Moderatörlüğünü ES TV Haber Koordinatörü Rasim Kılıç’ın yaptığı programda Bakan Nabi Avcı, ES TV Genel Yayın Yönetmeni Soner Yüksel, İstikbal Gazetesi Yazıişleri Müdürü Murat Taşkın, Anadolu Gazetesi Yazıişleri Müdürü Cihan Yıldırım ve Yenigün Gazetesi Yazıişleri Müdürü Deniz Çağlar Fırat’ın referandum, kent gündemi ve ülke gündemine ilişkin sorularını cevapladı. Yazıişleri Müdürümüz Cihan Yıldırım’ın, “Sosyal medyada tanıtımlar, videolar dönmeye başladı. Profesyonel çekilmiş ve çok güçlü mesajlar veriyor. Orada hizmetler bağlamında Eskişehir’de ‘Her şeye rağmen’ gibi bir cümleniz var onu biraz tırnak içine aldım, altını da çizdim. Onu sormak istiyorum. Bu bağlamda da referandum çalışmaları kapsamında gerek hükümet üyeleri, gerek Cumhurbaşkanı, gerekse siz, teşkilat da aynı şekilde, hizmetlerle de bağdaştırıyorsunuz. Anayasa değişikliği anlatılırken stadyum, yollar, hastaneler, bunlar da gündeme geliyor. Bunu şahsen ben de merak ediyorum; bazı sohbetlerde de geçiyor, ‘Ne alakası var? Bunları konuşurken bu neden anlatılıyor? İktidar temsilcileri bunu neden örnek veriyor?’ gibi…” şeklindeki sorusuna karşılık veren Bakan Avcı, şunları söyledi;
Kolay bir 15 yıl değildi
Bu soruyu sormakta haklısınız. Ben özellikle gençlerle yaptığımız toplantılarda meseleyi şöyle anlatmaya çalışıyorum, diyorum ki; ‘Türkiye genç bir nüfus. Dolayısıyla gençler geçmişi çok iyi bilmiyorlar. Bugün 15 yıllık AK Parti iktidarı sayesinde, pek çok alanda iyi durumdayız.’ Yani her şey bitti, tamam, yapacak iş kalmadı anlamında söylemiyorum. Ama geçmişle, 15 yıl öncesiyle kıyaslandığı zaman, ulaşımda, sağlıkta, eğitimde, sosyal yardımlarda, şehircilikte, pek çok alanda bu 15 yılda gerçekten çok iyi şeyler yaptık. Veya muhalefete söyleyecek olursak, ‘İyi şeyler de yapıldı’. Ama bunlar kolay olmadı. Bu 15 yıl kolay bir 15 yıl değildi. Türkiye pek çok alanda ikiye, üçe katlandı. Kendi alanlarımdan örnek verecek olursam, eğitimde öğretmen sayımız ikiye katlandı. 480 bin civarındaydı 2002 yılında öğretmen sayısı, şimdi 1 milyonlara geldi. Niye? Çünkü Cumhuriyet tarihinde ilk defa, 15 yıl boyunca bütçeden en büyük pay Milli Eğitim’e ayrıldı. O sayede eğitime büyük yatırımlar yapıldı. Derslik sayısı artırıldı, öğretmen sayısı artırıldı… Ve ben bu sayede, hükümetin bütçeye ayırdığı paylar sayesinde, Cumhuriyet tarihinin en çok öğretmen atayan bakanı oldum. Sağlıkta da aynı şekilde pek çok şey yapıldı. Bunlar hep AK Parti iktidarı sürekliliği sebebiyle yapıldı. Geçmişle kıyaslandığı zaman, bir yıllık, iki yıllık hükümetler döneminde bunlar yapılamazdı. En küçük yatırım bile iki- üç sene sürüyor. AK Parti 2002’den itibaren bir sonraki seçimi de öngördüğü için, istikrar gördüğü için, bu teveccühü gördüğü için bu tür uzun vadeli yatırımlara da cesaret etti ve bunlar yapıldı. Ama bunlar yapılırken, perdenin gerisinde, masanın altında başka şeyler de dönüyordu. Bu bir engelli koşu biçimindeydi. 