Haber: Sadi Seda
“TEMA Vakfı olarak bizim görevlerimizin başında toprak kaybının önlenmesi geliyor. Biz Termik Santral’in neresindeyiz diye baktığımızda Toprak Eksenli bakıyoruz olaya. Enerji direk olarak bizim konumuz değil” diyen TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, “Ama dolaylı olarak da enerjiye dokunuyor oluyoruz. Bizim derdiğimiz doğa ve doğanın korunması. Bizim hiçbirimizin aklımızdan çıkarmamız gerekli çok önemli konu var. İnsanoğlu ve gezegenin geleceği ile ilgili konu. İklim değişikliği diye bir gerçek var karşımızda. Her ne kadar biz yokmuş gibi davranmaya devam etsek de gelişen olaylar öyle gözükmüyor. İklim değişikliği başladı ve çok hızlı bir şekilde değişiyor” dedi.
Ataç,”Ben özellikle herkesten rica ediyorum. Termik Santral konusu siyasallaştırılmamalı. Termik Santral nedeniyle kirlenecek havayı Eskişehir de yaşayan her partiye mensup insanlar soluyacak. Bu ne CHP’nin ne AKP’nin ne de diğer partilerin tek başına sorunu değil. Burada önemli olan Eskişehir için doğru olanı neyse onun yapılmalı lazım. Termik Santralın bacasından çıkacak duman ve yer altına verilecek soğutma suyu nedeniyle tarım yapılamaz duruma gelecek” dedi.
“ALPU OVASININ ORTASINA
ÇÖP DÖKÜYORUZ!”
TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, gıda ve suyun silahtan bile önemli olduğunu, yavaş yavaş o günlere doğru gelindiğine de dikkat çekerek, ”Dolayısıyla bizim gıda güvenliğimiz için tarım topraklarımızı korumamız gerekir. Bunun için öncelikle büyük ovaları koruma altına alalım. Tarım Bakanlığı geçtiğimiz yıl Türkiye’deki büyük ovaları belirledi ve bunu ilan etti. Bunlardan birisi de Alpu ovası. Bizim böyle bir ovamız var diye ilan ediyoruz sonrasında gelip bu ovanın tam ortasına çöp döküyoruz. Burada bir yanlışlık veya değerlendirme farklılığı var. Burada bakmamız gereken bir gerçek var. Tarım zaten zor durumda . Köylerde yaşayan en genç nüfus 59 yaşında. Gençler köylerden kaçıyor. Artık sigortalı çalışacak iş arıyor. Köyün kızları sosyal güvenceleri yok diye köyün delikanlıları ile evlenmiyor. Bu olumsuzluklara rağmen birde Termik Santral kurulursa köylerde yavaş yavaş yaşayanlar şehirlere, ilçelere yakınlarının yanına göç etmek zorunda kalacaklar” dedi.
“TERMİK SANTRALLERİNİN YARATTIĞI HAVA
KİRLİLİĞİNİN MALİYETİ 3,6 MİLYAR DOLAR”
Bugün yapılmış ve hizmete girmiş olan Termik Santrallerin etrafındaki köylerde yaşayanlar ve çiftçilerle gidip konuşulduğunda onların bütün gerçekleri anlatacaklarını, santrallerin etrafındaki köylerde yaşayanların tarımın bitmesi nedeniyle - köylerini terk etmek zorunda kaldıklarına da vurgu yapan TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç şöyle konuştu:
“Santrallerin bulunduğu arazilerde yaşayanlar hava ve çevre kirliğinin yanı sıra tarım ve hayvancılığın da bitmesiyle hızlı bir şekilde göç etmeye başlıyorlar. Türkiye de hava kirliliğinden kaynaklanan maliyet 14,4 Milyar dolar. Sadece termik santrallerin yarattığı hava kirliliğinin maliyeti ise 3,6 Milyar EURO yıl. Termik Santralin ekonomik ömrü 30 yıl. 30 yıl sonra santrali kapattığımızda kirlenen toprağın yeniden temizlenmesi kendine gelmesi için yüz yıllar geçmesi gerekir. O kadar zaman içerisinde tarımdan da kaybımız olacak. Bu arada insanlar akciğer kanseri, KOAH hastası olacaklar. Biz Tema Vakfı olarak bir işe başlamadan önce hesap kitap, plan projenin çok iyi yapılması lazım. Kısa vadede birilerine kar sağlayabilir, ancak orta ve uzun vadede hepimize zarar veriyorsa en başından itibaren olaya çok iyi bakmamız lazım. Hangi enerji olursa olsun. Güneş, Rüzgar, Jeotermal, Termik Santral, Hidro Elektrik Santrali. Hangisi olursa olsun. Projelerinin çok iyi incelenmesi lazım. Çünkü tarihimizde bunun olumsuz örnekleri var.”
“KÖMÜR ÇIKARTILIRKEN SICAK
SUYUN YERİ DEĞİŞEBİLİR”
Alpu Ovası’nın Eskişehir’in verimli tarım arazilerinin başında geldiğine dikkat çeken Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Prof. Dr. Can Ayday, “Eskişehir’in en önemli ovalarından bir tanesi. Tarım ambarı. Hububatın yanı sıra ciddi oranda pancar üretimi gerçekleştiriliyor. Su Alpu ovası için hayat. Termik Santral yapıldığı takdirde su ile oynayacaksınız. Yer altından kömür çıkaracaksınız. Kömürü çıkarmak için su drenajı yapmak gerekiyor. Kömür suyun altında, su drenajı yaptığınızda yer altı su ile oynayacaksınız. Yerini değiştireceksiniz. O bölgedeki bazı yerlerde sıcak su çıkıyor. Bu termal su. Eskişehir’in Kuzey, Güney Fay hattı var. Güneyindeki fay hattı üzerinde sıcak su var. Bu sıcak su Beyazlatın Mahallesine kadar devam ediyor. Linyit Kömürünü çıkaracağız derken yapılacak drenajla sıcak suyun kaçırılma tehlikesi de söz konusu” dedi.
“SOĞUTMADA KULLANILACAK SU YERE
ENJEKTE EDİLİRSE YER ALTI SUYU KİRLENİR”
“Termik Santralinde soğutmada su kullanmak zorundasınız. Bu su kullanıldıktan sonra ne yapılacağı da çok önemli. Bu suyu soğutarak tekrar mı kullanılacak yoksa yere enjekte mi edilecek” diyen Ayday şunları da kaydetti:
“Yer altına enjekte edilmesi halinde yeraltı suyu da kirlenecek. Ekolojik denge de değişecek. Tarım ve çevrede yaşayan insanlar zarar görecek. Sonuçta yer altı suyu kesinlikle kirlenecek. Dünyanın hiçbir yerinde bir maden çıktığında sıfır riskli değildir. Eskişehir deki kömür madeni de çıkarılırken riski olacaktır. Bugün için Türkiye de enerji edilecek santrallerde Taş Kömürü veya Linyit kullanılıyor. Eskişehir de yapımı gündeme gelen Termik Santralinde Linyit Kömürü kullanılacak. Eskişehir de taş kömürü yok. Bu kömürü kullanmak zorundayız. Ama bu kömürü kullanırken çevreyi kirleteceksek, çevreyi katledeceksek ve insanları kötü duruma sokacak. Eğer kullanılacaksa önleminin alınarak kullanılması gerekir. 2015 yılında Eskişehir’e MTA geldi. Beyazaltın Köyünde sondajlar yapıldı. Linyit Kömürü yatağı bulundu. Burası Türkiye’nin üçüncü büyük kömür rezervi. Bakıldığında bir tabakada 25-30 metre kalınlık, bazı tabakalarda ise daha ince. Ancak çokta derinde, 250 ile 450 metre derinlikte. Yüzeyde olsa açık işletmeyle al. Ancak burada açık işletme söz konusu değil. Kapalı işletme yapılmak zorunda. Şimdi Beyazaltın Mahallesi sınırları içerisinde yapılacak olan Termik Santralın vereceği zararlar halka iyi anlatılmalı ve bilimsel olarak ortaya koymamız lazım. Sadece bir bilim dalının işi değil. Bunlar Maden, Çevre, Jeoloji, İnşaat, Meteoroloji, Makine Mühendislerinin birlikte yapacakları çalışmalar sonunda çevreye vereceği zarar veya var ise yararları bu şekilde belirlenmeli. Bu diğer ülkelerde gayet de başarılı bir şekilde yapılıyor. Herkes kendi uzmanlık alanında çalışmasını yapıyor, daha sonra bunlar bir havuzda toplanıyor artıları, eksileri tartışılıyor. Ortaya bilimsel bir rapor çıkıyor. Bu rapora göre yapılır veya yapılamaz deniliyor. Türkiye de TMMOB diye bir kurum var. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) 7303 sayılı Yasa, 66 ve 85 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerle değişik 6235 sayılı Yasayla kurulmuştur. TMMOB tüzel kişiliğe sahip, Anayasanın 135. Maddesinde belirtilen kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur. Avrupa’da hükümetler bir konuda araştırma yapılacaksa bu kurumlara görev verir. Türkiye de bize ne danışılıyor ne de görev veriliyor. Veriler gizleniyor. Şu anda çalışma yapıldığını duyuyoruz. ÇET Raporunu hazırlayıp ‘işte bu’ diyerek ortaya çıkacaklar mı yoksa hazırlayıp ‘bakın veriler bu’ diyerek bize gösterecekler mi? Bizim istediğimiz ÇET Raporu hazırlanırken Türk Mühendis ve Mimar Odaları olarak ‘uygun mudur veya değil midir‘ görüşlerimizin alınması lazım.”
“ADULARYA’DAKİ SANTRAL
LİNYİT KÖMÜRÜ İLE ÇALIŞMAZ”
Bugün yönetimi Kayyum da olan Mihalıççık İlçesindeki Adularya Termik Santralinin Koyunağılı Mahallesinin kırsalında çıkarılan Koyunağılı Kömürünün kullanımına göre inşa edildiğini, Beyazaltın Köyünde ise Linyit Kömürünün bulunduğunu da vurgulayan Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Prof. Dr. Can Ayday, ”Şimdi deniliyor ki Adularya da yapılan ve şu anda çalışmayan Kayyum’a devredilmiş termik Santral var. Yeni termik santrali yapılması yerine bu santral devreye alınmalı. Beyazaltın Köyünde çıkartılacak kömür de Mihalıççık’a taşınmalı. Bir kere Adularya da çıkarılan kömür kalitesi ile Beyazaltın Mahallesinde çıkarılacak kömür farklı. Adularya’daki Termik Santrali Mihalıççık Koyunağılı kömürünü kullanılacak şekilde inşa edilmiş. Linyit Kömürü burada kullanılabilir mi? Bunun da araştırması yapılaması gerekiyor. İkincisi Beyazaltın Mahallesini kurtaralım derken Mihalıççık İlçesini mi kirletelim” dedi.
“TERMİK SANTRALLERİ DAHA VERİMLİ
KULLANABİLSEK ÜRETİM 1,5 KAT ARTAR”
Tema Vakfı Çevre Proje Koordinatörü Özlem Katısöz ise, en temiz ve en ucuz enerjinin tüketmediğimiz enerji olduğunu, Türkiye’nin 100 birim enerjisinin 20’sini boşa harcadığına vurgu yaptı.
“Yatırımları doğru ölçeklendirmediğimiz için. Evlerde ofislerde bu oran yüzde 29. Aydınlanma, ısınma ve soğutma anlamında doğru yatırımlar yaparsak evlerde harcadığımız 100 birim enerjinin 29’unu kurtarabiliriz. Diğer bir yandan da biz kömürden elektrik üretmeyen ülke değiliz. 100 megavatın üzerinde elektrik üreten 26 termik santralimiz var. Bunların nasıl bir verimlilik ile çalıştığına kendi proje dokümanlarına baktığımızda 400 küsur bin cigavat/saat elektrik üretmesi gereken bu santrallerin 270 bin cigavat/saat elektrik ürettiklerini görüyoruz. Demek ki işletme veya bakım anlamında yani verimlilik anlamında bir sorun var” diyen Katısöz şöyle devam etti:
“Bu santralleri daha verimli olarak kullanabildiğimiz de mevcut üretiminin 1,5 katı kadar elektrik üretebiliriz. Elimiz de bu kadar çok malzeme varken, dünya da artık daha az elektrik tüketerek katma değer yaratıyor. ‘Uluslararası Enerji Ajansı’ diyor ki 2030’a kadar dünya ekonomisi iki kat büyüyecek ama tükettiği enerji yüzde 30 artacak. Hala bu tartışmalar sürerken bizim İç Anadolu’nun en verimli ovası olan Alpu Ovasının üzerine kömürlü santral yapmak gerekiyor mu? Kömürden elektrik üretiminin maliyeti birim başına 6 cent. Piyasadaki fiyatı ise 4 veya 4,2 cent civarında değişiyor. En son yapılan rüzgâr enerjilerinin ihalelerinden çıkan rakam elektrik birim fiyatı 3,48 cent. Gelecek yenilenebilir enerjide. Böyle bir gerçek varken yerin altındaki kömürü çıkartmalı mıyız. Yoksa tarıma, suya, insan sağlığına maliyeti ve iklim değişiklikleri, gıda güvenliği sorunlarıyla karşılaşacaklarımız da dikkate alındığında termik santral yapılmalı mı? Bunu dikkate almak gerekir. Tepebaşı Termik Santralinde senede 6 Milyon ton kömür yakılacak. Bunun 3/1 kül olacak. Bu kül de bir şekilde açık alanda bir yerlerde depolanmak zorunda kalınacak. Kül sonuçta bir kömür artığı. Bu kömür artığının yani cürufun içerisinde toz da olduğu için bunun hem insan sağlığına hem de çevresindeki bitki örtüsünün üzerine çökeceği için tarıma da zararı olacaktır. Yapısını bozacak. Her sene 6 milyon ton kömürü yaktıkça 1,5 Milyon ton her sene kömür atığı çıkacak. Bu gömülecek mi? Taşınacak mı? Bize geri dönüşüm olarak kullanılacağı söyleniyor. Türkiye’deki kömürle çalışan Termik Santrallerinden çıkan atıklar bir yerde depolanmış olarak duruyor. Bizim gittiğimiz kömürle çalışan Termik Santrallerinin hepsinin yakınındaki bir alanda kömür atıkları depolanmış durduğunu gördük. İnsanların evlerinin bahçelerinde bile kül havuzları var. Termik Santral olunca etrafında mutlaka kül havuzu olacak. Olmazsa olmazlardan birisi zaten. Bırakın Türkiye’yi dünyada bile sıfır riskli bir elektrik santrali yok. Termik Santralinin içerisine girip gezerek veya dışarıdan bakarak zararlı veya zararsız diyemeyiz. Çevresine bakmak lazım. Çevresine yarattığı artılar ve eksilere bakmak gerekir. Santralin bulunduğu alandaki insanlarla konuşulmalı. İllerin bölgelerine göre hava kirliği yaşayan raporları var. Bu raporlara bakıldığında yeni nesil Termik Santralın bulunduğu Çanakkale’nin Çan İlçesi hava kirliğinin yaşandığı bölge olarak yer alıyor.”