Kur’an ayetleri ve Peygamber Efendimiz’in hadisleriyle şekillenen hutbelerde, güncel meseleler de ele alınıyor. Diyanet’in haftalık olarak belirlediği konular, bireyin kendisiyle, ailesiyle ve toplumla kurduğu ilişkiye dair önemli hatırlatmalar içeriyor. Bu nedenle “Bu hafta hutbede ne anlatıldı?” sorusu her cuma olduğu gibi 16 Ocak’ta da merak konusu oldu.
Bu haftaki hutbe içeriği, inançların yanlış amaçlarla kullanılmasına dikkat çekiyor. Diyanet tarafından paylaşılan metinde, dinin özünden uzaklaştırılarak kişisel çıkarlar doğrultusunda kullanılmasının hem bireye hem de topluma verdiği zararlara vurgu yapılıyor. Hutbede, İslam’ın itidal ve denge dini olduğu hatırlatılırken, aşırılığın ve hurafelerin insanı doğru yoldan saptırdığı ifade ediliyor.
Metinde, Peygamber Efendimiz’in dinde aşırılıktan sakınılması yönündeki uyarılarına yer veriliyor ve Kur’an’da geçen “orta yol” anlayışı hatırlatılıyor. İslam’ın barış, adalet ve hikmet üzerine kurulu bir din olduğu belirtilirken, bu değerleri kullanarak fitne çıkaranların tarih boyunca var olduğu ve bugün de farklı biçimlerde ortaya çıktığı dile getiriliyor.
Hutbenin devamında, dini kendi anlayışlarına göre şekillendiren, kendilerini tek doğru yolun temsilcisi gibi sunan yapılara karşı uyanık olunması gerektiği vurgulanıyor. Bu grupların, ayet ve hadisleri bağlamından kopararak yorumladığı, ayrıştırıcı bir dil kullandığı ve İslam’ın temel kavramlarını şiddetle ilişkilendirdiği ifade ediliyor. Kur’an’da yer alan “Biz ıslah ediciyiz” söylemiyle bozgunculuk yapanlara dair ayetle bu anlayışın gerçek yüzü ortaya konuyor.
Hutbede ayrıca, dinin gerçek sahibinin Yüce Allah olduğu, İslam’ı en doğru şekilde yaşayan ve aktaran örneğin Hz. Muhammed (s.a.s) olduğu açıkça hatırlatılıyor. Hiç kimsenin kendini dinin mutlak temsilcisi olarak görmeye hakkı olmadığı, başka Müslümanları iman dairesinin dışına itmenin kabul edilemez olduğu güçlü bir dille ifade ediliyor.
Son bölümde ise özellikle gençlere yönelik çağrılar öne çıkıyor. Dijital platformlarda yayılan yanlış ve saptırıcı dini içeriklere karşı dikkatli olunması gerektiği belirtiliyor. Sahih dini bilginin ehil kişilerden, doğru kaynaklardan öğrenilmesinin önemi vurgulanırken; Kur’an’a, sünnete ve İslam medeniyetinin köklü birikimine sahip çıkılması gerektiği hatırlatılıyor. Hutbe, Müslümanlara en büyük zararın, dinin ve kutsal kavramların istismar edilmesiyle verildiğini unutmama çağrısıyla sona eriyor.
16 OCAK 2026 CUMA HUTBESİ KONUSU
DİN İSTİSMARI
Muhterem Müslümanlar!
İnsanın yaratılış hikmetlerinden biri, yeryüzünü imar etmektir. İnsan; sahih dini bilgiye ulaştığı ölçüde hikmet üzere bir hayat inşa eder. Bu bilgiden uzaklaşıp heva ve hevesin, cehaletin ve hurafelerin peşine düştüğünde ise, imar yerini ifsada, ıslah yerini bozgunculuğa bırakır.
Aziz Müminler!
Yüce dinimiz İslam, aşırılığı reddetmektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde, “Ey insanlar! Dinde aşırılıktan sakının. Çünkü sizden öncekileri dinde aşırılık helâk etti” buyurmaktadır. İslam, Müslümanların orta yolu tutmalarını, dengeli bir hayat sürmelerini istemektedir. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de, “Siz insanlara şahit olasınız, Peygamber de size şahit olsun diye sizi aşırılıklardan uzak bir ümmet kıldık” buyurmaktadır. Durum böyleyken barış ve esenlik dini İslam’ın yüce değerlerini istismar edenler, geçmişte olduğu gibi bugün de varlığını sürdürmektedir. Bu kimselerin asıl gayesi; din kisvesi altında İslam toplumu içinde fitne ve fesat çıkarmak, Müslümanları birbirine düşürmektir.
Kıymetli Müslümanlar!
Dini istismar edenler, kendilerini dinin tek temsilcisi gibi sunarlar. İslam’ı kendi düşüncelerine hapsederler. Sahih dini bilgiye dayanmayan görüşlerini desteklemek için Kur’an-ı Kerim’i ve sünnet-i seniyyeyi gerçek anlamından koparıp keyfi yorumlara yönelirler. Ayrıştırıcı ve dışlayıcı söylemlerini kabul ettirebilmek için hadis-i şerifleri devre dışı bırakmaktan çekinmezler. Şirk, tekfir ve cihad gibi kavramları, cana kıymaya ve Müslümanları katletmeye aracı kılarlar. Kendilerini ıslah edici, tevhidin savunucuları olarak tanıtan bu grupların asıl yüzünü Kur’an-ı Kerim şöyle haber vermektedir: “Onlara ‘Yeryüzünde düzeni bozmayın’ denildiğinde, ‘Biz yalnızca ıslah edenleriz’ derler. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar.”
Değerli Müminler!
Dinin sahibi Yüce Allah’tır. İslam’ı en doğru şekilde yaşayan Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’dir. İslam’a göre, hiç kimse kendini, Allah ve Resûlü’nün yerine koyamaz. Onlar adına hüküm veremez. Geleneğimizden gelen dini ve tarihi birikimi yok sayamaz. Hiç kimse, dinin asıl temsilcisi olarak kendini göremez. Mutlak doğrunun sadece kendisine ait olduğunu iddia edemez. Şirk ve küfür isnadıyla bir Müslümanı iman dairesinin dışına çıkaramaz. Onun canına, malına ve namusuna kastedemez.
Aziz Müslümanlar!
Maalesef, bugün, Müslüman toplumlar, İslam’ı kendi tekelinde gören, kendinden olmayanı dışlayan tehlikeli bir anlayışla karşı karşıyadır. Dijital mecralarda Müslüman gençlerin zihinlerini bulandırmaya, barış dini İslam’ı şiddetle yan yana göstermeye çalışan bu aykırı gruplar, artık küresel bir problem haline gelmiştir. Birlik ve beraberliğimizi tehdit eden, geleceğimizi karartmak isteyen bu yapılara karşı dikkatli olmalıyız. Gençlerimizin sahih dini bilgiyi, doğru yöntem ve metotlarla, ehil kişilerden almalarına özen göstermeliyiz. Kur’an-ı Kerim, sünnet-i seniyye ve medeniyetimizden neşet eden İslami geleneğimize sahip çıkmalıyız. İslam’a ve Müslümanlara en büyük zararı verenlerin; dinimizi, değerlerimizi ve kavramlarımızı istismar edenler olduğunu unutmamalıyız.