Vaziyetten hepimiz sorumluyuz!

Arif Anbar yazdı

25 Kasım 2017 09:32
A
a
Alpu’da kurulması planlanan kömürlü termik santral konusunda bir özeleştiri yapmamız gerektiğini düşünüyorum.
Peki neden?
Anlatayım…
Şuan Yenigün gazetesinde görev yapan Deniz Çağlar Fırat, 2Eylül gazetesinde görev yaptığı 12 Haziran 2013 tarihinde, “Eskişehir’e ikinci temik santral yolda” başlıklı bir habere imza attı.
Yetmedi…
“777 milyon ton linyit Alpu’da” başlıklı bir diğer haberi ise 30 Temmuz 2013’te kamuoyuna servis etti.
O da yetmedi…
Bu sefer, “Alpu kömür rezervi özelleştirilecek” başlıklı bir haberi de, 17 Nisan 2014’te okuyucuyla buluşturdu.
 
*
 
O günlerde…
Ne biz gazetecilerden, ne sivil toplum kuruluşlarından, ne siyasi parti temsilcilerinden, ne de yurttaşlardan herhangi bir kıpırtı, hışırtı, patırtı, kütürtü duyuldu mu?
Hayır.
 
*
 
Bugüne geldiğimizde ise…
Deyim yerindeyse ağzı olan konuşmaya başladı.
Termik santral olsun diyenler de, karşı çıkanlarda niçin savunduğunu ya da karşı çıktığını net bir biçimde ifade edemiyor.
Söz konusu yatırımın zararının veya yararının bilimsel bir şekilde tartışılmasından çok, demagojiye dayalı söylemler ortalıkta geziyor.
Konu, tam manasıyla siyasi bir zemine, yani isteyenler AKP’li, istemeyenler CHP’li zeminine taşınmaya ve tehlikeli bir kamlaşmaya doğru freni boşalmış kamyon misali hızla gidiyor.
 
*
 
Peki, niye böyle oldu?
Bakın…
Bugün kamuoyunda yaşanan bu tartışma ortamı 2013’te başlamış olsaydı, geniş bir zaman dilimine yayılacaktı.
Düşünün…
Dört yıldır bu konu tartışılıyor olacaktı.
Ve sanıyorum, A’dan Z’ye artısı ve eksisi masaya yatırılmış, ayakları yere basan bir sonuç ortaya çıkacaktı.
 
*
Ya şimdi?
İhale süreci kapıya dayanmış.
İki tarafta da ciddi bir telaş hakim.
Evetçiler şu işi bir an önce bitirsek de üzerimizdeki baskı sona erse diye düşünürken…
Hayırcılar hala nasıl örgütleniriz de bu işi durdurabiliriz derdinde.
Herhalde onlar örgütlenene kadar santral faaliyete girecek!
 
*
Durum böyle olunca, Eskişehir’in kaderini belirleyecek hayati bir konunun tartışılması durumu, politikacıların birbirlerine yaptıkları salvolardan öte gidemiyor.
Sonuçta kaybeden yine Eskişehir oluyor.
 
*
 
Bitirirken…
Bir kez daha ısrarla ifade etmek istiyorum.
Yaşanan bugünkü vaziyetten, hepimiz sorumluyuz!
 
 
 
“ Ataç’la rahatça görüşebilen biriyim”
 
Dün kaleme aldığım, “Büyükerşen’in hazzetmediği başkan” başlıklı yazım üzerine, yazının muhataplarından Yavuz Metin arayarak cevap hakkını kullanmak istedi.
 
*
Metin’in açıklamasını aynen aktarıyorum:
 
  • “Beni delege seçimlerinden önce Odunpazarı’ndan aradılar. ‘Ne düşünüyorsun’ diye sordular. Ben de delege olmak istemediğimi söyledim. Bu dönem hiçbir şeye karışmayacağımı söyledim.
  • Volkan Enver Kılıç ve Erdal Çakıcıer’le yan yana olamam. İkisi de arkadaşımdır ama. Telefonlaşırız, konuşuruz. Ama birliktelik söz konusu değil.
  • Atilay Bey’i uzun zamandır tanırım, severim, sayarım. Yalçın Bey, zaten hemşerimiz. İkisi de iyidir. Ancak ben taraf değilim. İkisine de başarılar dilerim.
  • Tepebaşı’nda kanal açmak gibi bir düşüncem yok. Zaten Ahmet Ataç’la rahatça görüşebilen biriyim. O nedenle böyle bir düşüncem yok.”
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat