değil elbette, açıköğretim!
 
*
 
Adı, Anadolu Üniversitesiyle sembolleşmiş, açıköğretim modelinin mimarı ve ayrıca üniversitenin kurucu Rektörü olan Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’le telefon aracılığıyla açıköğretim modeline ilişkin kısa bir söyleşi yaptım.
 
*
 
Söyleşiye geçmeden önce, Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in aklına, açıköğretim modeli fikrinin nasıl düştüğünü siz değerli okurlarımızla paylaşmak istiyorum.
‘Zamanı Durduran Saat’ isimli kitapta, Büyükerşen, şunları ifade etmiş:
 
DUVARSIZ ÜNİVERSİTE
“Açıköğretim düşüncesi benim aklıma 1966 yılında İngiltere’de bulunduğum yıllarda düşmüştü. Bu düşünce bir embriyon halindeydi. Sebebine gelince, Türkiye’de o tarihlerde üniversitelerin önünde, fakültelere alınamayan öğrencilerin henüz yeni yeni yığılmaları başlamıştı ve üniversiteler yükseköğretim taleplerine cevap veremiyordu. İngiltere’de ise aynı tarihlerde, Wilson Hükümeti işbaşındaydı. İşçi Partisi iktidardaydı. Wilson’ın, televizyona yansıyan tartışmaları vardı: ‘İngiltere’de ikinci Dünya Savaşı sırasında yükseköğretim imkanı bulamayan İngiliz yurttaşlarına eğitim fırsatı vereceğiz. Gerekirse üniversitelerle BBC’ye görev verebiliriz’ diye tartışmalar başlatmıştı. Aynı yıllarda Türkiye’de de üniversitelerin önünde fakültelere giremeyen gençlerin yığılmaları başlamıştı. Üniversiteler Türkiye’de yükseköğretim talebine cevap veremiyordu. Üniversitelere giremeyen on binlerce genç ve aileleri devletten bu sorunun bir an önce çözülmesini istiyordu. Ben de Türkiye için bunun İngiltere’de tartışılan modelden biraz daha farklı olarak, uygulanabileceğini düşünüyordum ve kafamdan planlar yapıyordum. Ancak bu düşünce 1966 yılından sonra Türkiye’ye dönünce maalesef hemen gerçekleşmedi. 1970’li yılları beklememiz gerekti. Ama bu süreç içerisinde ben ‘uzaktan öğretim’ ya da ‘duvarsız üniversite’ adını verdiğim bir sistemin Türkiye’de nasıl uygulanabileceğini gerek gazetelere yazdığım makalelerle, gerek konferanslarla fikir olarak yaymaya çalışıyordum.”
 
*
 
Bu önemli bölümü okuduktan sonra, söyleşimize başlayabiliriz…
 
*
 
  • 1980’li yılların başında Türkiye’de yükseköğrenime olan talep aşağı yukarı 400 bin iken üniversitelere girebilen öğrenci sayısı aşağı yukarı 50 bin civarındaydı. Anlatımınıza göre siz 1966 yılından sonra bu sorunu çözmek istediniz ancak o günün şartları el vermedi. Bu süre zarfında toplumsal olarak Türkiye ne yaşadı, ya da ne kaybetti?
 Orgeneral Özaydınlı ve Korgeneral Refik Işıtman - Yılmaz Büyükerşen ETV
 Orgeneral Özaydınlı ve Korgeneral Refik Işıtman’ın ETV’yi ziyareti. 

12 EYLÜL OLMAYABİLİRDİ
Y. Büyükerşen: Biz bu sistemi Mustafa Üstündağ ile birlikte hazırladık. Bülent Ecevit 1974’te kanun çıkarabilseydi eğer açıkta öğrenci kalmayacaktı. Ancak hem siyasi koşullar hem de biliyorsunuz Kıbrıs Barış Harekatı nedeniyle olmadı. İddiam o ki, 1974’te açıköğretim modelini hayata geçirebilseydik açıkta öğrenci kalmayacaktı. Üniversite kapılarında yığılma olmayacaktı. Aileler de sıkıntı çekmeyecekti. O savrulan çocukları maalesef kullandılar. Eğer o kızgın çocuklar açıköğretim modeliyle üniversiteye yerleştirilebilselerdi, 12 Eylül darbesi bile olmayabilirdi.
 
*
 
  • Bu anlattığınızı biraz daha açabilir misiniz? Savrulmuş kızgın çocuklar, aileleri, 12 Eylül, insanların karşılanamayan eğitim isteği…
 
EŞİT VE ADİL BİR EĞİTİM MODELİ
Y. Büyükerşen: Bakın, Türkiye’de eğitimde fırsat eşitliği yoktu. İyi öğretmenler, iyi okullar, eğitim materyalleri, yani iyi imkanlar şehirlerde vardı. Daha çok batıda vardı. Devlet, adil ve eşit bir eğitim sunamıyordu. Biz bu sistemi kurarak eğitimde eşitliği sağladık. Düşünsenize, zengin de vergi ödüyor, yoksul insanlarımız da vergi ödüyor. Herkes, devletine karşı bütün sorumluluğunu yerine getiriyor. Ancak zenginler ve batıdakiler üniversiteye girebiliyordu. Onlar özel ders de alıyorlardı. Hatta çoğu öğretmen emekli olup özel ders veriyordu, daha çok para kazandıkları için. İşte benim amacım, devletin eşit fırsat sunamadığı her yaştan insana, açıköğretim modeliyle eşit ve adil bir eğitim vermekti. Öyle ki… Dağ başında çobanlık yapan insanımız bile, portatif televizyonlarla eğitim alabilirdi. İşte ben, lafta değil, bu örnekte anlattığım gibi gerçek bir eşitlikten bahsediyorum.
 
*
 
  • Peki, bu modeli kafanızda oturttuğunuz ilk zamanlarda ‘uzaktan öğretim’ ya da ‘duvarsız üniversite’ tanımlamasını yaptığınızı ifade ediyorsunuz. Aklıma takılan şu: O halde niçin söz konusu sistemin adı açıköğretim oldu?
 Uğur Dündar EİTİA
Uğur Dündar televizyonculuğa başladığı yıllarda, yurtiçi ve yurtdışındaki haber programlarında EİTİA renkli stüdyolarından ve çekim ekibinden yararlanıyordu

BEŞİKTEN MEZARA KADAR EĞİTİM
Y. Büyükerşen: Bu çok önemli. Şöyle anlatayım… Benim anlayışım, hangi eğitim kademesi olursa olsun, beşikten mezara kadar hangi yaşta olursa olsun, maddi imkanı yeterli ya da yetersiz olsun, engelli olsun ya da olmasın herkes, eşit ve adil eğitim imkanına ulaşabilsin. İşte açıköğretimin anlamı bu. Benim açıköğretim düşüncem bu. Adı üstünde, herkese açık. Yaş, cinsiyet, ekonomik koşullar vesaire hiç önemli değil; bu sistem herkese açık. Dahası, 4 yılda bitirme zorunluluğu yok. 10 yılda, 15 yılda bitir istersen.
 
*
 
  • “Hiçbir ayrım göstermeksizin herkese açık ve fırsat eşitliğini önceleyen bir sistem” dediniz. Herkese nasıl ulaştırdınız, neler yaptınız?
 
Yılmaz Büyükerşen kameraman
Akademi Başkanı ve Televizyonla Eğitim Enstitüsü Müdürü  Yılmaz Büyükerşen, garajdan bozma stüdyoda kameraman

UYARAN KİTAP, SINIF ATMOSFERİ SAĞLANAN STÜDYO
Y. Büyükerşen: Bunu, yeni iletişim teknolojisini eğitime uyarlayarak yaptık. Kitaplar bile özel hazırlanıyordu. Öyle kitaplar hazırladık ki, öğretmensiz de konu anlaşılabilecek ve hatta imtihan edebilecek özellikte kitaplar hazırladık. Çünkü her konunun sonunda sorular vardı. Testler vardı. Ve yine konunun sonunda uyarı vardı: ‘şu şu soruları bilemediysen geri dön ve konuya bir daha bak’ gibi. Tabii ayrıca televizyon aracılığıyla da eğitim verdik. Hatta renkli televizyonu, eğitim verebilmek için ilk biz kurduk. TRT’den bile önce kurduk. Çünkü bazı dersler, renkli televizyonda çok daha iyi anlaşılıyordu. Dahası, televizyona çıkacak hocalar bile çok iyi seçilmelidir. Çünkü usta hocalar bile kameraya baktıklarında tekleyebiliyorlar. Biz bu sorunu bile bakın nasıl çözdük. Stüdyoda bir sınıf ortamı hazırlıyorduk. Öğrenciler de katılıyordu ve sorular soruyorlardı. Böylece stüdyoda ders anlatan hoca, kendini sınıf ortamında hissediyordu ve stüdyo psikolojisinden kurtuluyordu.    
 
KİTAP, TELEVİZYON, YÜZ YÜZE, İNTERNET
Başka ne yaptık? Bazı alanlar zor olabiliyor, bir hocanın anlatması gerekebiliyor. İşte istatistik gibi, ekonometri gibi, yabancı dil gibi… Böyle dersler açıköğretim öğrencilerinin yaşadığı şehirlerde bulunan üniversitelerde, akşam vakitlerinde, o üniversitelerin hocaları tarafından verilirdi. Yani çok yönlü bir sistem bu. Hem kitaptan, hem televizyondan, hem de üniversiteden yüz yüze eğitim verilen bir sistemden bahsediyorum. Şimdi internet ortamı da var. Artık kitap basılmıyor biliyorsunuz. Dersler internet üzerinden veriliyor. Hatta öğrenciler, hocalarla iletişim de kurabiliyor. Ve artık uluslararası bir sistem haline geldi. Yurtdışından da açıköğretim öğrencilerimiz var.
 
