yandex

AK Parti’ye kumpas

Hükûmetin kontrolünde olan Dede Korkut Parkı’nda “Anne ve Bebek” etkinliği yapmak isteyen 75 Eskişehirli anne, parktan kovuldu.

10 Ekim 2026 09:42
A
a
Hükûmetin kontrolünde olan Dede Korkut Parkı’nda “Anne ve Bebek” etkinliği yapmak isteyen 75 Eskişehirli anne, parktan kovuldu.

Dede Korkut Parkı yapıldığı zaman bazı AK Partili dostlarımız, “Eskişehir’in duvarlarla çevrili olmayan tek parkı” diyerek, ne kadar özgürlük yanlısı olduklarını ballandıra ballandıra anlatıyordu. Halbuki görüyoruz ki etrafı duvarlarla çevrili olmayan aynı Dede Korkut Parkı, müthiş bir “gerici” zihniyet duvarlarıyla çevrilmiş.

Bu arada hemen belirteyim, mahalle aralarındaki parkların – ki onlara “bahçe” demek lazım – etrafının duvarlarla çevrili olmaması doğaldır. Ancak büyük parkların etrafı duvarla çevrilir ve giriş – çıkışlar kontrol edilir. O parkta bir çocuk da kaçırılabilir, bir taciz olayı da yaşanabilir. Nitekim aynı AK Partili dostlarımız Recep Tayyip Erdoğan Millet Bahçesinin etrafının duvarlarla çevrili olmasına seslerini bile çıkartmadılar.

Dede Korkut Parkı ise küçük – orta ölçekli bir park ve etrafında duvar olmaması çok doğal. Anormal olan aynı parkın etrafının çağ dışı bir zihniyetle çevrili olması.

Daha önce de Dede Korkut Parkı’nda kadınlar yoga yapmak istemiş, ancak aynı zihniyet tarafından engellenmişti. O olaydan sonra AK Parti çok eleştirilmişti. Bizzat bana, pek çok sosyal medya trolü tarafından ağza alınmayacak hakaretler yapıldığını çok iyi hatırlıyorum.

Ancak AK Parti’nin bu olaydan zarar gördüğünü düşünen Nabi Avcı, özgürlüklerden yana tutum alınca, aynı satılık troller, Nabi Avcı’yı desteklemekten de geri durmamışlardı.

Şimdi aynı Dede Korkut Parkı’nda 75 annenin bebek arabalarıyla gelip spor etkinliği yapmasına izin verilmiyor.

O annelerin bebek arabalarıyla parka gelmesinin, devletin milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit ettiğini mi düşünüyorsunuz? Allah aşkına nedir sizin derdiniz?

“Kadınlar erkeğin malıdır. Sahipleri izin vermeden sokağa bile çıkamazlar” diye düşünen bir anlaşın Eskişehir’de karşılığı olacağını mı düşünüyorsunuz?

İşin aslı bu olaydan dolayı AK Parti’yi eleştirmiyorum. Çünkü tanıdığım tüm AK Partililer bu olaydan çok rahatsız oldular. Pek çok AK Partili de sosyal medyada bu olaya tepki gösterdi.

Çünkü işgüzar bir yetkilinin yaptığı bu saçma hareketin faturasının AK Parti’ye çıkacağını çok iyi biliyorlar. Netice itibarıyla merkezi Trabzon’un Of İlçesinde bulunan bir şirketin yetkilisinin aldığı bir karar, AK Parti’nin hiç suçu olmamasına karşın, onlara fatura edilecek.

Nitekim bu menfur olaydan sonra YENİ Partili belediyeler de boş durmadılar ve, “Bizim parklarımızda istediğiniz etkinliği yapabilirsiniz” diyerek, AK Parti’ye güzel bir gol attılar.

Bu açıdan baktığınız zaman ortada AK Parti’ye karşı kurulmuş bir kumpas olduğunu söyleyebiliriz.

Elbette AK Partililer doğrudan sorumlu olmasalar da çok da “AK” değiller. Bu yaşanan bir değil ikinci olay. Demek ki “Yoga Skandalı”ndan gerekli dersleri çıkartamamışlar.


Belediyelere haksızlık etmeyelim

Hem Odunpazarı hem de Tepebaşı Belediyelerinin bütçeleri, kendi meclislerinde oy çokluğuyla kabul edildi. Buna göre Odunpazarı Belediyesi’nin yaklaşık 1 milyar, Tepebaşı Belediyesi’nin ise 500 milyon lira borçlanması gerekecek. Bu bütçelere – doğal olarak – AK Partililer itiraz ettiler ve aleyhte oy kullandılar. AK Partili Belediye Meclis üyelerinin işi, ilgili belediyeleri eleştirmek. Dolayısıyla, “Neden bütçeye hayır oyu verdiniz?” diye kendilerinden hesap soramayız.

Öte yandan her iki belediyenin de ciddi bir borç yükü altına girmediğini görüyoruz. Bu borçlar, halka hizmet etmek için veriliyor. Kaldı ki Sayıştay her iki belediyeyi de denetliyor. Bütçelerinin har vurulup harman savrulduğuna ilişkin bir sonuç bulamadılar. Üstelik “CHP’li belediyeleri silkeleyin” talimatı da hatırımızda. Gerçi bu belediyeler artık CHP’li değil YENİ Partili. Ancak yine de aynı zihniyet tarafından silkelendiklerini biliyoruz.

Her iki ilçe belediyemize de haksızlık etmeyelim. Bize az bütçeleriyle hizmet ediyorlar ve bir yandan enflasyon canavarıyla savaşıyor, bir yandan da “Silkeleyici” zihniyetle mücadele ediyorlar. Hizmetlerini de aksatmıyorlar.

Son cezamız olsun 

Ligde iyi yolda ilerleyen Eskişehirspor, kendi evinde ligin iddialı takımlarından Etimesgut’u ağırlayacak. Son 5 maçta yalnızca 1 gol yiyen Ankara takımı çok dişli bir takım. Ancak eğer ki şampiyon olmak istiyorsak, işte bu dişli takımlardan daha kuvvetli olmamız gerekiyor.

Bu maçı da – maalesef – seyircisiz oynayacağız. Geçtiğimiz sezon kendini bilmezler yüzünden aldığımız seyirci cezasını son olarak çekeceğiz.

Türkiye Futbol Federasyonu, bize karşı gaddarca bir tutum sergilese de, aldığımız bu cezaya itiraz edemiyoruz. Çünkü bu cezayı hak ettik. Umarız bu, son cezamız olur. Bir daha seyircisiz maç yapmak zorunda kalmayız.

Rusya nükleere hazırlanıyor

Tam 4 senedir Ukrayna’da bataklığa saplanan Rusya’nın savaşı kazanamayacağı kesinleşti. Bizim kuşağımız için Sovyetler Birliği demek, müthiş bir savaş makinesi demekti. Birlik dağılınca da Rusya’nın Sovyetler Birliği’nin bir devamı olduğunu düşündük. Hepimiz değil belki ama çoğumuz, Rusya’nın faşist bir ülke olduğunu bilsek de savaş kabiliyetinin güçlü olduğunu varsaydık.

Oysa Ukrayna savaşı Rusya’nın “Kâğıttan Kaplan” olduğunu bize gösterdi.

Şimdi aynaya baktığı zaman kendisini Büyük Petro gibi hisseden diktatör Putin, karizmasını çizdirmemek için son kozunu sahaya sürmeye hazırlanıyor. Rusya – belli ki – atom bombası kullanarak son bir çılgınlık yapma niyetinde. 

Peki Rusya atom bombası kullanırsa ne olur? İçimizdeki “Rusçular”ın bunu hemen savunacaklarına adım kadar eminim. Ancak Rusya’nın atom bombası kullanması, Amerika’nın ve hatta İsrail gibi haydut devletlerin de önünü açacaktır. Dünya barışının hiç olmadığı kadar tehlike altında olduğunu görüyoruz. Umarız diktatör Putin’de sağduyunun zerresi kalmıştır ve “Atom bombası kullanıp savaşı kazanacağıma, kullanmayıp savaşı kaybetmeyi tercih ederim” diye düşünür. Aksi taktirde vay insanlığın hâline…

Tarihte Bu Hafta

Fetih ve kurtuluş

Bundan tam 103 yıl önce 6 Ekim 1923’te Türk birlikleri İstanbul'a girdi ve yaklaşık 5 yıl süren Müttefik işgali resmen sonlandı. 

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Osmanlı Devleti yenilmiş ve İtilaf Devletleri, stratejik önemi çok büyük olan İstanbul’u denetim altına almıştı.

İngiliz, Fransız ve İtalyan orduları 13 Kasım 1918’de İstanbul’u fiilen işgal ettiler. Ancak Payitaht, o sıralarda resmen işgal edilmemiş sayılıyordu.

Bu olay Mustafa Kemal önderliğinde Anadolu’da yeni bir milli mücadelenin başlamasının nedenlerindendir. İlbette İzmir’in gaddar Yunan orduları tarafından işgal edilmesi de bardağı taşıran damla oldu. Bu olaylardan sonra Anadolu giderek kuvvetlendi ve İstanbul hükumeti, il sınırlarının dışına sözünü geçiremez hâle geldi. Hatta İstanbul’da başllayan direniş teşkilatlarını da sayarsak, Saray iktidarının kendi başkentine bile söz geçiremez olduğunu görürüz.

Daha sonra Osmanlı hükûmeti son parlamentoyu toplayarak, biraz kuvvetlense de, son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin milli mücadeleden yana tavır alması, İstanbul’un resmen işgal edilmesine yol açtı. İşgal kuvvetleri bir hayli de kan dökerek, 16 Mart 1920’de milletvekillerini tutukladılar ve Malta Adasına sürdüler.

Tarihi fasılları çok uzatmayalım. Türk Ordularının İzmir’e girmesiyle birlikte, Osmanlı’nın selası da okunmuş oldu. Adı konmamış genç Cumhuriyet, ültimatom vererek, İstanbul’un derhal boşaltılmasını talep etti.

Müttefikleri Yunanlıları kaybeden, İtalyan ve Fransızlardan çoktan umudunu kesen İngilizler de geldikleri gibi gittiler. Muzaffer Türk orduları ise 6 Ekim 1923’te İstanbul’u kurtardı.

İstanbul’un 1453’te Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmesi çok önemli bir olaydır. Ancak 1923’te İstanbul’u kurtaran Mustafa Kemal’e de minnet borçluyuz. O olmasaydı bugün İstanbul’da Türklükten bahsedemeyecektir. İstanbul’u fethedeni de kurtaranı da saygıyla anıyoruz.

Günün Sözü

Böcek olmayı kabul edenler, ayaklar altında kalıp ezilmekten yakınmamalıdır.    

İmmanuel Kant
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...