Prof. Dr. Turan Akman Erkılıç

Öğretmenler gününün ardından…

Öğretmenler günü meslek grupları içinde en çok ilgiyi gören, en görkemli biçimde kutlanan bir gün olarak öne çıkmakta.  Geçen hafta kutladığımız öğretmenler gününün bu genel görünümün hiç de altında kalmadığını, üstüne üstlük daha görkemli, daha yoğunluklu ve daha içtenlikle kutlandığını söylemek mümkün. 

2 Aralık 2023 09:59
A
a
Sütiş Eskişehir
Kazım Kurt Seçim 2024 DT haber içi
Öğretmenler günü meslek grupları içinde en çok ilgiyi gören, en görkemli biçimde kutlanan bir gün olarak öne çıkmakta.  Geçen hafta kutladığımız öğretmenler gününün bu genel görünümün hiç de altında kalmadığını, üstüne üstlük daha görkemli, daha yoğunluklu ve daha içtenlikle kutlandığını söylemek mümkün.  Öğretmenler gününü bu kadar güçlü kılan; öğretmenlik mesleğinin temel nitelikleridir demek pek de yanlış olmayacaktır…
Öğretmen; kimi zaman ana, kimi zaman baba, kimi zaman usta, kimi zaman sırdaş, kimi zaman öğüt veren rolleriyle hepimizin hayatında unutulmaz bir yeri olan, derin saygı duyulan bir şahsiyettir. 
Üstüne üstlük öğretmenler diğer pek çok kamu görevinden farklı olarak ülkenin en ücra köşelerine tüm olanaksızlık ve zorluklara rağmen gidip görev alan; ülkenin sosyal ve ekonomik gelişimine katkı veren özverili bir meslek grubu…
Öğretmenliğin tüm meslek gruplarından en önemli farklılığı insanın davranışları üzerine çalışıyor olmasıdır. Nitekim günlük yaşamda en küçük bir hastalığımızda doktora ihtiyaç duyduğumuz gibi; yaşamda yer aldığımız, geldiğimiz, görev yaptığımız ve başardığımız noktalarda da öğretmenimizi anımsamamız oldukça doğaldır.
Siyasetçisinden sanatçısına, futbolcusundan kamu görevlisine, iş adamından işçisine kadar çok değişik meslek ve çalışma gruplarına velhasıl tümümüzün yaşamlarına birer dokunuşları vardı öğretmenlerin…  Sürekli olarak geriye dönüp bakıldığında kimi zaman nostalji, kimi zaman bir gerçeklik duygusuyla anımsanan öğretmen ve öğretmenlik mesleği üzerine son derece hoş ve dolu söyleşilerinin olduğu hepimizin belleklerindedir…
Evet bütün bu yazılanlar, söylenenler doğrudur. Bununla birlikte öğretmen yetiştirme ve öğretmenlerimizin üzerine görüşler ifade edilirken göz ardı edilmemesi gereken bir başka nokta; eğitimin program, yapı ve yönetsel durumunun göz ardı edilmemesi gerçeğidir.
Evet Türkiye'de eğitimden yararlananların oranları yükselmekte…
Evet Türkiye'de en azından görünüm olarak dünden daha iyi, yapıca daha nitelikli okul, bina, işlik ve dersliklerimiz bulunmakta…
Evet dünden daha çok öğretmen ve adaylarımız bulunmakta…
Evet dünden daha iyi olanaklara sahip bireysel ortamlarımız var…
Bütün bunlara karşılık eğitimin niteliğinin düştüğü en üst düzeyden, sokakta sıradan yurttaşlara kadar çok büyük bir kesimin ortak görüşüdür.
Yine ortak bir görüş; eğitimin sürekli olarak günlük politikleştirme, dinin siyasete alet edilmesi, laikliğin hiçe sayılması, özelleştirme, piyasalaştırma ve kuralsızlaştırma sorunlarıyla yüz yüze oluşudur.
