×

100 yaşına kadar yaşamak mümkün! İmkansız demeyin...

The Economist’in bilim ve teknoloji editörü Geoffrey Carr yaşlanmayı geciktirme çalışmalarını inceledi: Artık 100’lü yaşları görmek için daha fazla umut var. İşte detaylar...

The Economist’in bilim ve teknoloji editörü Geoffrey Carr yaşlanmayı geciktirme çalışmalarını inceledi: Artık 100’lü yaşları görmek için daha fazla umut var.

 "Bir an daha yaşamak için neyim varsa veririm."

Döneminin en zengin kadınlarından olan İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth’in dünyadaki son sözleri bunlarmış. Himayesindeki simyacıların ölümsüzlük iksiri gibi araştırmaları düşünülünce, Kraliçe söylediklerinde ciddi olabilir. Ama nafile. İncil’de “ömrümüz” olarak biçilen yetmiş yılı doldurmasına birkaç ay kala, Mart 1603’te son nefesini verdi.

I. Elizabeth’ten bu yana epey gelişme kaydettik. Bugün zengin ülkelerdeki insanların makul yaşam beklentisi 70 yılın çok üzerinde. Yoksul ülkelerdekiler de arayı kapatıyor. 1950’den bu yana her yıl dünyadaki ortalama yaşam beklentisi 18 hafta uzuyor.

SAĞLIKLI YAŞAM SÜRESİ ARTMIYOR

Ancak iki tuzak var. Birincisi, artışın bir üst sınırı olacak gibi görünüyor. Yüz yaşını görenlerin sayısı artıyor ve artmaya da devam edecek. ThePewResearchCentre 2050’ye gelindiğinde dünyada yüz yaşını görmüş 3.7 milyon kişi olacağını tahmin ediyor. Bu rakam 2015’teki orana kıyasla üç kat yüksek.

DAHA UZUN YAŞAM İÇİN DAHA AZ KALORİ

Fakat bunların sadece binde biri 110 yaşını görüyor ve tarihte 120 yıldan uzun yaşadığı güvenilir biçimde belgelenmiş kimse yok. Ortalama yükselse de en tepedeki artış çok daha düşük. Diğer tuzak ise “sağlıklı yaşam süresi”. Sağlıklı ve zinde olduğumuz yıl sayısı, hayatta olduğumuz yıllarla aynı hızda artmıyor.

START-UP'LAR DA SEKTÖRE EL ATTI

Elizabeth gibi kraliyetten olmasa da benzer servete sahip bazı çağdaş isimler de şu an mümkün görünenden fazla yaşamak için her şeyi göze alacak durumda. Daha uzun ve sağlıklı bir yaşam için bugünün simyacılarına, yani fiziksel yaşlanmayı ve beraberinde getirdiği hastalıkları anlamaya, yavaşlatmaya, hatta mümkünse tersine çevirmeye çalışan tıp ve biyoteknoloji büyücülerine ciddi paralar ödüyorlar. Hem de peşin.
PayPal kurucu ortağı Peter Thiel, Google kurucu ortakları Larry Page ve SergeyBrin, Amazon’un kurucusu Jeff Bezos gibi isimler hem insan ömrünü hem de sağlıklı yaşam süresini uzatmaya çalışan firmalara ya yatırım yapıyor ya da kuruluşlarında ciddi rol üstleniyor. Mart ayında OpenAI CEO’su Sam Altman sağlıklı yaşam süresini on yıl uzatma hedefiyle Silikon Vadisi’nde kurulan Retro Biosciences şirketine 180 milyon dolar yatırım yaptığını açıkladı.
Gazete Oksijen’de yer alan The Economist araştırmasına göre, en tepede teknoloji devlerinin desteklediği firmalar varken biraz aşağıda daha geleneksel yöntemlerle finanse edilen start-up’lar, yaşlanmayı yavaşlatacak veya bazı boyutlarını durduracak ilaçlar üzerinde çalışıyor.
En altta ise halihazırdaki ilaç ve iksirlerin yanı sıra (veya bazen yerine) geleneksel diyet, spor ve uyku formülüyle ömrümüzü ve sağlıklı yaşam süremizi uzatabileceğimiz fikri yer alıyor.
 

YAŞLANMAK HASTALIKLI MI?

 
Ana akımdan birçok bilim ve tıp insanı gelişmelere şüpheyle yaklaşıyor. Nedeni anlaşılabilir. Alanda makul motivasyona sahip olanlar kadar fırsatçı ve şarlatanlar da var ve ilgili çalışmaların tarihi neredeyse hiçbir yere varmayan “atılımlarla” dolu.
ABD Gıda ve İlaç Dairesi “yaşlılığı” bir hastalık olarak tanımlamadığı için tedaviye uygun bir hedef olarak da görmüyor. Ne var ki bu tarz araştırmaların meyve verebileceğine dair deliller artıyor.
 

ORGANLAR YAŞI BELİRLİYOR

 
Halihazırdaki bazı ilaçlar en azından farelerin ömrünü gerçekten uzatıyor gibi görünüyor. Bu durum hem aynı etkiyi insanlarda da yapabilecekleri ihtimalini doğuruyor hem de ilgili sürece dair belli bir kavrayış sağlıyor. Gen düzenlemenin her zamankinden kolay hale gelmesi ve gen dizilimi verilerine erişimin giderek artması da araştırmalara katkı yapıyor. Sonsuza dek genç kalan kişiselleştirilmiş kök hücre üretme becerisi, yeni tedavi seçeneklerine alan açıyor. Yeni tanı araçları da bilim insanlarına vücudun ve organların “biyolojik yaşını” hesaplama ve bunları gerçek takvim yaşıyla kıyaslama imkanı sunuyor. Prensipte bu durum uzun yaşam çalışmalarının insan ömründen kısa bir sürede ikna edici sonuçlar vermesini sağlıyor.
 

VÜCUT BİR MAKİNE

 
Yaşlanma ilk bakışta çok basit görünüyor. Vücut makine gibidir ve makineler zamanla yıpranır. Ama çoğu makinenin aksine vücut kendi kendini üretme ve onarma becerisine sahip. O zaman bunu neden mükemmel seviyede yapamıyor?
Cevaplardan biri şu: Vücut denen makinenin tasarımcısı evrim ve evrimin esas ilgi alanı uzun yaşam değil üreme. Yaşam bir gen ve çevre meselesi; kaza, yırtıcılar ve hastalıklar yoluyla çoğu canlı çevre yüzünden ölüyor. Sadece çevrenin izin verdiğinden daha uzun bir yaşam süresinde ortaya çıkan faydalara sahip genler, başka yararlar sağlamadığı takdirde ömrü uzatmaya pek yatkın değil. Başarılı ve doğurgan bir gençlik sunan genler öne çıkıyor.
 
Evrim gerçekten de yaşlılığa karşı komplo kuruyor olabilir. Genç bir hayvanın yavrulamasına yardım ederken yaşlı olanı tehlikeye atan bir gen, çoğu zaman yayılıyor. Öte yandan Alzheimer hastalığında görülen bir gen varyantının gençlere üreme avantajı getirdiği yönünde kanıtlar mevcut.
 
Genel anlamda, ilgili genlere evrimsel açıdan bakıldığında şu söylenebilir: Tek tek bireyler aslında kendi içinde bir son olmaktan ziyade söz konusu genlerin yeni kopyalarını üretmenin bir yoludur. Vücudun onarım mekanizmalarını kusursuz halde tutmaya değmesi için aynı vücudun sonraki kuşağa daha fazla gen aktarması gerekiyor. Bu kaynakların diğerleri tarafından kullanımı daha iyi sonuç doğuruyorsa vücudun onarım özelliği geri planda kalıyor. Birey, artık amacına uygun olmayan hale geldiğinde vazgeçilebilir hale de gelmiş oluyor.

 
İLERİ YAŞLARDA HASTALIKLARIN TEMEL SEBEBİ

Alzheimer, Parkinson, retina dejenerasyonu, tip-2 diyabet ve farklı kanser türleri gibi birçok hastalığın gençlikte ender görülürken yaşlılıkta yaygın olması bu perspektiften açıklanabilir. Ama aynı perspektif, her zaman illa böyle olmak zorunda olmadığını da gösteriyor. Evrimin, onarım sistemlerini işler halde tutmakla ilgilenmiyor olması bunun yapılamayacağı değil, sadece biraz daha akıl ve kurnazlık gerektiği anlamına geliyor.
 
