BETON VE ASFALT ALANLAR GENİŞLİYOR
Kentlerimizde beton ve asfalt alanlar genişliyor. Isı adaları büyüyor. Böylece taş ve hava kürenin etkileşimi kesiliyor. Oysa ki taş, toprak ve suyun yaşamı, karşılıklı etkileşimlerine bağlı. Diğer canlıların yaşamı da bu noktaya konuşlanıyor. Yani insan denilen bizlerin de… Buna döngü deniyor. Demek ki insan döngüyü kesiyor. Yetmezmiş gibi kafeler, lokantalar, teras ve balkonlarda sigara içmek, hava almak gibi nedenlerle bol bol atmosferi ısıtmaya çalışıyoruz. Bir taraftan da elektriği bunun için de kullanarak fosil yakıtların tüketimini artırıyoruz. Yani bunlarla beton ve asfaltla oluşturduğumuz ısı adalarını daha da büyütmüş oluyoruz. Isınan kütleler de su buharının yoğunlaşmasını engelliyor. Böylece yağış oluşmuyor veya azalıyor.NEDEN KAYNAKLANIYOR?
Evet ortada bir problem var. Adı “susuzluk”. Nereden kaynaklanıyor?. Neden kaynaklanıyor? Problemi teşhis ettiğimize göre çözümünü de gerçekleştirmemiz gerek. Kullandığımız suyun kaynağı neresi? yağışlar, akarsular, göller, yer altı suları… Denizler diyemiyorum. Çünkü tuzlu suya sahipler. Yaşam için tatlı su gerek. Yaşamak için vazgeçilmez kaynak!.. Bütün tatlı su kaynakları, su döngüsüne ilişkin bir halkanın parçası. Ve yağışlar temel kaynağı oluşturmakta. Bilim insanlarının istatistiklere dayanarak belirttikleri bir gerçek var. O da yağış miktarlarının azalması. Demek ki yeryüzündeki su bilançosunun temel girdisi olan yağışlarda azalma var. Peki girdi de azalma varken çıktıda azalma var mı? Buna şimdilik evet diyemiyoruz. Çünkü tüketen ve tüketici sayısı sürekli artıyor. O halde açık nasıl kapatılıyor? Kapatılamıyor tabii ki sürekli girdi çıktı farkı açılıyor. Bu da krizi beraberinde getiriyor. Doğa tarihte bir çözümünü bulmuş. Siz ona uymazsanız, sadece uyanları yaşatıyor. Yani doğada Lamarck ve Darwin kanunları geçerli…uymayanlar intihar etmiş oluyorlar. Ancak kurunun yanında yaş da yanıyor. Düşüncesiz, bilinçsiz insanların yanında diğerleri de yanıyor.Fotoğraf: Susuz Seydi Çayı (Kemal Polat)
PROBLEM VARSA BİR YANLIŞLIK DA VAR DEMEKTİR
Bakıyorsunuz, Eskişehir’in 40 km güneyindeki Seydi Çayında olduğu gibi akarsu yatağı boşalmış, susuz kalmış. Seyfe gölü örneğinde olduğu gibi çevremizdeki, yurdumuzdaki birçok göl kurumuş. Yok olmaya yüz tutmuş… Peki niçin, neden oldu? Sormamız sorgulamamız gerekmez mi? Sesinizi duyar gibiyim. Benim gibi gerekir tabi diyorsunuz… Özellikle çözüm bulmak istiyorsak gerekir. Problemin çözümü, sorgulama ve araştırmayı gerektirir. Problem varsa bir yanlışlık da var demektir. Genel olarak bakıldığında insanın doğa ile ilişkilerinde bir yanlışlık olduğu ileri sürülebilir. Çözüm, geri dönülme aşamasını geçmekte olunan bu noktada acilen doğaya zarar veren davranışlardan vaz geçilmesi gerektiğidir. Bu cümledeki edilgen ifadeden yola çıkılarak toplumsal hastalığımız olan problemin başkasından kaynaklandığı ve onun tarafından çözülmesi gerektiği düşüncesinde olduğum anlaşılmasın. Çuvaldızı kendime de batırmak istiyorum çünkü… Başkalarını suçlamaktan kaçınıyorum ve kendi kendime diyorum ki, yıllardır çevre-çevre dedin de ne oldu? Doğa-doğa dedin de ne oldu? Çoğunluğun yaklaşımıyla yaşam konforundan ödün vermeden tüket. Tüket tüketebildiğin kadar. Ancak tüketmek istediğiniz kaynak yok artık!...nasıl tüketeceksiniz? Olsa tüketeseniz…
