Posta Gazetesi'nden Alev Gürsoy Cimin Yılmaz Büyükerşen'le kentin son yıllardaki değişimini konuştu.
■ Sizin için ‘Efsane başkan’ deniyor. Bunu nasıl başardınız?
Eskişehir’de doğup büyüdüm. Askerlik ve yurtdışı eğitimim dışında hep Eskişehir’de yaşadım. Kentim için birçok ilki gerçekleştirdim. Mesela Eskişehir’de tiyatro yoktu, yaptım. Kente orkestra getirdim. Yine Türkiye’deki ilk sinema ve televizyon yükseokulu Eskişehir’de kuruldu. Sivil hava taşımacılığı ve ulaşım imkanı da yoktu. Oysa ki kentimiz havacıların Kabe’si sayılır.
Eskişehirliler uçak yolculuğu yapamıyorlardı. Sivil Havacılık Yüksekokulu kurarak, Eskişehir’e havalimanı kazandırdım. Bugün 200’den fazla pilotun çoğu burada yetişmiştir. Yeni kurulan bütün meydanlarda hava trafik elemanları da Eskişehir’de yetişmiştir. Ayrıca engellilerin çocuk yaşta alınıp yetiştirilmeleri için uzman yetiştiren okulları kurdum. Edebiyat Fakülteleri ve Türkiye’de ilk İletişim Bilimleri Fakültesi de Eskişehir’de kurulmuştur.
■ Bu projeler nasıl bir Eskişehir yarattı?
Yaşanılır bir kent olduk. Başkan olduğum dönemlerde Eskişehir’e ancak yolunu şaşıranlar gelirdi. Bugün on binlerce turist ağırlıyoruz. İnsanlar kentin yazın tozundan, kışın çamurundan dertliydi.
Ortasından akan Porsuk Çayı hayati değerini kaybetmişti. Orayı düzenledik. Şimdi balık tutulan, hatta ulusal olta balıkçı derneklerinin yarışlar düzenledikleri bir çay haline geldi.
Orada plaj da yaptık. Deniz olmayan bir kentte tatil merkezlerini aratmayan bir plaj oldu. İçinde 50 metrelik olimpik havuz da var ve burada eğitimler veriliyor. Ücretleri de herkesin yararlanabileceği seviyede tuttuk. Çok büyük parklar da yaptık. Yeşil olmazsa olmazım.
‘GELECEK NESİLLER İÇİN ÇALIŞTIM’
■ Önceliğiniz gençler ve çocuklar…
Elbette, çünkü gelecek onlar da. Hiçbir zaman seçimler için çalışmadım. Hep gelecek nesiller için çalıştım. Rahmetli Bülent Ecevit rektörlüğüm bittikten sonra bana, “Biz sosyal demokratlar şehircilikte pek varlık gösteremedik.
Size Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanlığını teklif ediyorum” demişti. Beni ikna etmişti. 1999’da seçildim. Hatta tüm rektörlük ve akademi başkanlığım dönemlerinde de diğer parti liderlerinden teklif alırdım. Hepsine, “Üniversitede gençleri yetiştiriyorum. Herkese eğitimde fırsat eşitliği veriyorum. Herkese bu imkanı tanımak için hoca olarak kalmak istiyorum” şeklinde nazik yanıtlar verirdim.
‘GENEL BAŞKANLIĞI REDDETTİM’
■ Bülent Ecevit’i neden kıramadınız?
Çok samimi bir teklifti ve kent için önemliydi. Rahmetli, genel başkanlıktan ayrılırken genel başkanlığı da bana devredeceğini söyleyerek, çok ısrar etmişti. Ama Eskişehirliler beni bırakmadı. Halkım için kabul etmedim. Pişman da değilim. O günden bu yana Eskişehirliler beni bırakmadı. Ben de ömrümü gençlere, çocuklara ve eğitime verdim.
‘ÇAĞDAŞ BİR ŞEHİR OLMAK İÇİN ÇOK EMEK VERDİK’
■ Projelere sessiz sedasız imza atıyorsunuz. Diğerlerinden farkınız ne?
Hiçbir projemin ne temel atma ne açılış törenini yaparım. Çünkü büyük masraftır. Projelerim ortaya çıktığı zaman Eskişehirliler hemen doldururlar oraları. Kendi kendilerine açılışını yaparlar.
Eskişehir’in tüm alt yapısı değişti. Çağdaş bir kent olmak için ben ve arkadaşlarım çok emek verdik. Projelerimizi yaparken her zaman Avrupa Yerel Yönetimler Konseyi şartlarını dikkate aldık.
‘BASKI GÖRÜYORUZ’
■ CHP’li belediye olmanın dezavantajlarını yaşıyor musunuz?
Evet, yaşıyoruz. Muhalefet partisinin belediye başkanı olduğum için mali imkanlar bakımından iktidar partisi belediyeleri kadar şanslı değilim. Üzerimizdeki baskılar bitmek bilmiyor. En son Büyükşehir Belediyesi’ni İl Belediyesi yaptılar. Sorumluluk alanım 6 bin kilometrelik Eskişehir merkeziyken, 14 bin kilometrelik alana çıktı. Mahalle olarak 544 köyü bana bağladılar.
Yaklaşık 170 kilometrede mahallelerim var. Ankara’ya 15 kilometre yakınlıkta kırsal kesim ilçelerim var. Yani ne yaptıysak hep imkansızlar içinde yaptık. Bana nasıl yaptığımı soruyorlar. AK Parti’li belediyelerden dostlarım, başkanlar, meclis üyeleri gezmeye geldiklerinde ödeneğim yok. Bol kadro verilmiyor.