Kuşkusuz bu saptamaları akademiden siyasete, oradan sıradan yurttaşa kadar birçok sosyal kesim yapmaktadır.  Klasik bir deyiş olarak “lafla peynir gemisi yürümez” söylemi doğrudur. Kuşkusuz söylemle işlerin yürümesi olanaksızdır.  Ancak var olan durumun saptanması, çözüm önerilerinin oluşturulması ve bunların pratiğe konulması için öncelikli olarak var olan durumun belirlenmesi bir zorunluluktur.  Bu saptamalara bağlı olarak sorunun masaya yatırılması ve nelerin yapılacağının tartışılması kuşkusuz sonraki iş ve işlemlerdir.
Yine bir başka gerçek sorunların bütünüyle çözülmesinin olanaksız olduğudur. Alman düşünür Goethe’nin dediği gibi “buldum dediğin zaman her şey bitmiştir”.  Biraz genişleterek bizler şu şekilde ifade edebiliriz: Bulmak ve erişmek çok güçtür.  Bir bakıma çok mükemmel çözüm öneri ve pratiklerini yakalamak oldukça güçtür. Buna karşılık Türk eğitim sistemine neşter atmanın bir gereklilikten öte zorunluluk olduğu da çok açıktır.
Genel geçer olarak şu noktaları not etmek bir eğitimci için bir bakıma sosyal sorumluluk ve hatta görevdir:
Emrullah Efendi’nin tuba ağacı misali öncelikle öğretmen yetiştirmeden yani yükseköğretimden başlanmalıdır.  Türkiye öğretmen yetiştirmeyi sosyal, ekonomik, politik ve pedagojik tüm yönleriyle bilim ve demokrasi ilkelerine bağlı olarak ele almak, tartışmak ve somut pratik önerilerini ortaya koymak zorundadır.
Türkiye öncelikli olarak okul öncesi ve sınıf öğretmenliği programlarını amaç, içerik, öğretme süreçleri, ölçme değerlendirme ve yapısal olarak diğer öğretmen yetiştirme alanlarından farklı olarak ele almalıdır.  Bugün bu programlar 1960 ve 1970’lerden daha olumsuz durumdadır.  Çare vardır ve umutsuz olmaya gerek yoktur.
Öğretmenlerin işe giriş ve istihdamı, öğretmen yetiştirme sürecinden başlayarak yeniden ele alınmalıdır.  Bunun için akılcı birçok yol ve yöntem vardır. Ancak bu boyutta yol ve yöntemlerin tartışılıp Türkiye pratiğine aktarılması ve yeniden yapılandırma için siyaset kurumu desteğine gereksinim bulunmaktadır…
Öğretmenlerin ücret, sosyal güvenlik, çalışma koşulları, barınma, beslenme ve sosyal olanakları kamu görevleri arasında gıpta ile bakılacak bir biçimde yeniden düzenlenmelidir…
Mesleki örgütlenmelerden sendikaların kimi kazanımları olmakla birlikte toplumdaki algıları açısından olumsuz niteliklerinin bulunduğu açıktır.  Daha doğrusu sendikal örgütlenme, sarı sendikal örgütlenme yoluyla işlevsizleştirilmiş; öğretmen örgütlenmeleri politik kayırmacılık ve bölücülükle zayıflatılmış ve güçleri kırılmıştır.  Bu bağlamda mesleki örgütlenme konusunda, tüm öğretmen ve eğitimcilerin katılımıyla “öğretmenler ve eğitimciler odası” kurulması tartışmaya açılmalıdır…
Ne yazsak ne söylesek öğretmenlik mesleği ile öğretmen yetiştirme sorun ve çözümlerinin buraya sığdırılması olanaksızdır. 
Bu nedenle bir başka yazıda yeniden düşünmek, tartışmak ve ufukları genişletmek üzere...
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu Eskişehir haberi ilginizi çekebilir! İlginç Eskişehir haberi