ÇÖLLEŞME HIZLANDI
Hakikaten 1989’dan beri Coğrafya öğretmenliği, Sosyal Bilgiler öğretmen eğitimi gibi alanlarda çalışıyorum ve elimden geldiğince çaba harcıyorum ve konunun önemine dikkat çekiyorum da ne oldu? Bu dönemde büyük çevre sorunları yaşanmadı mı yurdumda, dünyamda? Hayır… Tam aksine ormansızlaşma ve çölleşme bu dönemde oldu. Son yıllarda da hızlandı çölleşme. Türkiye iklimlerinin yerini tropikal özellikler almaya başladı. Hatta o iklim bölgelerinden gelen canlılar ülkemize adım adım gelmekte ve yerleşmekteler. Zaten Lamarck ve Darwin, kuramlarında da dememişler miydi? Yaşam alanı bozulunca canlılar 3 seçeneği kullanmak zorunda kalırlar diye; 1. Göç etmek 2. Yeni koşullara uyum sağlamak 3.Yok olmak. Bir ve üçüncü seçenekten önce tüm canlılar varolmayı, yaşamayı seçerler. Ancak bunun için de mücadele şarttır.BİLİNÇ EĞİTİM İLE OLUR
Evet gelelim sadede “Su, hayattır. Su olmazsa hayat yok…” İlimizin bulunduğu Orta Anadolu’nun kuzeybatı kısmındaki Yukarı Sakarya havzasında iklimin değiştiği, suyun azaldığı görülmektedir. Üzerinde yaşayan insanlar olarak yeni iklim koşullarına nasıl uyum sağlayabiliriz? Eskişehir’liler olarak hepimiz bunun çabasında olmalıyız. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın ata sözü hiçbirimiz için geçerli değil artık. Susuzluk herkesi etkiliyor, daha da etkileyecek… Problemi çözmenin en etkili çözümünün su ve susuzluğa duyarlı bilinçli bir toplum yaratmaktan geçtiği söylenebilir. Ancak bilinç; bilgi, duygu, beceri geliştirerek uygulamak ve bunları takip ederek geri bildirim vermekle gelişir. Bir başka deyişle bilinç, eğitim ile olur. Günümüzde insanlar üzerinde medya ve eğitim kurumlarının çok etkili olduğu bilinmektedir. Bu ortamlarda konu güncel tutulmalı, sık sık birey ve topluma suyun önemi ve israfdan kaçınmanın gereği hatırlatılmalıdır. Suya fenden öte özellikle sosyal bağlamda bakılan eğitim ortamları yaratılmalıdır. Çünkü toplumun konuya yaklaşımı çok önemlidir.MÜCADELE EDİLMELİ
Belki de su yokluğunu yaşamamız, hatırlamamız gerekecek… Hatırlamamız diyorum çünkü benim çocukluğum, çeşmelerden, kalabak suyu kamyonlarından bidonlarla su taşımakla geçmişti. Şebeke suyu her mahallede yoktu. Köylerde hiç yoktu. Hatta sık sık su kesintileri yaşanmaktaydı. Ama şu anki neslin enerji, su vb. kaynaklar açısından konforlu bir yaşamları oldu. Çünkü bizim çocukluğumuza göre daha planlı bir kent yaşamına sahip oldular. Dolayısıyla yokluk nedir bilmediler, öğrenmediler. Azlığı karşısında suyu tasarruflu kullanmaları konusunda çoğunluğun verdiği tepkilerden bu neslin refahından ödün vermek istemediği anlaşılıyor. Ancak şu da bilinmeli ki; “bırakın konforlu yaşamı yakında zorunlu ihtiyaçlarımızı karşılayacak içecek, temizlenecek suyu da bulamayacağız”. Oysaki kuraklık karşısında dirençli toplum yaratmada çocuk ve gençlerden başlamak en etkili çözümdür. Bu nedenle eğitim, eğitim, eğitim… Evet eğitim önemli diyoruz. Okullarda neler yapılıyor? Eğitimciler yakın çevrelerinin sorunlarına ne kadar duyarlılar? Çözüm için neler yapıyorlar? Öğrencileriyle nasıl mücadele ediyorlar? John Dewey’in dediği gibi okul, “toplumun kendisi” olmak zorundadır. Toplum bir sorun yaşıyorsa okuldaki insanlar aynı sorunun- dert edinmeli çözmek için mücadele etmelidir.BİR ŞEYLER YAPABİLİRİZ!
Su tüketimine, çalışılan ekonomik sektörler olan tarım, hizmet ve sanayinin etkisi farklı şekillerde gerçekleşmektedir. Ancak hangi sektörde çalışılırsa çalışılsın tüketimi azaltmaya yönelik önlemler alınabilir. Son zamanlarda yaşanan yağışlar sıcak yaz aylarındaki kuraklığın kurtarıcısı olabilir. Bu sayede yaz mevsimi kurtarılabilir belki, susuz kalmaktan da geçici süreyle kurtulunmuş olur. Ancak bu durum bizleri vurdumduymazlığa, adam sendeciliğe itmemelidir. Kentlerdeki konforumuzdan vaz geçemiyoruz, günlük alışkanlıklarımızı değiştirmeye yanaşmıyoruz. O zaman yakında uzun su kesintileri, belki de yaz sıcağında hastalıklar bizi bekliyor demektir. Suyun %70 gibi büyük bir kısmı tarım sektörü tarafından kullanılmaktadır. Ancak buradan suyun büyük çoğunluğu çiftçiler tarafından heba edilmekte, tüketilmekte fikri çıkmamalıdır. Bir başka deyişler suyun tüketilme gerekçesi sadece çiftçiler değildir. Bilindiği gibi bu sektör tüm insanların besinlerini yetiştirmek için çalışmaktadır. Dolayısıyla suyun tüketilmesine kırsaldan çok kentsel nüfus neden olmaktadır. O halde sadece çiftçilerden çözüm beklemek yerine kentliler olarak bizler de bir şeyler yapabiliriz. Yapmalıyız da…Kentlerdeki, evlerdeki yaşantımızda da bazı önlemler alabiliriz. Bunlardan bazıları şu şekilde sıralanabilir;GIDA İSRAFINDAN KAÇINILMALI
Sebze, meyve, gıda üretiminde çok miktarda su tüketilmektedir. O halde su tasarruf etmenin en önemli yollarının başında gıda israfından kaçınmak gelir. Restoran, kafe, büfe vb. yerlerden pet şişe ile su satın almışsanız, oralardan ayrılırken yarım kalan şişeleri bırakmayınız. Su bitene kadar yanınıza alınız. Böylece bıraktığınız şişelerin dökülerek suyun ziyan edilmesi engellenebilir. Boşalmış olan plastik şişeyi mutlaka dönüşüm kutusuna atınız. Bitirilmediği halde unutulan şişelerdeki sular, çiçek sulama vb. işlemlerde kullanılmalı, ziyan edilmemelidir. Öncelikle çok zorunlu olmayan veya yaşamsal olmayan tüketimlerden kaçınılmalıdır. Örneğin otomobil yıkamak yerine su tüketimini azaltacak silerek temizlemek işlemine geçilebilir. Yazlık, kışlık, baharlık gibi… Her geçen gün mevsimlik yaşam ortamları olarak ev çeşit ve sayıları artmakta. Bunlarda çoğunlukla ve ihtiyaç dışı su harcanmakta. Başta havuz olmak üzere suyun zorunlu ihtiyaç olmayan alanlarda kullanımı engellenmelidir. Turizm ekonomisi nedeniyle sahillere yakın alanlarda, gerekiyorsa deniz suyundan yararlanılabilecek bir sistem düşünülmelidir. Temizlikte tazyikli su kullanarak çok su tüketmek yerine ovma, fırçalama ve çekçek kullanma yöntemleri tercih edilmelidir. Bulaşık yıkama işi, su tasarruflu makinelere bırakılmalıdır. Makine satın alırken de sadece elektrik tüketimi değil su tüketim miktarı da dikkate alınmalıdır. Bulaşık makinesi gibi çamaşır makinesinin de tam kapasite çalıştırılması su tasarrufu sağlar. Bu nedenle bulaşık ve çamaşırlar biriktirilerek yıkanmalıdır.BOZUK ÇEŞMELER TAMİR EDİLMELİ
Halı yıkama işlemi de çok su tüketilmesine neden olmaktadır. Bu konuda tasarruflu makineler tercih edilmelidir. Suyun temizlik kapasitesini artırmak için çeşitli kimyasalların katılması tuzağına düşülmemelidir. Bunlar temiz suyun kirletilerek azaltılmasında çok etkilidir. Özellikle çamaşır makinelerinde su sertliğini giderici kimyasallar çokça kullanılmaktadır. Bunların en önemli reklam gerekçesi makinenin kullanıma başladığı gün gibi kalması, kireçlenmemesi yönündedir. Oysa bilinmektedir ki bütün elektronik cihazlar 10 yılda ömürlerini tamamlamaktadırlar. Sulama sistemleri ve tesisat işi ile uğraşan insanlar, tüketimi az sağlayacak, kısa sürede sızdırma yapmayacak ürünleri tercih etmeleri konusunda eğitilmelidir. Böylece problem, kaynağında çözülecektir. Bozuk çeşme, batarya ve sifonlar hemen tamir edilmeli su kaçağı engellenmelidir. Ayrıca buralarda tasarruf aparatları kullanılmalıdır.UZUN SÜRELİ DUŞTAN KAÇININ
Büyük kurumlarda okul hastane ve fabrika gibi yerlerdeki tuvaletler, su kaçağı yapan tesisat şebekeleriyle doludur. Buralarda çalışan insanlar su kayıpları konusunda bilinçli olmalıdırlar. Kaçakları sorumlulara bildirmelidirler. Benzer durum belediyelerin parklarında da yaşanmaktadır. Banyo sırasında uzun süreli duştan kaçınmalıdır. Bunu yapamazsak duş yerine kurna-kova sistemine dönmemiz gerekebilir. Sürekli su akıtmak yerine çeşme kapatılarak sabunluk ve kese gibi aletlerle ovma silme işlemi kullanılarak kirlerden kurtulunabilir. Banyo, duş suyunun ısıtılması sırasında öncelikle boşa akan su, bir kovada biriktirilmelidir. Temizlik ve çiçek sulama gibi işlemlerde değerlendirilmelidir. Tuvalette su tüketimini azaltmak için çeşitli önlemler alınmalıdır. Bunlardan biri sifonda kademeli depolama sistemidir. Eğer kademeli sifon sistemi yoksa su deposuna pet şişe konularak su tüketimi azaltılabilir. Suyun azalması nedeniyle tuvaletinizin yeterince temizlenmediği düşünülüyorsa suya fırçanın destek olması sağlanabilir. Bu konuda üreticiler nanoteknoloji ürünleri ile çok suya ihtiyaç duyulmayan sifonlardan bahsetmektedirler. Banyo lavabolarındaki gider borusunun sifona bağlanması da önerilerin tasarruf önlemlerinden biridir. Çay demleme, yemekte kullanma gibi işlemler, ölçekle gerçekleştirerek su tüketimi azaltılabilir. Çay demlerken kullanılan ölçü, enerji tasarrufunun da sağlanmasını sağlar.BİR ELİN NESİ VAR İKİ ELİN SESİ VAR
Çeşme kullanımında “bir elin nesi var. İki elin sesi var” ilkesi kullanılmalıdır. Sensör yoksa örneğin sol el ile çeşme açılıp kapatılırken sağ el ile yüz yıkanmalı, diş fırçalarken de aynı hareketlerle ağız çalkalanmalıdır. Diş fırçalama, traş olma, el sabunlama sırasında çeşmeyi açık bırakmamalıyız. El sabunlarken çeşmeyi açıp suyu akıtarak ellerimizi ıslatmalı, çeşmeyi kapattıktan sonra ovarak ellerimizi sabunlamalıyız. Bu sırada çeşme açık bırakılıp su boşa akıtılmalı. Ovma işleminden sonra sadece durulamak için çeşmeyi açarak sudan yararlanılmalıdır. Kullanılan suyun tekrar kullanımı için önlemler alınmalıdır. Tüm yerleşmelerde arıtma tesisleri aracılığıyla tekrar kullanım önlemleri geliştirilmelidir. Evlerde su depolama alanları oluşturulmalıdır. Mutfak tezgahlarında içme ve kullanma suyu lavaboları olmak üzere 2 bölüme ayrılabilir. Böylece suyun tekrar kullanımı gerçekleştirilebilir. Örneğin sebze meyve yıkandıktan sonra depolanan su tuvalette kullanılabilir. Ayrıca meyve ve sebzeleri leğende yıkamak tasarruf sağlayabilir. Mutfakta yumurta pişirirken kullanılan su, tekrar kullanılabilir. Hatta çiçekler ve temizlik için de depolanabilir. Biraz önce belirttiğim gibi politikacılar, Bakanlık ve Belediyeler gibi eğitim kurumları da yakın çevrede yaşanan sorunların çözümü için mücadele etmeli gelecek nesilleri bu bilinçle yetiştirmelidir. Zaman zaman görevim nedeniyle gitmiş olduğum kentlerde duymuş olduğum “Eskişehir güzeldir, Eskişehir’liler bilinçlidir, aydındır, çevrelerine duyarlıdır” sözüne layık olarak susuzluk felaketiyle baş edebileceğimizi düşünüyorum. Haydi hep birlikte su tasarrufuna…22 Mart Dünya Su Gününüz kutlu olsun; Susuz günler kapıda!...
Prof. Dr. Erdoğan KAYA