alexa

Sesizimi duyan var mı?

Fakat ben Cumhuriyet kenti Eskişehir'e bilimin yakıştığını düşünenlerdenim...

24 Ekim 2019 08:30
A
a

Jeoloji Mühendisleri Oda Başkanı Can Ayday, "Eskişehir ve deprem" denildiği zaman aklımıza gelen ilk isimlerden. Profesör Ayday – Tıpkı diğer meslektaşları gibi – halkımızı ve yetkilileri deprem konusunda bilinçlendirmeye çalışıyor. Ve – Tıpkı diğer meslektaşları gibi – sesini duyan olmuyor.

1999 depremlerini pek çoğumuz hatırlıyor. Yıkıntıların altına seslenen kurtarma ekiplerinin "Sesimi duyan var mı?" feryatları hâlen kulaklarımızda çınlıyor. Şimdi önümüzde iki seçenek var; Ya bilimadamlarının sesine kulak vereceğiz ya da ilk büyük depremde "Sesimi duyan var mı?" diye feryatlar edeceğiz. Başka bir çözüm yok...

Çağdaş Gazeteciler Derniği tarafından düzenlenen 'Eskişehir ve Deprem' konulu konferansta yetkililere bir kez daha seslenen Profesör Ayday, şehirdeki 120 bin binanın 99 depremlerinden önce yapıldığına işaret etmiş. 1956 Eskişehir depreminin bir benzerinin yaşanmaması için bir takım tedbirler alınmasını belirten Ayday, böylesi bir depremin 70 ve 90 yıl arasında tekrarlanmasını beklediklerini belirtmiş. Yani 70 yıl eklersek 2026, 90 yıl eklersek 2046 yılı arasında bir depremin olmasının yüksek bir olasılık olduğunu ifade etmiş.

"Şu bilimadamları da ne anlarmış bu işten?" diyebilirsiniz elbette. Bizim memleket bilimadamlarının değil de cehennemde yanmayan kefen satan şarlatanların makbul sayıldığı bir memleket. Hatta Odunpazarı'nda düzenlenen bale kurslarının veya kızların etek boylarının depreme sebep olduğunu da ileri sürebilirsiniz. "Yok tektonik hareketlermiş, yok zemin etüdüymüş boş işler bunlar" diyebilirsiniz. Burası size kalmış artık.

Fakat ben Cumhuriyet kenti Eskişehir'e bilimin yakıştığını düşünenlerdenim...

Küçük yardımlara büyük ihtiyaç

ES TV'de yayınlanan 90 + 3 programı yine kent gündemini belirledi. Öncelikle moderatör Murat Dağtekin'i tebrik ederiz. Programın konuğu olan ETB Başkanı Murat Diri de son derece önemli açıklamalarda bulundu. Diri kulübün iyice sahipsiz kaldığının bir kere daha altını çizdi. Eskişehirspor taraftarının didinip durduğunu biliyoruz. Eğer taraftar da elini taşın altına koymaktan vazgeçerse, Eskişehirspor'un kapısına kilit vurmaktan başka çare kalmazdı.

Yani şuanda eğer ki ortada bir Eskişehirspor var, bunun tek açıklaması taraftarıdır. Yoksa kentin ileri gelenleri çoktan Eskişehirspor'u yalnız bırakmış durumda. Nitekim Murat Diri de çırpınıp durduklarını, belediyelere gidip yardım istediklerini belirtti. Ancak Diri'den öğrendiğimiz kadarıyla yetkililer "Biz bir şey yapamayız, AK Parti'ye gidin" mealinde açıklamalar yapıyorlarmış. Taraftar AK Partili yetkililere gittiği zaman da "Belediyelere gidin" cevabını alıyorlarmış.

Öncelikle şunu belirtelim; ne belediyelerin ne de hükumetin profesyonel bir kulübe maddi yardımda bulunmak gibi bir yükümlülüğü vardır. Ancak Eskişehirspor'un da bu kentin önemli bir markası olduğunu unutmamalıyız. Yani yetkililere "Oluk oluk para aktarın" demiyorum. Ancak büyük olmasa da küçük yardımlarda bulunabilirler. Zira küçük yardımlara bile büyük ihtiyacımız var...

Zenginlikler şehri Eskişehir 

Daha dün nesli tükenmekte olan bir karacanın Eskişehir'de yaşadığının tespit edildiğini belirtmiştik. Şimdi de Bilecik Doğa Koruma ve Yaban Hayatı Grubu'nun – Yine nesli tükenmekte olan – şahkartalını görüntülediğini öğrendik. Doğrusu hayvanın fotoğrafı gördüğümüz zaman bu kartala neden 'Şah' dediklerini anlamak güç değil. Gerçekten muhteşem bir yırtıcımız varmış...

Eskişehir'in müthiş bir arkeolojik ve doğal zenginliği olduğunu biliyoruz. Elbette kentimizle gurur duymalıyız fakat bu zenginliklerin 'Babamızın malı' olmadığını da unutmamalıyız. Babalarımızdan kalan bu doğal zenginlikleri de torunlarımıza aktarmak vazifemizdir. Eskişehirli olmanın aynı zamanda tarihe ve doğaya sahip çıkmak olduğunu unutmayalım.

Başladın mı bitireceksin

Terör örgütlerine karşı başlattığımız Barış Pınarı Operasyonu'nda önemli bir aşamayı geride bıraktık. Bu tip harekatların en zor kısmı, dünyadan destek bulamamakr. Dünya ülkeleri size ya hiç destek vermez ya da başarısız olmanız için elinden geleni yapar. Kıbrıs Savaşı'nda da aynı şeyle karşılaşmıştık.

Netice itibarıyla böyle bir harekata giriştiğiniz zaman, bazı yaptırımları göze almanız gerekir. Ancak madem bazı sıkıntıları göze aldınız, o zaman da başladığınız işi bitireceksiniz. Biz Kıbrıs'ta 2'inci harekatı bu mantıkla yaptık. Fakat Barış Pınarı Operasyonu'nun devamı getirilmedi. Önce Amerikalılarla anlaştık ve 120 saatlik bir ateşkes yaptık. Bu süre teröristlerin kaçmasına olanak sağladı. Şimdi bir benzeri anlaşmayı da Ruslarla yaptık. Bu kez de 150 saatlik süre tanıdık. Bu da kalan son teröristlerin de ellerini kollarını sallayarak kaçacaklarını gösterir.

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat