1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, adı üzerinde emekçilerin dayanışmasını ifade eden özel bir gün. 1 Mayıs’ta alanları dolduran emekçiler tüm Türkiye’de olduğu gibi Eskişehir’de de yaşadıkları sorunları ve buna karşı geliştirdikleri çözüm önerilerini kamuoyuyla paylaşma imkanı buluyorlar.
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, adı üzerinde emekçilerin dayanışmasını ifade eden özel bir gün.
1 Mayıs’ta alanları dolduran emekçiler tüm Türkiye’de olduğu gibi Eskişehir’de de yaşadıkları sorunları ve buna karşı geliştirdikleri çözüm önerilerini kamuoyuyla paylaşma imkanı buluyorlar.
Bu aslında emekçinin sesinin daha gür çıkmasına, emekten gelen gücünün dayanışmayla artmasına işaret eder.
Gelin görün ki…
Eskişehir’de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipler Birliği (TTB) temsilciliklerinin, Türk-İş ve buna bağlı sendikaları 1 Mayıs Tertip Komitesi dışında tutma yönünde bir eğilim gösterdikleri konuşuluyor.
Türk-İş’in iktidar yanlısı bir tavır içinde bulunmasına bir tepki mi, yoksa Eskişehir’de sendika başkanları arasında yaşanan sorundan mı kaynaklanıyor bu durum bilmiyorum…
Ancak her ne olursa olsun bir ayrışmanın olduğu görülüyor.
Yaklaşık bin 800 üyesi bulunan Türk Harb-İş Sendikası Eskişehir Şube Başkanı Hasan Atak, ESTV yayınında, 1 Mayıs kutlamalarında Türk-İş’in dışarıda tutulmasını eleştirdi ve şu çağrıyı yaptı:
“Türk-İş’e bağlı bir sendikanın başkanı olarak söylüyorum, DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’li 4’lü yapı, farklılıkları bir kenara bırakmalıdır. Eskişehir’de 1 Mayıs’ı birlikte kutlamalıyız. Emeğin gücünün dayanışmayla kazanacağını unutmadan, emeğin temsilcileri olarak temsiliyetimizi doğru kullanarak, suni tartışmaları dışında tutup somut verileri ortaya koyarak birlikte 1 Mayıs’ı kutlayalım. Başka bir çözüm de aramayalım.
Altını çizerek söylüyorum. Emekçilerin beklentileri de bu yönde. Farklı alanlarda farklı yerlere, bölünmüşlüğe çağrı yapmak işçilerin, emekçilerin hizmetine bir anlayış değildir.
Lütfen 1 Mayıs çağrısını bu şekilde yapmasınlar, emek gücünü bölmek isteyenlerin değirmenine su taşımasınlar. Birlikte bayram havasında kutlayalım. 1 Mayıs’ı protesto günü olarak değil dayanışma günü olarak görüyoruz.
İşçilerin kendilerini yalnız hissetmediği… Ouz omuza veren bir kitlenin varlığını ülkede hissettirmek amacını iyi bilerek hareket etmeliyiz. Bu düşüncenin alanda olmasını istiyoruz. Umarım herkes bir kez daha düşünür ve bir adım atılır. Bu tartışma da son bulur.”
Bu çağrı son derece kıymetli.
10 yıldan fazla bir süre Türk-İş’in de arasında bulunduğu 1 Mayıs Tertip Komitesi Eskişehir’de 1 Mayıs organizasyonu yapıyor.
Özellikle sağ iktidarların 1980’den sonra Türkiye’de model seçtiği “Böl, parçala, yönet” anlayışına hizmet edecek tuzaklara emekçilerin düşmemesi gerekir.
Avukat enflasyonu!
Türkiye'de avukat sayısı 2026 itibarıyla 210 bine dayandı.
Avukat sayısı 26 yılda 5 kat, son 5 yılda ise yüzde 44 artış gösterdi.
Örnek olması açısından, 68 bin avukatın bulunduğu İstanbul’da bir avukata düşen nüfus 230’a kadar geriledi.
Nüfusa oranla avukat sayısı giderek artıyor.
Eskişehir’de ise bu ay itibarıyla Baro’ya kayıtlı 2 bin 20 avukat var.
Bir avukata düşen nüfus 460 kişi.
Tabi bu da avukatlık mesleğinde yığılmaya neden oluyor.
Nüfusa göre avukat sayısının dengelenmesi, artışın mesleki sürdürülebilirlik açısından durdurulması şart.
Bunun önüne geçebilmek için Türkiye Barolar Birliği’nin girişimiyle hukuk fakültelerinde kontenjanlar düşürüldü, baraj 100 bine çekildi ama yine de avukat sayısı çok fazla.
Bugünlerde, asgari ücretle çalışan oldukça fazla avukat olduğunu, yeterli kazanç elde edemediğinden hatta başka işlere yönelenlerin bulunduğunu duyuyoruz.
Bu, sadece ekonomik değil aynı zamanda bir meslek itibarı sorunu.
Çünkü bir meslek ne kadar değersizleşirse, adalet sistemine olan güven de o kadar aşınır.
İşin en ironik tarafı Türkiye’de adalet, hukuk ve yargı tartışmaları hiç olmadığı kadar çok.
Ama bu kadar “hukuk konuşulan” bir ülkede, avukatlar geçim derdinde.
Bu çelişki üzerinde düşünmek gerekiyor.