×

Köy Ensitüleri üzerine...

Köy Enstitüleri üzerine Doç. Dr. Turan Akman Erkılıç'ın kaleme aldığı yazı...

Doç. Dr. Turan Akman ERKILIÇ


Eğitim tarihimizde belki de en çok tartışılan konulardan biri Köy Enstitüleridir. Tartışılmasının temel nedenleri hem politik karalılığı hem de bıraktığı izlerdir demek pek yanlış olmayacaktır. Kuruluşunu yıllardır tekrar tekrar kutladığımız Köy Enstitülerinin politik kararlılığı ne demektir bunun üzerinde durmak bir gereklilik.
 
Peki nedir bu politik kararlılık?
Öncelikle belirlemek gerekir ki Köy Enstitüleri amaç, işleyiş, değerlendirme ve istihdam boyutları ile ilke, teknik ve stratejileriyle bir politeknik ve pragmatist kurumlardır. Şöyle ki Enstitüler, yarı feodal yarı sömürge bir sosyal, ekonomik ve politik yapıdan ulusal bağımsızlık savaşı ile bağımsızlığı kazanmış bir toplumda kurgulanmışlardır. Osmanlı’dan geri kalmışlık mirasını devralan yeni toplum Emre Kongar Öğretmenimizin ifadesiyle şunu amaçlamaktadır.   Tarım din toplumundan sanayi devrimi yapma olanağı bulamamış bir toplum ‘muasır medeniyet’ mücadelesini kazanmayı hedeflemiştir. Kimi anlayışlara göre Enstitülerinin amaçları farklı ifade edilse bile şu noktaları not düşmek bir gerekliliktir. Enstitüler; eğitimden sosyal, ekonomik ve politik gelişmeyi sağlamak üzere kurgulanmış kurumlardır. Uzun sözün kısası Enstitüler, iş içinde üretim amaçlı olup ekonomik yoksulluğu yenmek üzere kurulmuş eğitim kurumlarıdır. Toplumun gereksinimlerine yanıt vermesi nedeniyle de pragmatist yani yararcıdırlar.
 

Bu noktada şu soru sorulabilir. Ekonomi politik olarak köy enstitüleri nasıl değerlendirilebilir?
Buna sağlıklı bir yanıt vermek için şu temel sorunun sorulması gerekir. Geri kalınmış ya da bırakılmış bir toplumda temel hedef, çağdaşlık treni nasıl yakalanabilir sorunudur. Gelişmeyi yakalayabilmenin sosyal, ekonomik, politik ve psikolojik boyutları bulunmaktadır. Bu nedenle Enstitüler sosyal olarak arkaik, köhnemiş yapıya karşı yeninin inşasının eksikliğini eğitimle tamamlama uğraşıdır. Ekonomik yetersiz mali sermayeyi insan sermayesi ile karşılama gayreti; adeta horlanarak yarı sömürgeleştirilmiş bir toplumun özünü bulma ve birleştirme hareketidir. Politik özüyle Saray’dan Gazi Meclise; monarşiden Cumhuriyet ve demokratik sisteme geçişin eksik bacağının yeniden inşa aracıdır. Psikolojik olarak geç milliyetçilik nedeniyle tebaadan bireye geçişin ve kendini gerçekleştirme kavgasıdır.
 
Peki Köy Enstitüleri Cumhuriyet ve yeni çağdaş ülke olma hedefiyle çelişen kurumlar mıdır?
Bu soruyu şöyle tercüme edebiliriz. Köy enstitüleri Mustafa Kemal Atatürk ile yol arkadaşlarının anlayışıyla çelişir mi? Buna yanıt için öncelikle şu noktalara dikkat çekmek gerekir. Öncelikle belirtelim ki Atatürk ve yol arkadaşları çağdaş bir Cumhuriyeti hedeflemişlerdir. Yeni Cumhuriyetin ilkelerine bakıldığında Ahmet Taner Kışlalı öğretmenimize bir kulak verelim. Kışlalı (2007)’ya göre ilkelerden milliyetçilik, Cumhuriyetçilik ve laiklik Fransız Devriminin sosyal ve politik yapıya etkilerinin ürünüdürler. Diğer yandan devletçilik, halkçılık ve devrimcilik ilkelerinde sosyalist ideolojiden etkiler görmek mümkündür. Burada şu bir gerçek ki Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşları izlediği yol, akılcılık ve yararcılık üzerine oturtulmuş sentezci pragmatik bir anlayıştır. Bu açıdan bakıldığında genel eğilimi ile Enstitüler kimi eleştirilerin aksine Baş Çiftçi’nin ilkeleriyle çelişen kurumlar değildirler. Aksine Enstitüler yeni ülkenin idealizmini gerçekleştirmenin pratik ayakları ve üst yapı kazanımlarıdır. Bir bakıma yeni ülke; yeni toplum fikri hedefini ete kemiğe Enstitü gibi pragmatik kurumlarla büründürmeye çalışmıştır. Gerçek şu ki böylece yeni cana gerekli yeni aşıları yapılmış; ağaca gübresi ve can suyu verilmiştir.
 

Peki Enstitülerin eğitim düzeniyle toplumda bıraktığı izler nelerdir?
Bu konuyu üç farklı alt başlıkta anlatılması mümkündür.
Birincisi, Enstitüler toplum gereksinimlerinden doğan eğitim kurumlarıdır. Enstitüler kurulmuş olmak için kurulmuş tabela kurumları değildirler. Enstitüler, eşraf takımından alı veriş yapılsın diye kurulmamışlardır. Okullaşma oranları yüksek görülsün analarımızın ifadesiyle ‘desinler diye’ kurulmuş değildirler. Toplumsal geri kalmışlığa derman olamamaya karşı bir direnişin yeniden milli mücadelenin ürünüdürler. Enstitüler ideolojik olarak ‘tek yol bizimcilik’ demenin de kurumları değildirler. Toprak vardır susuzdur; halk vardır gariptir naçardır, mal vardır çelimsizdir kötürümdür. Enstitüler toprağa su, halka bilinç, mala derman olmanın o yıllardaki reçetesidir. Bir bakıma mali sermayesi olmayan topluma insan sermayesi ile değer bulmak kavgasıdır Enstitüler… Özcesi, Enstitüler sosyal ve ekonomik gereksinimlerden doğan bir gerçekliktir.
 
İkincisi öğretim ilke, teknik, yöntem ve stratejileriyle farklı eğitim kurumlarıdır. Enstitüler hedef kitlesi öğrencilerinin sistemin yani okulun temel öznesi olmasını amaçlamış ve uygulamış kurumlardır. Enstitüler bütünlük, çok yönlülük, kuram uygulama bütünlüğü, karma eğitim, planlı gelişme, yöneltme, yerelden evrensele kültürel gelişim, üreticilik, yapıcı ve yaratıcı ahlak, teknoloji kullanımı, özyönetim, köy ile öğretmenin yazgı birliği ilkelerini taşımaktadırlar (Altunya 2005). Bu temel ilkelere dayalı olarak şu çıkarımlar yapılabilir. Enstitü sisteminin dayandığı ilkeler sosyal, pedagojik, ekonomik ve kurumsal yönetim boyutlu oluşuyla bütüncül değer taşımaktadır. O günün sosyal ve ekonomik olumsuz koşullarına rağmen kuram ve uygulama bütünlüğü temel ilke olarak öne çıkmaktadır. Doğaya çevreye sahip çıkarak günlük yaşam gereksinimlerine yanıt verecek biçimde yaparak, yaşayarak ve üreterek ahlak, kişilik gelişimi ve ulusal ekonomiye katma değer üretimi amaçlanmıştır.
 
Üçüncüsü eğitim yönetimi biçemleriyle farklı eğitim kurumlarıdır.
Bir tespitle başlayalım. Enstitülerin alanda en az tartışılan konularından biri Enstitülerinin yönetimi ile ilgilidir. Genel olarak yönetimle kurumların temel amaçlarını gerçekleştirmek için insan, madde ve insan kaynakları sevk ve yöneltme işleridir. Bu açıdan köy enstitüleri uygulamaları sistemin yönetiminde kimi ilkeleri temel almaktadır. İlkeler, katılımcı demokrasi özyönetim, sosyal sorumluluk, örgütleme örgütlülük esası, kurumsal bağlılık, denetleme değerlendirme olarak belirlenebilir. Bu anlayış yönetim bilim açısından 1940’larda pedagojik açıdan ilerlemecilik, yönetim disiplini açıdan tam da sentezci modern yönetim yaklaşım ilkelerinin Anadolu topraklarında cana gelmesidir.
 
 
Peki Enstitülerden bugün için ders çıkarmak gerekirse neleri not edebiliriz?
Önce bir noktaya parmak basmak bir gerekliliktir. Köy Enstitüsü sistemi dört dörtlük bir doğru olarak düşünülmesi akla zarardır. Olumlu ve olumsuz noktalarının eş zamanlılık temel alınarak gözden geçirilmesi akademik etik gereğidir. Türk eğitimcilerinin olumsuzluklarından biri, bu kurumları politik cenahlara ayrıştırarak tartışmasıdır. Her olayın şöyle ya da böyle politik arka planının olması başka bir şey; ‘politize’ edilmesi başka bir şeydir. Aklın yolu birdir diyerek Enstitü deneyiminden artıları ve eksileriyle yararlanmak doğru yoldur. Kuşkusuz artılar eksiler tartışmalıdır ancak konuya akademik bakmak bir zorunluluktur. Hem merkezi hükümet hem de yerel yönetimler bu deneyimden ders ve örnekler almalıdır. Kimi yerel yönetimlerin meslek kazandırma ya da ziraat çalışmaları yetersiz olsa da iyi güzel ve doğru kıpırtılardır. Eğitim uzmanları ile işbirliği ve bütünlük sorunları çözülmesi koşuluyla çalışmalar ivedilik kazanmalıdır.
 
Köy Enstitülerinden ders çıkarırken ders alınması gereken bir boyut öğretmen yetiştirme sistemidir. Bugünkü öğretmen yetiştirme sisteminin öğrenci giriş, yetiştirme, çıkış, atanma ve yönetim süreçleriyle son derece büyük olumsuzluklar taşıdığı açıktır. Eğitim fakültelerine öğretim elemanı yetiştirme, istihdamı, kariyer geliştirme ve yükseltme hiç ama hiç akılcı değildir. Fakülteler nal toplamaktadırlar. Kuşkusuz yıllar 1940’lar değildir. Köprünün altından çok sular geçmiştir. Ancak özellikle kuram uygulama bütünlüğü, demokratik özyönetim, araştırma ve öğretimin yönetimi bütünlüğü esaslarına dayalı yeniden yapılanmaya gereksinim bulunduğu çok açıktır. Özellikle sınıf ve okulöncesi öğretmen yetiştirme öncelikle ivedilikli gözden geçirilmelidir.
 
Sonuç yerine bir not
Bir ülke düşünün elinde eğitimle ilgili sınanmış denenmiş dersler dolu örnekleri var. Akademik ve eğitim dünyası kafayı kuma gömmüş ‘görmedim, duymadım söylemedim’ rollerinde…
Farklılıklar zenginliktir. Çok seslilik güzeldir. Bilim en gerçek yol göstericidir. Hacı Bektaş Veli’nin ifadesiyle ‘bilim gerçeğe giden yolları aydınlatma ışığıdır’ diyerek …
 
KAYNAKÇA
Altunya, N. (2005). Köy enstitüsü sitemine toplu bakış. İstanbul: Kelebek Matbaası.
Kışlalı, A. T. (2007). Kemalizm laiklik ve demokrasi. Ankara: İmge Kitabevi.