alexa
Fast Express tepe banner kampanya

Prof.Dr. Alper Çabuk

Su Akar - 2

Son dönemde yazdığım yazılarımda kuraklık ve kuraklığa bağlı ortaya çıkacak risklerden ve acilen alınması gereken önlemlerden bahsediyorum.

25 Ocak 2021 09:25
A
a
Ercan Kardeşler Kuyumculuk
Son dönemde yazdığım yazılarımda kuraklık ve kuraklığa bağlı ortaya çıkacak risklerden ve acilen alınması gereken önlemlerden bahsediyorum. Bu sorunun çözümü için tüketicilerin tasarruflu davranması elbette önemli, ama sadece tasarruflu davranmak bugün için yüzleştiğimiz durum için yeterli değil. Geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi başka çözümler ortaya konması ve bunların hayata geçirilmesi büyük önem taşıyor.
 
Geçtiğimiz hafta, bu durumu doğrulayan Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) “Hububat ve Bakliyatta Yağış, Ekiliş ve Gelişim Analizi” başlıklı raporu yayınladı. TMO’nun yayınladığı bu rapora göre, ülkemizde 1 Ekim-31 Aralık 2020 döneminde yağışlarda normaline göre yüzde 48, geçen yıla göre yüzde 34 azalma olmuş ve bu nedenle hububat ekimine bağlı ürün gelişiminde düşüş yaşanıyor. Türkiye buğday ekiminin yüzde 38'inin yapıldığı İç Anadolu Bölgesi'nde ekimin tamamlandığı ve gerekenin altında gelişim gözlendiğinin belirtildiği raporda, mevcut durum; “Ekilişler, kurak geçen mevsim dolayısıyla kuruya yapılmış ve gecikmiştir. Bitki mevsime göre olması gereken düzeyin oldukça altında çimlenme, çıkış ve gelişim göstermektedir. Çıkış başlayan alanlarda çıkışların dalgalı bir seyir izlediği, yeknesak bir çıkış gerçekleşmediği tespit edilmiştir. Yetersiz yağış ve yüksek seyreden sıcaklıktan dolayı bitki olması gerektiği düzeyin çok altında gelişme göstermiştir.” şeklinde özetlenmiş.
 
Raporda Eskişehir'de çıkış meydana gelmeyen bazı kıraç arazilerde üreticilerin yeniden ekim yaptığı bilgisine yer verilirken, “Konya'da kıraç arazilerde çıkış oranı yüzde 20 civarında, yüzde 80'lik kısımda tohum hafif çimlenip pençe atmış, fakat bitki toprak yüzeyine çıkamamıştır. Bu durumun böyle devam etmesi halinde özellikle İç Anadolu Bölgesi, Ege Bölgesi'nin iç kesimleri ve Karadeniz Bölgesi'nin iç ve orta kesimleri ile Şanlıurfa'da çimlenmesi gerçekleşmeyen veya çıkış yapamayan kıraç alanlardaki hububatın riski daha da artacak.”  bilgisi paylaşılmış.
 
Görünen o ki, kuraklık ve ortaya çıkardığı sorunlara kayıtsız kalınması halinde tarımsal kuraklığın yüksek düzeyde verim düşüklüğü, üretim miktarı azalması, tüketicilerin daha yüksek fiyata gıdaya erişimi, tarımda dışa bağımlılığın artması gibi etkilerini çok fazla şekilde hissedeceğiz.  Bu nedenle “suyun akmasına” kayıtsız kalmamalı, akan suyu son damlasına kadar etkin kullanmanın yolları bulmalıyız. Bu kapsamda, hem kullanma suyunun yeniden kullanılması düzeyini artırmalı, hem de yağmur sularının depolanma kapasitesini büyük bir hızla artırmalı, su toplama sistemlerini konut, köy, mahalle gibi yerel ölçekte yaygınlaştırmalıyız. Bu kapsamda Anadolu kültüründe yer alan su depolamak için yer altında yapılan su sarnıçlarının günümüz şartlarında uygulanan şekillerini yaygınlaştırmalı ve çatılardan yağmur suyunu toplayacak şekilde yapılacak bu depoların yerel yönetimlerin yeni yapılarda ruhsat ve iskan aşamasında zorunlu hale getirmesini sağlamalıyız.
 
Bahsettiğim gibi Anadolu medeniyetleri, bu su depolama yapılarına aşina ve bizler günümüzde su toplama yapıları konusunda bundan yüzlerce yıl öncesinde yapılan uygulamalardan dersler çıkarabiliriz. Antik Çağ'da bile Anadolu'da, su gereksiniminin sarnıçlarla karşılandığını gösteren buluntular bulunmaktadır. Eskiden evlerin bodrum katlarındaki küçük sarnıçlarda, çatılardan alınan yağmur suları biriktirilir, ayrıca suyu bir mahalle ya da kent halkı tarafından kullanılmak üzere, çok daha büyük boyutlarda sarnıçlar yapılırdı. Yine geçmişteki Anadolu medeniyetlerine baktığımızda, Bizans döneminde sarnıç yapımına büyük önem verilmiş; sarnıçların en ünlülerinin yer aldığı İstanbul'da günümüze değin kalmış sarnıçlardan Binbirdirek Sarnıcı ve Yerebatan Sarayı sarnıçları gibi üzeri tümüyle kapalı sarnıçlar yapılmış, ayrıca büyük bir havuz görünümünde açık sarnıçlar da inşa edilmiştir.
 
Bahsettiğim şey geleneksel yöntemlerle su sarnıçları inşa etmek değil, yağmur sularının konut, mahalle gibi kentsel çevrede, tarımsal üretim tesisi, köy gibi kırsal çevrede toplanacağı, ayrıca gri ve siyah suların ayrıştırarak toplanacağı su toplama ve depolama yapılarının inşa edilmesinin desteklenmesi ve zorunluluk haline getirilmesidir. Toplanamayan yağmur sularının yüzey akışına geçmesinin önlenerek, yer altı sularına aktarılmasını sağlayacak yeşil altyapı uygulamaları da önemlidir. İzmir,  İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Zonguldak Çaycuma Belediyesinin bu konudaki girişimleri, ülke geneline yaygınlaştırılmalıdır.
Arıman masaustu reklami
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat