Eskişehirspor dediğin, pes etmeyi bilmeyenlerin hikâyesidir!
Bazı galibiyetler vardır, tabelaya üç puan yazar geçersiniz. Bazı galibiyetler ise insanın içine işler, yıllardır biriktirdiği duyguları harekete geçirir, umutlarını yeniden ayağa kaldırır. Eskişehirspor’un Altay deplasmanında aldığı 4-1’lik galibiyet, işte tam da böyle bir galibiyetti.
Alsancak’ta ilk yarı bittiğinde skor tabelasında Altay’ın üstünlüğü vardı. Ev sahibi ekip 26’ncı dakikada öne geçmiş, Eskişehirspor soyunma odasına 1-0 geride gitmişti. Ancak ikinci yarıda sahaya çıkan takım, yalnızca skoru değiştirmek için değil, kendi hikâyesini yeniden yazmak için mücadele etti. Beykan Şimşek’in penaltı golüyle başlayan geri dönüş, Atalay Yıldırım’ın art arda bulduğu üç golle muhteşem bir galibiyete dönüştü. Kırmızı Şimşekler, deplasmanda 1-0 geriye düştüğü maçı 4-1 kazanarak hepimize bir kez daha Eskişehirspor’un neden sıradan bir takım olmadığını hatırlattı.
Üstelik bu galibiyetin en güzel tarafı, yalnızca dört gol atılmış olması değildi. Asıl mesele, geriye düşmesine rağmen inancını kaybetmeyen bir takımın sahada gösterdiği karakterdi. Futbolda bazen taktik konuşulur, bazen kadro kalitesi, bazen de bireysel yetenekler… Ama bazı maçlar vardır ki bütün bunların üzerine başka bir şey koyar: yürek!
Eskişehirspor’un Altay karşısındaki geri dönüşünde gördüğümüz şey tam olarak buydu. Maçın sonucu henüz belli değilken vazgeçmeyen, mücadeleyi bırakmayan ve son düdüğe kadar savaşan bir takım vardı sahada. Atalay Yıldırım’ın hat-trick yaptığı bu gecede Eskişehirspor, sadece rakibinin filelerini değil, taraftarının yüreğini de üç kez daha heyecanla titretti.
Çünkü Eskişehirspor’un hikâyesinde geri dönüşler, hiçbir zaman yalnızca skorla ilgili olmadı.
Düştüğü yerden kalkmayı bilenlerin takımı
Futbolun doğasında yükselmek de var, düşmek de. Şampiyonluklar kadar hayal kırıklıkları da var.
Eskişehirspor taraftarı, zor günlerin ne demek olduğunu herkesten iyi biliyor. Bu arma için yaşanan sevinçleri de gördü, hayal kırıklıklarını da. Yükselişleri de yaşadı, düşüşleri de… Ama siyah-kırmızı renklere duyulan sevginin bir puan cetveline sığmadığını defalarca gösterdi.
Çünkü Eskişehirspor taraftarlığı, yalnızca maç günü atkı takıp tezahürat yapmak değildir. Bazen haftalarca beklemek, bazen üzülmek, bazen öfkelenmek, bazen de bütün olumsuzluklara rağmen yeniden inanmayı seçmektir.
O yüzden Eskişehirspor’un tribünleri, yalnızca bir futbol takımını destekleyen insanların toplandığı yer değildir. Orada çocukluğunu hatırlayanlar, babasının elinden tutup ilk kez maça gidenler, yıllar önce kaybettikleri sevdikleriyle aynı tribünde yaşadıkları anıları taşıyanlar vardır. Bir de formasını çocuğuna giydirip bu sevgiyi yeni nesillere aktaranlar…
Kimi için Eskişehirspor bir çocukluk hatırasıdır, kimi için aileden kalan bir miras. Kimi için şehrinin en büyük ortak noktasıdır, kimi için en zor günlerinde bile vazgeçemediği bir sevdadır.
Bu nedenle Eskişehirspor’un kazandığı her maç, yalnızca futbolcuların hanesine yazılan bir galibiyet değildir. Şehrin sokaklarında, evlerinde, iş yerlerinde, kahvehanelerinde ve tribünlerinde hissedilen ortak bir mutluluktur.
Ve son olarak şunu söylemek gerekiyor:
Eskişehirspor sevdası, sadece kazandığında sevinenlerin değil, zor günlerinde de arkasını dönmeyenlerin sevdasıdır.
Çünkü Eskişehirspor dediğin, bir şehrin kalbinde atar. Bazen bir golle hızlanır, bazen bir mağlubiyetle sızlar ama asla kolay kolay susmaz.
Yolun açık olsun Eskişehirspor. Bu şehir sana inanıyor. Bu arma için umutlanan, bu renkler için heyecanlanan ve her şeye rağmen “Es Es” diye haykıran insanlar, seninle yürümeye devam ediyor.