*
 
  • Tüm bu anlattıklarınızdan hareketle aklımdan şunu geçirdim. Milli Eğitim Bakanlığının Covid-19 salgını nedeniyle uygulamaya koyduğu uzaktan eğitim modeline ‘yetersiz’ denerek eleştiride bulunuldu. Zira şu an yetersiz olması normal, çünkü ilk defa kapsamlı bir biçimde uygulanıyor ve deneme aşamasında diyebiliriz. Bu noktada ne yapılması gerekir ki, gelecekte bugün yaşadığımız gibi herhangi bir sorun karşısında eğitimimiz aksamasın?
 
TRT BİR KANALINI ÜNİVERSİTEYE VERSİN 24 SAAT YAYIN YAPILSIN
Y. Büyükerşen: Şunu söyleyebilirim… Bu sistem daha da yaygınlaşmalı. Zaten benim öngörüm şu: Diğer üniversiteler de bu sistemi kullanmak zorunda kalacaklar. Ancak her üniversite böyle büyük bir modeli uygulayamaz. Bunun için sağlam bir altyapı lazım, teknoloji lazım, deneyim lazım, işi bilen ve o gelenekten gelen hocalar lazım. Ha, bazı üniversiteler denediler, ancak başarısız oldular. Bakın Anadolu Üniversitesinin 40 yıllık deneyimi var. O nedenle diğer üniversitelerin, Anadolu’dan faydalanmaları lazım. Bence şöyle olmalı. Anadolu Üniversitesi bir televizyonda 24 saat yayın yapmalı. Veya TRT’nin bir kanalını üniversiteye verecekler ve üniversite, 24 saat her alanda eğitim hizmeti sunacak. İlkokul, ortaokul, lise, üniversite dersleri… Her alanda… Hatta yaygın eğitim bile yapılabilir. Tarım eğitimi gibi, hayvancılık eğitimi gibi... Dolayısıyla ilkokul, ortaokul, lise, üniversite ve dahi başka başka eğitim kurumlarımız, çiftçimiz, hayvancımız, tüccarımız, sanayicimiz de faydalanır bu sayede.
 
*
 
Yılmaz Büyükerşen’in, sohbetimiz boyunca anlattıklarını okudunuz.
Anlatılanlar içerisinde ciddi öneriler var.
Umuyorum bu öneriler devletin ilgili makamlarınca dikkate alınır ve uygulamaya konulur.
Zira öneriyi sunan, bu işin üstadı olan Yılmaz Büyükerşen…
 
 
 
1000
icon
Mehmet 27 Mart 2020 12:42

Hep geçmişin özlemi içinde olanlar var hala. Her şey değişt,. Bilim değişti, teknoloji gelişti. Hala uzaktan mektupla eğitim alıp veya, Ecevit zamanında üç ayda mezun edilip öğretmen yapılmaları mı eğitimde fırsat eşitliği diyorsunuz. O yüzden ülke çoçukları bu cahil cühelanın elinde eğitimsiz, bilgisiz yetişti. Bu ülkenin geleceğ,i köşesinde oturarak ahkam kesenlere değil, bilim kurulları karar veriyor. Alanında uzmanlaşmış proflarımız, hocalarımız, doktorlarımız var. Böyle konulara siyaset hiç girmemeli.

9 6 Cevap Yaz
Haklı 27 Mart 2020 12:25

Haklı ve yerinde bir önerme, güzel bir düşünce doğrusu. Nede olsa bu TRT kurumuna istisnasız elektrik faturası ödeyen, cep telefonu alan, herhangi bir elektronik ürün alan her vatandaş TRT payı adı altında vergi veriyor. Versinler 1 kanalı bari, en azından vergilerimiz eğitim için harcanıyor deriz. Diğer türlü zaten TRT nin kimlerin oyuncağı olduğu besbelli. Her kesimden vergisini alan bu kuruluş birazda her kesime hitap etmeli.

3 8 Cevap Yaz
hee 27 Mart 2020 11:28

bu ortamda kanal ihalesimi olur diyenler kanal a talip olmuşlar her şey daha güzel olacak ya kanalı hangi amaçlarla kullanacakları bilmiyoruz sanki hee ya biz bidon kafalıyız ya otursun oturduğu yerde dışarılarda gezmesin YASAK bizi izlemeye devam etsin

6 3 Cevap Yaz
Heee ya heee

Haberi nerenle okuyorsun? TRT nin 1 kanalı Anadolu Üniversitesine verilsin diyor. Belediyeye verilsin demiyor. Eğitim için öneri sunuyor adam, sen gelmişsin bıdı bıdı ediyorsun.. Ne yiyip, ne içiyorsunuzda bu kafaya erişiyorsunuz ? Yazmak için yazma şuraya...

4 7
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat