Memiş, altın ve petrol tarafında ABD’nin hâlâ belirleyici aktör olduğunu, buna karşılık gümüşte Çin’in giderek baskın bir rol üstlendiğini dile getiriyor. Üretim ve tüketimin belirli ülkelerde yoğunlaşması, fiyatların doğal seyrinin dışına çıkmasına neden oluyor. Son haftalarda gümüşte görülen sert dalgalanmaların arkasında da bu güç mücadelesi yatıyor. Ona göre bu oynaklık tesadüf değil ve büyük ölçüde Çin kaynaklı hamlelerin sonucu.
Gümüşteki hızlı yükselişlerin, altın fiyatlarını dengeleme ya da baskılama amacı taşıyan stratejilerle bağlantılı olabileceğini belirten Memiş, bu iki metal arasındaki ilişkinin artık klasik yatırım mantığının ötesine geçtiğini savunuyor. Nitekim normal şartlarda 2026’nın ortalarında kırılması beklenen altın-gümüş rasyosu beklenenden çok daha erken çözüldü. Rasyonun 60 seviyesinin altına inmesiyle birlikte gümüşte sert bir ivme oluştu. Talepteki artış, ihracata getirilen sınırlamalar ve bazı ülkelerde uygulanan yasaklar bu süreci daha da hızlandırdı.
Memiş’e göre değerli metaller yalnızca yatırımcıların kazanç aracı olarak görülmemeli. Altın, gümüş, platin, paladyum ve bakır gibi emtialar aynı zamanda sanayinin temel yapı taşları. Özellikle gümüş fiyatlarının aşırı yükselmesi, üretim maliyetlerini artırarak ihracatı ve küresel ticareti olumsuz etkileyebilir. Bu da zincirleme biçimde dünya ekonomisine baskı yaratır.
Altın cephesindeki agresif yükselişler ise merkez bankaları açısından ayrı bir risk barındırıyor. Rezerv yönetiminin zorlaşması, küresel para sisteminde yeni gerilim alanları oluşturabilir. Memiş, yatırımcı için kâr gibi görünen bu sert fiyat hareketlerinin, aslında daha büyük bir finansal fırtınanın habercisi olabileceği uyarısında bulunuyor.
2026 yılına ilişkin beklentilerini de paylaşan Memiş, yılın ilk yarısında jeopolitik gelişmelerin fiyatları yukarı çekebileceğini, ancak ikinci yarıda tabloyun değişebileceğini söylüyor. Ona göre önce yatay bir seyir, ardından değerli metallerde geri çekilme ihtimali masada. Fed’in olası faiz kararları ve merkez bankalarının alımları kısa vadede destek sağlasa da bu etkinin kalıcı olmayabileceğini vurguluyor.
Bu noktada yatırımcılara yönünü somut varlıklara çevirmesi gerektiği mesajını veren Memiş, 2026’da konut ve otomobil gibi reel değerlerin daha fazla öne çıkacağını düşünüyor. Yatırım kararlarının zirve fiyatlar görüldükten sonra değil, o noktaya gelmeden önce alınması gerektiğinin altını çiziyor.
2026’yı açıkça “manipülasyon yılı” olarak tanımlayan Memiş, savaşlar, dış politika adımları ve yoğun haber akışının piyasalar üzerinde belirleyici olacağını söylüyor. Bu nedenle tek bir yatırım aracına bağlı kalmanın riskli olacağını, portföy çeşitliliğinin her zamankinden daha önemli hale geldiğini ifade ediyor.
Son olarak gümüşün geldiği noktaya dikkat çeken Memiş, fiziki gümüşe olan talebin özellikle Kapalıçarşı’da gözle görülür biçimde arttığını belirtiyor. Ona göre gümüş artık sadece bir yatırım enstrümanı değil, küresel güç dengelerinde hesaba katılan stratejik bir araç konumuna yükselmiş durumda.