Türkiye çarşamba gününe, ülkenin önemli televizyon kanallarından biri olan Halk TV’ye kayyum atandığı haberiyle uyandı.
Bunlar daha iyi günlerimiz. Çünkü en azından Halk TV’ye kayyum atandığını haber yapacak başka haber kanallarımız da var. Ki – anlaşıldığı kadarıyla – yakında kayyum atandığını haber yapacak televizyon kanalları da kalmayacak. Onlara da kayyum atanacak. Geriye “Almanya bizi kıskanıyor” haberini yapan AK Basın kalacak.
Halk TV’nin yayın politikasını pek beğenmezdim. Fakat özgür bir şekilde habercilik yaptıklarının da hakkını teslim ederim.
Türkiye’de son günlerde “fon skandalı”yla yatıp kalkıyoruz. Bir takım fon kuruluşları borsayı yönlendirerek, yaklaşık 22 milyar dolarlık vurgun yaptılar. Bu işin içinde AK Parti’nin Genel Başkan Yardımcısı düzeyinde yetkililerinin de olduğuna ilişkin kuvvetli şüpheler var. Elbette bu isimlerin hiçbirisi sorgulanmayacak. Ve yine elbette ki hırsızların çaldıkları paralar yanlarına kalacak.
İşte bu olayları soruşturan, gündeme getiren az sayıdaki televizyon kanalından biri olan Halk TV artık yayın yapamıyor.
Elbette Halk TV’ye “Efendimiz hükûmetini rahatsız edecek haberler yapmak” suçundan dolayı kayyum atanmadı. Başka bir suç bulunmak zorundaydı ve “Belediye ihaleleri üzerinden usulsüzlük ve kara para aklama” gibi suçlar isnat edildi. Ortada hiçbir delil yokken, bir televizyon kanalının kara para akladığına inanan varsa, zaten vicdanını şeytana çoktan kiralamış demektir.
İşin ilginci televizyon kanalına kayyum atıyorsanız, o kanalın yayınlarını neden engelliyorsunuz? Mesela Halk TV’nin “Meteorolojide bugün” programı yapması, “Devletin milletiyle bölünmez bütünlüğünü” mü tehdit edecek? Kayyumunuzu atayın, neyi araştıracaklarsa araştırsınlar, bu arada televizyon kanalı da yayınına devam etsin.
Bu kayyumu, yalnızca Halk TV’ye yönelik olarak da değerlendirmemek lazım. Bu olay, “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” tarzında bir etki de yaratıyor. Bu kayyum gelişmesi aynı zamanda, “Bana bak Kerem Akyıl sen çok konuşuyorsun. Kes sesini ve otur oturduğun yerde” mesajı da veriyor.
Öngörüde bulunmak suç mu?
Geçtiğimiz günlerde gazeteci Ali Tarakçı, “Beş gün içerisinde bir bakan istifa edecek” tarzında bir haber yapmıştı. Doğal olarak “Bu istifa edecek bakan da kim ola ki?” diye o dönemde papatya falı da açtık. Aradan beş gün geçti ve kimse istifa etmedi.
İşte bu olaydan dolayı Ali Tarakçı AK Parti’nin zindanlarına atıldı ve “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlamasından 1 ila 3 yıl arasında hapis istemiyle yargılanıyor.
Şimdi güzel kardeşim bir gazeteci aldığı duyum üzerine haber yapabilir. Eğer beş gün içerisinde bir bakan istifa etseydi, Ali Tarakçı kasım kasım kasılır, “Ben dememiş miydim?” derdi. Yok yaptığı haber yanlış mı çıktı? Bu durumda da karizması çizilen yine Ali Tarakçı olurdu.
Şimdi Eskişehir’de pek çok paralı troll, “Ayşe Ünlüce AK Parti’ye geçecek” diye algı yaratmaya çalışıyor. O kişileri de “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçundan zindana tıkacak mısınız?
Yine Efendimiz hükûmeti tarafından fonlanan pek çok AK Gazetelerde, “İYİ Parti bu hafta sonu kapanacak; kesin bilgi!” diye paylaşımlarda bulunuluyor. Her hafta İYİ Parti’den 7 – 8 milletvekilinin istifa edeceği haber yapılıyor. Üstelik bazı milletvekillerinin ismi de bu haberlerde zikrediliyor. Ve yine üstelik bu haberler 8 senedir yapılıyor. Yılda 52 haftadan 8 seneyi çarparsanız, yaklaşık 400 hafta eder. Demek tam 400 defa yaptıkları haberin aslı çıkmamış. Şimdi ortada bir gazetecilik suçu mu var? Şimdi bu haberleri yapanlar hapse mi atılmalı?
Ali Tarakçı’nın “Bu hafta sonu bir bakan istifa edecek” haberi, bir gazetecinin en doğal hakkıdır. Haber doğru çıkarsa alkışlarız, yanlış çıkarsa da meslektaşımızın itibar kaybettiğini görürüz.
Anayasanın 28’inci maddesi şöyle söylüyor: Basın hürdür, sansür edilemez. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.
Haber yapmak suç değildir. Asıl haber yapılmasını engellemek, anayasal bir suçtur…
(ANADOLU GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR.)