2 Ağustos gecesinde Tepebaşı Kumlubel Parkında patlayan silah sesleri, Eskişehirlilerin uykularını bölmüştü. Aralarında husumet bulunduğu öne sürülen iki genç grup arasında çıkan silahlı çatışmada, maalesef 23 yaşındaki Enes Öz ve 34 yaşındaki Volkan Taşdelen, vücutlarının çeşitli yerlerine aldıkları mermi yaraları neticesinde hayatlarını kaybetmişlerdi.
2 Ağustos gecesinde Tepebaşı Kumlubel Parkında patlayan silah sesleri, Eskişehirlilerin uykularını bölmüştü. Aralarında husumet bulunduğu öne sürülen iki genç grup arasında çıkan silahlı çatışmada, maalesef 23 yaşındaki Enes Öz ve 34 yaşındaki Volkan Taşdelen, vücutlarının çeşitli yerlerine aldıkları mermi yaraları neticesinde hayatlarını kaybetmişlerdi.
Şimdi düşünebiliyor musunuz; Eskişehir’in göbeğinde kelimenin tam anlamıyla silahlı bir çatışma yaşanıyor.
Olayla ilgili tek tesellimiz, Eskişehir Emniyeti’nin çok hızlı bir şekilde meseleyi çözmesi ve saldırganları yakalayarak adalete teslim etmesi. Cinayet Büro Amirliği ekiplerini tebrik ederiz.
Bu korkunç olaydan sonra elimize ulaşan veriler ise, kelimenin tam anlamıyla kanımızı dondurdu. Cinayet şüphelileri olan, Cevdet D. (35), Ahmet D. (18) ve Umut U’nun (30) ansiklopedi kadar kalın suç kayıtlarının olduğunu öğrendik.
“Milliyetçilik yaptıkları tespit edilmiştir” diye gazetecilerin tutuklanıp zindanlara atıldığı bir ülkede, suç makinelerinin sokaklarda ellerini kollarını sallaya sallaya dolaşmasını nasıl kabul edebiliriz?
Hani Nasreddin Hoca’nın bir sözü vardır, “Taşları bağlamışlar, itler serbest geziyor” diye. Geldiğimiz nokta tam olarak budur. Suçlular serbestçe geziyor ve suç işliyor. Sonra kahraman polisimiz onları bir kere daha adalete teslim ediyor. Sonra koltuğunu korumaktan başka gayesi olmayan bir politikacı çıkıyor ve, “Alayını serbest bırakın” diyor ve her şeye yeniden başlıyoruz.
Sizi bilmem ama ben azılı bir suçlu olsam, Türkiye’den daha iyi bir ülke bulamazdım kendime…
Kanser hastaları sıksın dişini
23 yıllık AK Parti iktidarının yaptığı güzel icraatlardan biri de, sağlık sisteminin daha insan odaklı hale getirilmesiydi. Ancak bu konuda da – her konuda olduğu gibi – geri gidiyoruz.
Son olarak kanser ilaçlarının hastanelerden temin edilecek olması, bize eski günleri hatırlattı. Vatandaşlar eskiden ilaçlarını ücretsiz olarak alabiliyordu. Ancak saatlerce hastanelerin eczane kuyruklarında beklemek zorunda kalıyorlardı.
Maalesef ülkemizdeki ilaç üretimi, ihtiyaçlarımızı karşılamaktan uzak. Her ne kadar AK Partililer, “İhtiyacımızın yüzde 80’ini kendimiz üretiyoruz” deseler de gerçekleri söylemiyorlar.
Tabii ilaç almak için Amerikan doları veya EURO kullanmanız gerekiyor ki, bu paralar da bizde yok; hepsini yandaş müteahhitlere aktarıyoruz.
Sonuç olarak hükümet ilaç alacak parayı bulmakta zorlanıyor. Böyle olunca da eczanelerde pek çok ilaç bulunmuyor.
Son olarak Eczacı Oda Başkanı Mustafa Çelik de konuyla ilgili bir açıklama yaptı. Çelik hastaların şehir merkezindeki hastanelere gitmek zorunda kalacağını söyledi.
Bu arada bahsettiğimiz hastalar, grip olmuş, hapşuran hastalar değil. Burada kansr hastalarından bahsediyoruz.
Geldiğimiz durumu görüyor musunuz? Bu ülkenin kanser hastaları bile ilaç bulamıyor.
Ama üzülmeyin. Bir de olaya iyi yönünden bakmak lazım. Çok şükür pek çok saraylarımız oldu. Allah bu günleri de gösterdi. Kanser hastaları da “Emr-i Hakk” vaki olunca, zaten acı çekmeyeceklerdir. Sıksınlar biraz dişlerini…