Çünkü İl Belediyesi olduktan sonra kırsal kesimin nüfusu 80 bin civarına çıktı. Büyükşehir Belediye Meclisi’nde bunlar 29 üyeyle temsil ediliyor. Eskişehir de 800 bin oluyor. Üyemiz 16 kişi. 4 dönemdir başkanlık yapıyorum. Bu 4 dönemin 2 dönemi hep azınlıkta olmuştur.
■ AK Partili Meclis üyeleri çoğunlukta değil mi? Projeleri engelliyorlar mı?
Sanıyorlar ki bizi engellerlerse büyükşehir belediye başkanlığını alacaklar. Böyle bir sevdanın içindeler. Üzücü tarafı ise hizmeti engellemek. Türkiye’deki siyasetin koşulları bu galiba. Siyaset böyle anlaşılıyor.
‘ESKİŞEHİR SOSYAL DEMOKRATTIR’
■ Bugün seçim olsa Eskişehir’de ne olur?
Hiç anket yapmam, halkın nabzını tutarım. Caddelerde gezerken halkın bakışından anlarım. Böyle bir hissiyat edindim.
Eskişehir sosyal demokrattır, aydınlıktır, gençlik şehridir. İki üniversite vardır. İkinci üniversite benim kurduğum Anadolu Üniversitesi’nden doğdu. Bunun için üniversiteyi ikiye ayırdık. Daha iyi yönetilebilmesi için. Diğer partilerden de bana oy veriyorlar.
‘E-BELEDİYECİLİĞİ UYGULUYORUZ’
■ E-şehir projeniz nasıl gidiyor?
E-belediyeciliği uygulayan şehir, Eskişehir’dir. Şimdi de tüm şehri fiber optik kablolarla donatıyoruz. Bu sayede insanlar haberleşmelerini evlerinden yapabilecekler. Kısacası Eskişehir böyle bir yer. Artık Eskişehir mi, Yeni Eskişehir mi diyeceğiz bilmiyorum.
■ Trafik sorunu ne oldu?
Bütün Türkiye’de olduğu gibi Eskişehir’de de trafik sorunu var. Ama kent içi ulaşıma raylı sistemi getirdim. Şimdi büyütüyoruz. Toplu taşımacılık çok önemli. Petrolü olmayan ülke Türkiye’ye dünyanın her tarafında üretilen lastik tekerlekli araçlar yağmur gibi yağıyor. Türkiye’nin lastik tekerlekli araç politikası diye bir politikası yok.
Toplu taşımacılığa ağırlık vermesi şart. Trafik polislerini de her yerde tam çalıştırmak lazım. Yaptırım gücü onlarda. Daracık sokaklarda çift parklar var. İtfaiye araçları bile giremiyor. Ceza yetkisi trafik polislerinin elindedir.
Açıköğretimin fikir babası Yılmaz Hoca
■ Açıköğretimin fikir babası sizsiniz...
Evet. 1970’lerde duvarsız üniversite diyerek, açıköğretim fikrini ortaya atmıştım. Gazetede yazılar yazıyor, konferanslar veriyordum. Ancak açıköğretim YÖK Kanunu ile 1981’de gerçekleşebildi. Açıköğretimi tüm ülkeye yaydık. Bu benim hayalimdi. Okumak isteyen her insana hayat boyu öğrenebilmesi için açıköğretim fikrim kabul edildi. Kısa sürede Avrupa’da bürolar kurduk.
Avrupa’daki göçmenlere ve onların çocuklarına açıköğretim imkanı verdik. Aynı zamanda onlara uluslararası standardı kabul edildiği için ders programlarının çifte diploma alma şansı da verildi. Böylece Avrupa’daki vatandaşlarımız bir yandan açıköğretimi bitirirken, bir yandan da Alman üniversitelerine kaydolup iki üniversite bitirebildiler. Açıköğretimin şimdi 1 milyon 400 bin öğrencisi var. Sistemimiz daha sonra ortaokul ve ilkokullarda da uygulanmaya başlandı.
‘BALMUMU MÜZESİ’Nİ DÜNYA KONUŞUYOR’
■ Balmumu Müzesi çok konuşuluyor.
Eskişehir Balmumu Müzesi ya da resmi adıyla Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi, Eskişehir’in tarihi ve turistik Odunpazarı semtinde yer alıyor. Tarihi Odunpazarı Evleri’nin birinde bulunan müze, dünyaca ünlü Madame Tussauds Müzeleri’nin benzeri olarak görülüyor.
Müzemizde 160’ın üzerinde balmumu heykel sergileniyor. Ulusal ve uluslararası birçok siyasi lider var. Böyle bir müzeyi Eskişehir’e kazandırmaktan onur duyuyorum.
■ Turizm durumunuz nedir?
Eskişehir turistik bir şehir oldu. Burayı görmek için gelen yerli turistlerin sayısı milyonları aşıyor. Yabancı turist oranımız da artıyor. Eskişehir’de sadece plajlar ve parklar yok, tersanemiz de var.
Porsuk’ta gondollar ve botlar var. Adalar oluşturduk. Bu bölge hareketli yaşantısıyla oldukça ünlü. Porsuk’un çevresindeki kafe ve restoranlar, bu bölgenin hareketli olmasında büyük etken.