15 yıl AK Parti iktidarı bakımından gerçekten engelli koşu olarak cereyan etti. Daha iktidara geldiğinin birinci yılında hatırlayın, bunlar çabuk unutuluyor, AK Parti’nin kapatılması davası gündeme geldi. Büyük çoğunlukla Meclis’te iktidarı elinde bulunduran partiyi kapatma davası açtılar. Uyduruk bir iddianameyle parti kapatma davası, o geçti, hatırlayın Cumhuriyet Mitingleri… ‘Ordu göreve’ bilmem ne, falan… O geçti, 367 saçmalığı; ‘Cumhurbaşkanı’nı seçemezsiniz, seçtirmeyiz, seçilse bile Çankaya’ya çıkamaz’… Hiç ummadığım insanların bu tür beyanları çıktı, ‘Abdullah Gül’ü seçeceklermiş, seçsinler de görelim. Çankaya’nın yolunu zor bulur’ falan tehditleri. Gezi Olayları, Gezi Olayları sırasında kullanılan sloganlar; ‘Üçüncü Köprü’ye Hayır’, ‘Üçüncü Havalimanı’na Hayır’ falan… Bu sloganlar etrafında başlatılan gösterilerle, polis araçları, kamu binaları, bankaların camlarının, dükkanların vitrinlerinin kırılması, ciddi şiddet içeren bir gösteri kampanyası. Ve biz o zaman bu kampanyanın çok da yerli ve milli dinamiklerden kaynaklanmadığını, dışarıdan da özellikle yönlendirildiğini söylüyorduk.
O zaman ‘Paranoya’ dediler
O zaman ‘Bu da paranoya, bu kadarı da olmaz’ falan dendi. Buna örnek olarak verdiklerimizden birisi de CNN International’ın Taksim’den canlı yayın yapmasıydı. BBC’nin olayları köpürte köpürte vermeleri falan… Rotterdam olayları başladığı zaman ben hemen CNN International’ı açtım. “Bakalım Taksim’den naklen yayın yapan CNN International, Rotterdam’daki bu vahşeti görüntülüyor mu?” diye. Yeni bir makyaj malzemesinin tanıtımı vardı, hiç görmedim. BBC World’u açtım, o da bir belgesel gösteriyordu. 15 Temmuz darbe girişimi, arada e-Muhtıralar, bunlar sadece kamuoyunun bildiği, gözünün önünde olanlar. Bir de masa altından atılan tekmeler var. Suikast tehditleri, ihbarlar, şunlar, bunlar var. O masa altından olanları başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere AK Parti kadroları ‘Milleti tedirgin etmeyelim’ diye yatıştırılarak, gündeme hiç getirilmedi. ‘Niye hizmetleri gündeme getiriyorsunuz?’ Genlere bunu anlatırken, süreci anlattıktan sonra diyorum ki; “Bütün bunlara rağmen Türkiye pek çok alanda ikiye, üçe katlandı.” Ama ayağındaki prangalarla, bu engelli koşuyla bunları yaptı. Şimdi 16 Nisan referandumuyla, biz artık engelsiz bir koşu yapmak istiyoruz. Türkiye’yi bu prangalarından, bu engellerden arındırarak, yolumuza devam etmek istiyoruz. Yani yönetimler artık, bu tür engellerle boğuşmaktan çok hizmet etsinler. Biz tüm bunlara rağmen 15 yılda Türkiye’yi oradan alıp buraya getirebilmişsek, bu engeller, bu prangalar kalktığı zaman, çok daha hızlı koşarız. Onun için yapılanları anlatıyorum ki; “Bak bunlar yapıldı ama bunlar bu engellere rağmen yapıldı. Bu engeller olmasaydı biz bunun üç katını yapabilirdik, beş katını yapardık.” Bakın savunma sanayinde yapılanlar, vesayetin en fazla hissedildiği alanlardan bir tanesi de orasıdır. Çünkü orada çok büyük yatırım imkanları vardı ama dışa bağımlılık da vardı. Başkalarının tekerine çomak sokacağı için, bütün bu engellemeler keyfi yapılmıyor. Çünkü Türkiye oradan kalkıp buraya geldiği zaman, birilerinin tekerine çomak sokuyorsunuz. Birilerinin pastasından pay almaya kalkıyorsunuz.
Tayyip Bey o faturayı biliyor
Bu engelli koşu Eskişehir için ayrıca geçerli. Çünkü, bunu da açık açık söylüyorum, bu bir kavga sebebi falan değil, bir durum tespiti; Eskişehir’de yıllardan beridir yerel yönetim ayrı bir partiden, merkezi hükümet ayrı bir partiden. 15 yıllık AK Parti iktidarı döneminde Eskişehir AK Partili bir Büyükşehir Belediyesi tarafından yönetilmedi. Başka illerde biz, AK Partili belediyelerle hükümet arasındaki uyumu gördük. Bunun o şehre neler kazandırdığını gördük. Diyebilirsiniz ki; “E kardeşim siz de uyumlu çalışın. Uyumsuzluk oluyorsa illa kabahat Büyükşehir’de mi?” Hayır illa kabahat Büyükşehir’de değil, illa kabahat hükümette de değil. ‘Hükümet bizi engelliyor da bir takım şeyleri yapamadık’ deniyor zaman zaman da, o da doğru değil. Bakın, Recep Tayyip Erdoğan Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan geliyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken, bugün gerçekleştirilen projelerin büyük kısmı o zamanlar Tayyip Bey’in kafasında, gönlünde olan, yapmak istediği işlerdi. Ama merkezi hükümet tarafından desteklenmediği, hatta kösteklendiği için, o zaman yapılamadı birçok şey, şimdi yapılıyor. O yüzden Tayyip Bey, merkezi hükümetin yerel yönetimleri engellemesinin bu memlekete faturasının nasıl çıktığını çok iyi bilen biridir. O yüzden Başbakan olur olmaz ilk çıkardığı şeylerden birisi, İller Bankası’nın belediyeleri iş yapamaz hale getiren kesintilerine müsaade etmeyecek kararı almasıdır. Bizzat kendisi talimatlandırdı ve ben çok yakından biliyorum. Büyükşehir Belediyemiz de herhalde bunu teyit edecektir. Engelleme söz konusu değil. Meclis’te de arkadaşlarla bir araya geldiğimizde hep konuştuğumuz şey; ‘Eskişehir halkının lehine olan her şey yapılacak kardeşim. Parti ayrımı gözetmeksizin yapılacak.’
Kemal Abi ve senin yüzünden…
Özellikle son iki dönemdir Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nde ciddi bir durgunluk, bir projesizlik, hizmet sıkıntısı var. Eskişehir’in şehir merkezinde trafik problemi var mı, var. 2014 seçimlerinde Büyükşehir Belediyesi’ni CHP kazandı. Bana bir bakan arkadaşımın o seçim sonuçlarından sonra bana söylediklerini aynen size aktarıyorum; “Hocam kusura bakma. Eskişehir’de seçimi Kemal Abi ile senin yüzünden kaybettik.” Kemal Abi dediği rahmetli Kemal Unakıtan. Dedim ki; “Biz ne yaptık Eskişehir’de seçimi kaybettirecek?” Dedi ki; “Bak, Kemal Abi o bat-çıkları yaptı, o bat-çıklar sayesinde Eskişehir trafiği nefes aldı. Eğer Kemal Abi üstüne vazife olmayan o bat-çıkları, yapmak zorunda olmadığı o bat-çıkları yapmasaydı eğer, Eskişehir trafiği, Büyükşehir’in çalışmadığını gösterecek şekilde kilitlenecekti. Millet görecekti, Büyükşehir yapması gerekenleri yapmıyor, bunun hesabını da 2014 seçimlerinde soracaktı. Ama Kemal Abi o bat-çıkları yaptı, Eskişehir trafiği nispeten rahatladı, kimse Büyükşehir’in vazifesini yapmadığını, ihmal ettiğini anlamadı bile. Hatta o bat-çıkları da Büyükşehir yaptı sanıyor hala.” “Tamam anladım, peki ben ne yaptım? Benim günahım ne?” diye sordum. Dedi ki, “Sen de Türk Dünyası Kültür Başkenti diye bir şey icat ettin. Eskişehir’e kongreler, parklar, müzik yarışmaları yaptın. Bunların da hepsini Büyükşehir yaptı sanıyor millet. Ben biliyorum, bunları Eskişehirliler hiç senin yaptığını falan zannetmiyorlar. Sen de o sayede Büyükşehir’e seçim kazandırdın. Kemal Abi’yle senin yüzünden biz bu seçimi kaybettik” dedi. Söyleyen de Lütfü Elvan. Bir düşündüm, vallahi doğru olabilir. Treni sürüyoruz ama reklamını yapamıyoruz.
