alexa
Fast Express tepe banner kampanya

Bir AK Partili, bir CHP’li, bir de DEVA’lı ortaklaştı!

Önceki günlerde, Odunpazarı Belediyesinin pandemiden sonra gerçekleştirdiği ilk meclis toplantısında gündeme gelen dikkat çekici bir konuyu ele almıştım.

11 Ağustos 2020 08:38
A
a
Önceki günlerde, Odunpazarı Belediyesinin pandemiden sonra gerçekleştirdiği ilk meclis toplantısında gündeme gelen dikkat çekici bir konuyu ele almıştım.
Hatırlatmak gerekirse, neydi o konu?
Çok kısa özetle…
AK Parti grubu, Odunpazarı Kaymakamlığı’nın, Covid-19 sürecinde belediyeden daha fazla yardım ulaştırdığını savunmuştu.
CHP grubu ise salgın yüzünden neredeyse geliri olmayan belediyeler ile devletin karşılaştırılamayacağını, Aşevi hesaplarına konulan blokeye rağmen belediyenin ayni yardımları arttırarak sürdürdüğünü ifade etmişti.
Hemen akabinde ise Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Odunpazarı Kaymakamlığı’nın kimlere nakdi yardım ulaştırdığını seçilmiş ve sorumluluk sahibi bir belediye başkanı olarak öğrenmek istediğini, doğru kişilere yardım ulaştırılıp ulaştırılamadığı noktasında güveninin olmadığını söylemişti.
 
*
 
Bu diyalogları, MIH sütunlarında yayınlamamla birlikte, Odunpazarı Belediye Meclisi AK Parti Grup Başkan Vekili Murat Özcan cevap hakkını kullanmak istemiş ve açıklamasında kaymakamlığı savunmuştu.
Özcan, Kaymakamlığın denetim altında olduğunu, yardımların yoksullara ulaştırıldığını ve diğer siyasi partilerden de kendilerine isim verildiğinde araştırmalar neticesinde yardım yapıldığını vurgulamıştı.
 
*
 
Özcan’ın bu ifadeleri üzerine bir AK Partili eski yönetici, bir CHP’li meclis üyesi, bir de DEVA partisinden tanınmış bir isim arayıp düşüncelerini paylaştılar.
Pek çok şey anlattılar, ancak üç ismin de ortaklaştığı görüş şu oldu:
 
YARDIMLAR OBJEKTİF DAĞITILMALIDIR
“Murat Özcan’ın, iktidar partisinin bir yetkilisi olarak Kaymakamlığı savunması gayet normal. Ancak açıklamasında, endişe verici bir itiraf söz konusu. Siyasi parti temsilcilerinin bile, yoksullara yardım yapılması için kaymakamlığa değil de bir siyasi partiye, yani AK Parti’ye başvurmaları oldukça tehlikelidir. Muhtaç insanlar da o şekilde; kaymakamlığa değil de AK Parti’ye başvurduklarında işleri görülüyorsa, vay halimize. Durum böyle olunca, yardımların partizanca dağıtıldığı yönünde kuşkularımız artıyor. Oysa olması gereken ‘parti devleti’ mantığını terk edip, insanların partiyle değil de devletle işini görmesini sağlamaktır. Yardımların, devletin bürokratlarınca objektif değerlendirmeyle dağıtılması gerekmektedir. Olması gereken budur, doğru olan bu uygulamadır ve demokrasi de bu uygulamayı işaret eder.”
 
*
 
Sizce de öyle değil mi?
 
 

Covid-19’la mücadele ‘maskeli balo’ya döndü!

 
Bir evlat 60 yaşına da gelse, ebeveyni yaşıyorsa eğer, 60 yaşındaki evladı için hala endişe duyar ve koruma içgüdüsü her an işler.
 
*
 
Devletler de öyledir.
Halk, devletin çocuğudur.
Ve devlet, halkını korumakla yükümlüdür.
 
*
 
Konuyu Covid-19’a getireceğim.
Mücadeleye iyi başlayan Türkiye, ‘ekonomik kaygılarla’ tedbirleri gevşetti.
Vaka sayımız günden güne artıyor.
İyileşen sayımızda gelişme yaşanmıyor.
Ölü sayımız zikzaklar çiziyor.
Test sayımız oldukça az seyrediyor.
 
*
 
Ve algı, “çıkın sokağa, gezin, dolaşın, yiyin, için” şeklinde yönetildiği için, toplumda ciddi bir rehavet havası oluşuyor.
 
*
 
Devlet şunu diyemez: Kalan sağlar bizimdir!
Niye?
Çok ünlü bir sözdür: İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın!
 
 

En iyi lider?

 
Türk Kızılay Eskişehir Şube Başkanı Egemen Temizsoy, kişisel Twitter hesabından dikkat çeken bir paylaşım yaptı.
Şöyle ki: “En iyi lider, varlığı en az hissedilendir; o işini yapıp bitirdiğinde, amacına ulaştığında herkes şöyle der: Bunu biz kendimiz başardık.”
Temizsoy’un bu düşüncesinin altına imzamı atıyorum.
Keşke Türkiye’de, böyle kaliteli liderler olsa.
Bu arada aklıma takılmıyor değil.
Başkan Temizsoy, söz konusu paylaşımıyla birine ya da birilerine mesaj veriyor olabilir mi?
Elbette olabilir.
Ancak olmayabilir de; sadece düşüncesini paylaşmıştır belki…
 
 

AK Parti’nin attığı imzanın destekçisiyim

 
İstanbul Sözleşmesi, AK Parti hükümeti tarafından 2011’de imzalandı ve 2014’te yürürlüğe girdi. AK Parti’nin, insan hakları, cinsiyet eşitliği ve toplumsal yaşama ilişkin 18 yıl boyunca yaptığı belki de en iyi iş. Bir yurttaş olarak, AK Parti’nin attığı imzanın sonuna kadar destekçisiyim.
Fakat aynı AK Parti’nin, imzaladığı İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek istemesi büyük bir çelişkidir. Tamiri zor olacak bir yanlıştır. Bahsi geçen sözleşmeye imza atılması ne kadar faydalı olmuşsa, imzanın çekilmesi ‘eşit yurttaş’ mücadelesine bir o kadar zarar verecektir.
 
 

Gaye Usluer ve çil yavruları

 
CHP kurultayı yapıldı. Prof. Dr. Gaye Usluer, beşinci kez Parti Meclisi üyesi olarak seçilmeyi başardı.
Seçimden üç gün sonra ise şöyle bir paylaşım yaptı: “Kaybedince örgüt kaybettirdi(!) Kazanınca ‘ben’ kazandım(!) Yok, öyle bir dünya. Ben değil ‘biz’ olduğumuzda, benimle değil ‘örgütümüzle birlikte’ dediğimizde kazanacağız.”
Usluer’in bu manidar paylaşımı sonrası, bir takım şahsi menfaatler uğruna CHP örgütünü güçten düşürmek amacında olanlar, çil yavrusu gibi dağıldılar!
 
 
 
Arıman masaustu reklami
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat