Iğdır’da ölçülen yıllık ortalama PM2.5 seviyesi 64,4 µg/m³ olarak kaydedildi. Bu değer, Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerilen 5 µg/m³ sınırının oldukça üzerinde. İzmir’in Buca ilçesi ise 51,5 µg/m³ ile Avrupa’nın en kirli ikinci noktası olarak dikkat çekti. Listeye Türkiye’den giren diğer yerleşimler arasında Konya, Düzce ve Gödekli de bulunuyor.
Türkiye’nin bu listede öne çıkmasının arkasında birden fazla neden bulunuyor. Uzmanlara göre kömür ağırlıklı enerji üretimi, sanayi kaynaklı yoğun emisyonlar ve büyük şehirlerdeki trafik yükü bu tablonun başlıca sebepleri arasında. Ayrıca düşük kaliteli yakıt kullanımı ve eski tip ısınma sistemleri de hava kalitesini ciddi şekilde düşürüyor. Coğrafi yapı ve hava koşulları da kirleticilerin dağılmasını zorlaştırarak etkisini artırıyor. Avrupa’nın diğer bölgelerinde de benzer sorunlar yaşansa da Türkiye’nin listedeki ağırlığı dikkat çekiyor. Sırbistan, Bosna-Hersek ve Kuzey Makedonya gibi ülkelerde de yüksek PM2.5 değerleri görülüyor. Ancak Türkiye’nin birden fazla şehirle ilk 10’da yer alması tabloyu daha çarpıcı hale getiriyor.
Öte yandan listenin diğer ucunda ise temiz hava konusunda öne çıkan ülkeler var. Finlandiya, düşük kirlilik oranlarıyla ilk 10’un büyük bölümünü oluştururken, sıkı çevre politikaları ve yenilenebilir enerji kullanımı bu başarıda belirleyici rol oynuyor. Utö Adası, yalnızca 1,3 µg/m³ seviyesiyle Avrupa’nın en temiz havasına sahip noktası olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, özellikle PM2.5 olarak bilinen ince partiküllerin ciddi sağlık riskleri taşıdığı konusunda uyarıyor. Bu partiküller solunum yoluyla akciğerlere ulaşıp kana karışabiliyor ve uzun vadede kalp-damar hastalıklarından solunum problemlerine kadar pek çok rahatsızlığa yol açabiliyor.
Kirliliğin yoğun olduğu bölgelerde yaşayanlar için bazı önlemler hayati önem taşıyor. Hava kalitesi uygulamalarından anlık verileri takip etmek, kirlilik arttığında kapalı ortamlarda kalmak ve gerekli durumlarda koruyucu maske kullanmak uzmanların ilk önerileri arasında yer alıyor.