Eskişehir güzel, özellikle bölgemiz çok güzelleşti. Kişi başına 10 metrekare yeşil alan var. Türkiye’de kentlere baktığınızda 2,3 metrekarelerde geziyorlar. Anadolu Üniversitesi ve askeriyenin yeşil alanlarını da kattığınızda Avrupa standartlarının üzerine çıkıyor.
Katılım payları ve belediye bütçeleri
Hizmet verirken bazı şeyleri vatandaştan alamıyorsunuz. Mesela katılım payları vardı. Yönetmelikte bir değişiklik yapıldı, ‘Katılım payları alınabilir’ ifadesi açık uçlu bir hale getirdi. Mesela Büyükşehir Meclisi’nde AKP’li meclis üyeleri fazla, Bütün Şehir Yasası’ndan kaynaklı olarak. Orada gündeme getirip ‘Katılım payının alınmaması’ yönünde bir karar aldılar. Bu yavaş yavaş bütün Türkiye’ye yayılacak. Diyelim ki bir mahalleye 1 milyon Liralık asfalt attınız. Benim öyle mahallelerim var ki, 1 milyon sarfettiğim yerden katılım paylarıyla 100 bin Lira anca alırım. Mesela temizlik de ilçe belediyelerinin başında. Benim her ay özelleştirmeden dolayı şirkete 2 milyon Liralık bir ödemem var. O 2 milyonun karşılığında inanın komik rakamlar alınıyor. Bunlar hep belediyenin gider hanesine yüklü olarak gidiyor. Öyle bir şey ki, yeni yasa ile benim bölgem 90 bin hektardan 140 bin hektara çıktı. 60 kilometre ötedeki köy mahalle oldu. Bizimki bir derece iyi, Büyükşehir’in 600 köyü birden mahalle oldu. 170 kilometre ötede köy mahalle oldu. Bir kar yağsa, Büyükşehir oraya gidene kadar kar erir zaten. Yangın gibi olumsuzluklarda da ilçe belediyeleri takviye eder ama asıl sorumluluk Büyükşehir’de. Bu tip yasalar bütçesi olmadan çıkarılıyor ve belediyelerin üzerine yük atılıyor. Gelirini sağlayamıyorsunuz. Asgari ücretin 1.300 Liraya çıkarılması, bizim bütçemize yaklaşık 6-7 milyon Lira yük getirdi. Kaldı ki bu rakamın altında ücretle çalışan personelimiz zaten yoktu. Şimdi ben o parayı nereden bulacağım? Bulamıyorsunuz. Şimdi belediyelerin gelirlerini arttırıcı birtakım yollar arıyorlar. Gelirlerimizin gerçekten artması gerek. Bu koşullarda sadece maaş ödeyen belediye haline geliyorsunuz.
Akıllı Şehir Projesi
Akıllı Şehir, Avrupa Komisyonu’nun açmış olduğu bir proje. Türkiye’den tek katılabilen belediye biz olduk. Projemiz karşılığında da kazandık. Avrupa’da 3 kentin konsorsiyumuyla yürütülen bir proje. Toplam bütçesi 23 milyon Euro, bizim payımıza 5 milyon Euro düşüyor. Bu 60 aylık bir proje. Kentte sizin göstereceğiniz bir alanı Akıllı Şehir haline getiriyorsunuz. Bunun yöntemleri var, önce oradaki binaların yalıtımını yapıyorsunuz. Aşağısöğütönü Mahallesi’ndeki Yaşam Köyümüz 30 dönüm üzerine kurulu, 57 tane dubleks villa var. Biz orayı gösterdik, çünkü tamamı bizde olsun, çalışma yaparken sıkıntı çıkmasın istedik. 57 villanın 10 bin metrekare kapalı alanı var. Onların izolasyonları değişecek. Çatıdan cam, çerçeve, kapıya herşeyi değişecek. Mesela duvarlarında strafor var, şimdi taşyünü gelecek. Enerji kaybını minimum hale indiriyorsunuz. Sonra orada kullanılan elektrik ve doğalgazı da minimum hale getiriyorsunuz. Çatıya paneller konuluyor, enerjiyi dönüştürecek bir takım düzenlemeler yapılıyor. Karbon salınımını en az noktaya indiriyorsunuz. Ulaşım için 4 elektrikli otobüs aldık. Belediyemize 22 elektirkli araç aldık. Elektrikli otobüsü ilk kullanan biziz. Şimdi galiba İzmir ve Konya elektirkli otobüsü kullanmak için çalışmalara başladı. Böyle bir proje olmasa, benim bütçem elektrikli otobüs almaya yetmez. 1 otobüsün değeri 300.000 Euro. Ama aklımızı kullanarak aldık. Bu proje karşılığında 5 milyon Euro hibe kullanacağız. Çalışma yaptıkça o hibeyi size aktarıyorlar. Bu ulaşım yönü. Tabi, ulaşım parayla değil, bu taşımalar hep ücretsiz. Çocukların okula ulaşımı, personelin servis ihtiyacı gibi konularda kullanacağız. Bazı yerlerde halkımız da biniyor. Sessiz, kokusuz, dumansız… Çok keyifli bir yolculuğu var. Tam şarj ile 300 kilometre gidebiliyor. 5-6 saatte doluyor. Yüzde 45 tasarrufla çalışıyor bu araçlar. 10 kilometre bisiklet yolumuz var, 30 tane elektrikli bisiklet alacağız. Bütün sistemi izleyen bir portal kuruluyor. Tüm değerleri oradan takip edebiliyorsunuz. Bu Türkiye’de ilk bir proje. Tepebaşı yenilenebilir enerji konusunda öncülük yapıyor. Binamızda 400 güneş enerjisi paneli var. Onunla enerji tasarrufu yapıyoruz. TEDAŞ’ın çift yönlü sayacına bağladık, hafta içi enerji satıyoruz, hafta sonu enerji alıyoruz. Bir yüzme havuzu yaptık, tamamen yeşil bina. Bina bittikten sonra, müracaat edip 64 puantajla sertifika aldık. Türkiye’nin ilk Altın Sertifikalı Kamu Binası oldu. Öğrenciler için güneş enerjili telefon şarj ünitelerimiz var. Gelip telefonunu takıyor, şarj edebiliyor, bedava. Avrupa’daki bu tür fonlar, belediyeler için önemli bir imkan. Nerede Akıllı Şehirlerle ilgili bir toplantı, fuar var, hepsine davet ediliyor ve katılıyoruz. Avrupa’da Tepebaşı Belediyesi bu uygulamaları dolayısıyla çok net tanınıyor. 2013’te Brüksel’de Avrupa Parlamentosu’nda 1000 belediye başkanının karbon salınımını önlemek adına imzaladığı Başkanlar Sözleşmesi’nde benim de imzam var. 2020’ye kadar bölgemdeki karbon salınımını yüzde 20 azaltmak adına o imzayı attım. Her yıl rapor veriyorsunuz neler yaptığınıza dair. O raporlarınız kabul edilirse proje devam ediyor. Enerji Eylem Planı adıyla bir plan hazırlayıp gönderiyorsunuz ve onlar 2,3 aylık bir zaman zarfında kabul ediyorlar. Türkiye’de müracaat edip de yıllardır projesi kabul edilmeyen belediyeler de var. Halk da çok memnun bu projelerimizden.
Kentsel dönüşüm çalışmaları
Bizdeki süreç şöyle; Bakanlığın kentlerde müdürlükleri vardır biliyorsunuz. Bizim Eskişehir’deki müdür kendine göre bir takım araştırmalar yapmış. Bizim merkezde 8 mahalleyi kaplayan 56 hektarlık bir alan sınırı çizmiş ve orayı kentsel dönüşüme sokmuş. Belediyelerin falan ‘Şurası olsun’ diye bir önerisi olmadı. Nedir ne değildir diye soruyor ama bu sınırları çizerken gelip danışmıyor. Ve arkasından da çekip gitti adam. Bu Bakanlık’tan geçti, bir süre boşta kaldı konu. Sonunda Büyükşehir’e havale ettiler işi. Şimdi Büyükşehir de; İTÜ’de bu alanla ilgili taslak maket hazırlattı. Hala maket halinde sergileniyor. Vatandaş gidip inceliyor. Memnun olanı var, olmayanı var. Eleştiriliyor, övülüyor. Arada bir yerde şuanda, daha çok netleşmedi. Orası Porsuk civarında olduğu için, sıvılaşma riski olan yerler. Ama 1999’dan sonra bu riskli alanlarla ilgili bütün yönetmelikler uygulanıyor. Bütün beton değerleri değişti, temel şekilleri değişti, yani depreme dayanıklı yapılar yapılmaya başladı. Yaklaşık 15-16 yıldır, onlar arasında çok güvenli yapılan binalar da var. Bunlar yıkılırsa yazık ki, öyle görünüyor. Onunla beraber, deprem öncesi yapılmış binalar da var. Burada, iki ucu öyle bir değnek yani… Böyle bir şey yapabilmek için, korkunç bir kaynağınızın olması gerek. Hükümet zaten onun için sırtından Büyükşehir’e attı. Büyükşehir’in onun kaynağını bulması lazım. Ya da İstanbul’da yapıldığı gibi, kat artırımı yapıp, rant vererek müteahhitler bulmanız gerekiyor. Gelirken Fikirtepe’nin oradan geçtim, eskiden sadece çatıların göründüğü yerde şimdi gökdelenler görünüyor. Benim mahallelerimden bazıları kendiliğinden dönüşüyor. Bazı noktalar çok değerlendi, yoğun inşaat var. Bazı yerlerde ise başlamadı. Mahallelere göre kentsel dönüşüm yapsanız, böyle yerler var tabii. Ama neden böyle merkezde, çok kıymetli bir yeri seçip gitti o müdür anlamadık…
Kızılinler Termal Turizm Bölgesi
Yılını tam hatırlamıyorum ama hükümet Türkiye’de 4 yerde Termal Turizm Bölgesi kararı aldı. Bunlardan birisi bizim Kızılinler bölgesi. Bir Valimiz işin peşine düştü ve 1/ 25 binlik planlarını yaptırdı. Onu yapan şehir plancısı arkadaşlarımız bugün bizim çalışma arkadaşlarımız. Ben 2009’da tekrar göreve geldiğimde, Kültür Bakanlığı’na gidip ‘Biz bunun binlik ve 5 binlik planlarını yapmak istiyoruz’ dedik. Gerekli izinleri verdiler. 2,5 yıllık çalışmayla bu planları yaptık. Burası 11 bin hektar 2B orman alanı. Üzerinde hiç bina yok. Burada 3 kaynak tespit edildi. Ama eski bir hamam var. Özellikle cilt rahatsızlıkları olan insanlar gelip şifa buluyorlarmış. Gerekli bütün çalışamalrı yapıp, 7 klasörlük dosyayı sunduk. Bakan Ertuğrul Günay’dı. 2012’de planlarımızı kabul ettiler. İki tane 39, bir de 50 dereceli kaynak var. Üzülerek söylüyorum, çok yetkili insanlar, ‘Bu su soğuk, burası olmaz” diyorlar. Şunu bilmiyorlar, insan vücut ısısına en yakın su, en yararlı su. Doğan Hamamı vardı, çocukluğumuzda ve gençliğimizde en sevdiğimiz hamamlardan biriydi. Sıcak suyu sevmiyordum ve oranın suyu çok iyi geliyordu. Bir vali dedi ki; “Yahu bu suyla burası ısıtılmaz”… Dedim ki; “Sayın Valim, otel ısıtma projesi yapmıyoruz, bu bir termal proje.” Projelendirmeyi şöyle yaptık; bir nokta Kür Merkezi olsun. Tamamen sağlık termal. 80 hektarlık alanda, hastaneler, oteller yapılsın. Onun içinde golf alanı, spor alanları, kültür merkezleri de olsun dedik. Su bir ilaç gibi, hastaya verilsin. Bizde ihtiyacı olan, olmayan herkes termale gidiyor. Termal su öyle hoyratça harcanıyor ki; bir otelin tuvaletinden de, lavabosundan da termal su akıyor. Yurt dışına gidip baktığınızda ise; kür merkezleri dışında su kullanılmıyor. Orada da doktor nezaretinde kullanılıyor. Şimdi bir ihaleye çıktılar ama çok kalabalık bir listeyle çıktılar. Sanki birazcık baştan savma gibi oldu. Orada çok değerli yerler var, daha küçük gruplarla, tek tek tanıtılarak çıkılsa muhakkak onlara yatırımcı çıkar. Bakan değişti, randevu istedik. Zannediyorum önümüzdeki hafta içerisinde randevu verecekler. Nabi Hoca Milli Eğitim Bakanı iken, tahsis ihalesi açılsın diye ricada bulunduk. Konuyla ilgili bilgisi var. Kendisiyle görüşeceğiz, ne yapıp edeceğimizi. Burada proje büyük bir proje. Avrupa Sağlık Standartlarına uygun bir proje olsun istiyoruz. Bura bittiğinde 12 bin yatak oluyor. Bunu Türkiye’den doldurmak mümkün olmayabilir. Eğer Avrupa Birliği fonlarından olursa, faydası olur. Çünkü Kuzey ülkeleri, bu fonları destekliyor. Yaşlısına diyor ki; “Sen 45 gün şu sağlık termale gideceksin.” Parasını devlet karşılıyor ve hasta olanlar sağlıklı olarak ülkesine dönüyor. Neden elimizde böyle bir imkan varken, böyle bir şey yapmayalım? Biz işin hep olumlu ve değişik tarafına bakıyoruz. Gazlıgöl’e, Afyon’a yabancı pek gitmiyor. Hijyenini bilmediği için gitmiyor.
Haber: Altan Evgin