Büyükşehir ne güzel stat yapmış!
Malatyaspor maçı oynanacak, aslında stat tam olarak teslim edilmemiş. Yalvar yakar Gençlik ve Spor Bakanı Çağatay Kılıç’tan rica ettik. Resmi açılışı yapılmadan Malatyaspor maçını aldık stadyuma. Çok da güzel bir maç oldu. Fakat maçtan bir gece önce arkadaşlar bana Twitter’dan bir şey getirdiler, bir fotoğraf. Arkada pırıl pırıl stadyum görünüyor, önünde kocaman Büyükşehir Belediyesi yazıyor. Dedim ‘Ne bu?’. Dediler ki, ‘Orada küçük bir kavşak var. Büyükşehir geldi oraya hızla bir şey yaptı. Kocaman Büyükşehir Belediyesi yazdı. Stadı arkasına alacak şekilde de fotoğrafını çektiler, şimdi Twitter’da bu dolaşıyor. Bunu gören herkes, helal olsun Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’ne bak ne güzel de bir stat yapmış diyor.’ Oldu mu bu? Hatırlıyor musunuz bunu? Çok tartışıldı ama oldu.
‘Ama ben dediydim’…
Bu geçenlerde olan bir şey, ben tartışma olsun diye söylemiyorum. Ama biz ‘Az laf çok iş’ dedikçe bazıları da farklı algılara yöneliyor. Milli maç oynandı, ne güzel değil mi? Eskişehir tarihinde ilk defa, bu stat sayesinde, Milli maç oynandı Moldova’yla. Çok güzel, skor da çok güzel, 3-1 yendik. Taraftar müthiş, herkes bize teşekkür ediyor. ‘İyi ki Eskişehir’e getirdik maçı. Bak burada çok güzel oldu, Eskişehir muhteşem’ diyorlar. Biz de diyoruz ki, “Bak işte onun için bundan sonra sık sık Milli maçları burada yapalım.’ ‘Tamam Hocam düşüneceğiz onu, biz gördük. Eskişehir gerçekten hak ediyor” falan… Böyle güzel bir havayla çıktık maçtan. Sizler röportaj yapıyorsunuz, sordunuz bana da. Ne denir bu güzel atmosferde, “Futbol Federasyonu’na teşekkür ederiz maçı buraya aldığı için, Milli Takımımıza teşekkür ederiz, oyuncularımıza teşekkür ederiz, seyircimize teşekkür ederiz, rakip takım da iyi oynadı, onlar da mücadelelerini sonuna kadar sürdürdüler. Güzel bir gece oldu. İnşallah bundan sonra yine böyle güzel sonuçlanacak nice Milli maçları hep birlikte seyredelim”. Benim söylediğim bu. Arkadan Yılmaz Bey’e sordular aynı şeyi, o da “Hayırlı olsun, maç güzeldi” dedi. “Ama ben dediydim. Bu stadı buraya yapmayacaktınız. Bu stat benim dediğim gibi buraya değil de Muttalip’e yapılsaydı, bu yol problemi yaşanmazdı. Şimdi Karayolları’nın bu stadın yollarını yapmak için istimlak yapması lazım.” Ne diyeyim ben şimdi? Yahu; Stat yapılmış kardeşim. Kaldı ki; Muttalip’e yapılması, yapılmaması çok tartışıldı. Ortada bir stat var mı? Bunu başka bir yere götürme şansımız var mı? Kaldı ki; bunun fizibilitesi yapılmış, Muttalip olmazdı. Çünkü uçuş talimatnamelerine göre Hava Kuvvetleri’nin uçuş güzergahı üzerinde, 30 bin kişinin bulunacağı yapılar yapamazsın. Bu stadın yollarını niye Karayolları yapsın? Karayolları şehir içi yollar yapmaz. Şehir içi yolları yapmak, ana arterleri yapmak Büyükşehir Belediyesi’nin vazifesidir. Karayolları çevre yollarını yapar, otoyolları yapar. Kemal Abi o bat-çıkları ‘çevre yolu’ statüsünden uydurup yaptı. Şehir içi yol kabul edilse, onu da yapmaması gerekirdi. Ve onu gerekçe göstererek yapmayabilirdi. Yaptı Allah razı olsun. Ama şimdi, ‘Stadın yolunu Karayolları yapsın, istimlaklarını yapsın’ bu olmaz…