Çoğu genin “alel” adı verilen varyantları var. Bunların hepsi çalışsa da etkileri farklı olabiliyor. Laboratuvarda yetiştirilen organizmalar üzerinde yapılan genetik manipülasyonda ve yüz yaşını gören insanlar üzerindeki gen çalışmalarında belli genlerin alelleri tespit edildi. Bu alellerin laboratuvar organizmalarının ömrünü uzattığı deneysel olarak kanıtlandı. Aynı aleller yüz yaşını görenlerin daha uzun yaşaması ile ilişkilendiriliyor. Benzer çalışmalar fiziksel yaşlanmanın temelinde yatan süreçlere ışık tutuyor.
 

100’lü YAŞLARDA KALP VE KANSER RİSKİ AZALIYOR

 
Örneğin bu sayede King’sCollegeLondon’dan araştırmacıların 2014 tarihli çalışmasında yer alan, yüzlü yaşlarındaki insanların kanser veya kalp hastalığından ölüm riskinin seksenli yaşlardakilere göre az olduğu bulgusunu açıklayabiliriz. Şunu demeye getiriyor: Gerçekten uzun yaşayan insanların bunu başarma sebebi, kendilerinden daha küçük yaştaki yaşlıları öldüren şeylere karşı görece ender bir korumaya sahip olmaları olabilir. Bu da iyiye alamet.
 
Gerçi onları da öldüren bir şey çıkıyor. TheKing’sCollege araştırmasına göre yüz yaşını görenler genel kırılganlığa ve “ihtiyarların dostu” zatürreye karşı orantısız biçimde savunmasız.
 

ÇÖZÜLMESİ GEREKEN SORUNLAR

Evrimin vurdumduymazlığına rağmen umutlanmak için bir diğer sebep ise yaşlanmaya dair fizyolojik detayların giderek netleşmesi. Özellikle konunun uzmanları sorunu küçük parçalara ayırabilir hale geldiğinden bu parçaları belli ölçüde tek tek ele alabiliyor. Bu nispeten daha küçük ama yine de devasa problemlerin bazıları müdahale için başlı başına cazip hedefler. Kronik enflamasyon veya Alzheimer hastalığında görülen anormal protein oluşumu örnek verilebilir. Harvard Üniversitesi’nin alışılmadık fikirlerden korkmayan biyoteknoloji uzmanı George Church’e göre yeni yaklaşım bundan fazlasını da sağlayabilir: Tüm bileşenleri ayrı ayrı tespit edip başa çıkarsanız sorunun tamamının çözmüş olabilirsiniz.
 
Kimi gruplar bu tekil sorunlardan oluşan listeler hazırlıyor. En çok başvurulan listelerden birinin mimarı İspanya’daki Oviedo Üniversitesi’nden Carlos López-Otín ve meslektaşları. 12 yaşlanma göstergesi öneriyorlar. Göstergelerin hepsinde ortak özellikler var: Yaş ilerledikçe kötüye gidiyorlar, tetiklenmeleri halinde yaşlanmayı hızlandırıyorlar ve tedavi edilince yaşlanmayı yavaşlatıyorlar. Bu "uğursuz düzine” ile başa çıkarsanız sonsuza dek ve sağlıklı yaşamı mümkün kılabilirsiniz. En azından iyimserler öyle diyor.
Söz konusu 12 göstergenin her birinde kaydedilen ilerlemeye bakacağız. Ortaya çıkan tablo maalesef arzu edildiği kadar net değil. Biyoloji karmaşık ve ağlarla dolu bir uğraş ve yaşlanma göstergelerinin birçoğu çakışıyor. Bu sayede bazen belli bir müdahalenin birden fazla alanda yarar sağlaması mümkün oluyor. Kimi zaman ise tavizler gündeme geliyor. Ancak listedeki bazı sorunları çözmek bile insanlara daha iyi bir yaşam getirebilir. Tamamını çözersek neler olacağını kim bilebilir?