alexa

Prof.Dr. Alper Çabuk

Kumru

26 Ağustos 2019 09:22
A
a
Geçtiğimiz hafta başında çok kıymetli bir akademisyeni, bir düşünce ve devlet adamını, Ahmet Haluk Dursun hocayı geçirdiği bir trafik kazasında kaybettik… Ülkemiz açısından çok önemli bir kayıp. Ölümünün adından sosyal medyada hocanın çok sayıda anısı paylaşıldı, ama belki de bunlar içinde en etkileyici olanlarından ve onu çok iyi tanımlayacaklardan birisi, Topkapı Sarayı Müdürlüğü yaptığı dönemde makam odasını, avizeye yuva yapan kumrulara terk etmiş olması ile ilgili olan anısıydı. Kaynağını bilmediğim için, sosyal medyada paylaşıldığı şekliyle bu köşede yer vermek istiyorum.
“Topkapı Sarayı’nda müdürlük yaptığım dönemde, makam odamda otururken bir kumrunun açık pencereden girerek avizenin etrafında uçtuğunu gördüm. Hiç kımıldamadan seyretmeye başladım. Kumru sanki tavaf eder gibi odanın her tarafında dolaştı, avizenin üzerine kondu, bir süre oturdu. Sonra geldiği gibi uçup gitti. Biraz sonra yanında başka bir kumru ile tekrar geldi. Bu sefer sanki bir ev sahibi edasıyla onu gezdirdi. Yeni geleni elinden, tutar gibi aldı ve avizenin içine oturttu. Bir süre koklaştılar. Sonra uçup gittiler. Ertesi gün ikisi birlikte ağızlarında dal parçacıkları ile geri geldi ve avizenin içine bir yuva kurmaya başladılar. Yuva bir kaç gün içinde kuruldu. Ben olup biteni hiç ses çıkarmadan izliyordum. Dişi kuş yumurtlama hazırlığı yapıyordu. Galiba onlar da beni izliyordu ki, hiç tedirgin olmuş gibi görünmüyorlardı. Buna karşılık dışarıdan odaya başka birisi girince, hemen ürküp pencereden kaçıyorlardı. Baktım olmayacak, makam odamı onlara bırakıp hemen karşıda bulunan küçük bir odaya geçtim. Bir gün televizyon çekimi için Topkapı Sarayı’na gelen gazeteci dostum rahmetli Savaş Ay, ‘hocam niye bu küçücük odada oturuyorsun’ diye sordu.’ Ben hâlden anlarım, bir kumru arkadaşım sevgilisine, ben seni saraylarda yaşatacağım diye söz vermiş, insan yuva kurana yardımcı olmaz mı’ dedim.’ Hocam ne olur göster şu yuvayı bana’ dedi ve kapıdan odadaki yuvanın fotoğrafını çekti. Ertesi gün beni Ankara’dan arayan arayana... ’ Derhal makam odası açılsın, kumruların yuvası dağıtılsın, saray bakımsızlıktan perişan olmuş görüntüsü verilmesin’ dediler. Meğer Savaş Ay haber yapmış bizim kumru hikâyesini... Hemen aradım, ’üstad sen ne yaptın’ dedim. ’Hocam bu kadar güzel malzeme buldum, yazılmaz mı Allah aşkına’ dedi. ’Gazetede sabah toplantısında anlattım, herkes ayağa kalktı ve seni alkışladı’ diye ilave etti. ’Sadece gazete değil, Ankara da ayağa kalktı sayende’ diye cevap verdim. Şimdi ne yapacaktım? Çifte kumrulara kol kanat gerip onların saadetlerini korumaya mı çalışacaktım, yoksa odayı kullanıma açarak bir yuvanın dağıtılmasına mı neden olacaktım? Bir şekilde, ya ben makamı, ya da o kumrular makam odamdaki yuvalarını kaybedeceklerdi. Akşama kadar Bakanlıktan beni aramayan kalmadı... ’En azından yumurtadan yavru kuşlar çıksın, uçup gidene kadar bekleyelim’ diye düşündüm. ’Ben yuvayı almam, siz beni görevden alın isterseniz’ dedim. Ertesi gün yuvaya bakmaya gittim ki ne göreyim, yuva yerinde duruyordu ama kumrular yoktu. Yuva yerinde durmasa, ’birisi kuşları ürküttü, kovaladı’ diyecektim. Halbuki yuva yerli yerinde duruyordu. Kumrular sanki durumu hissetmiş ve sessizce çekip gitmişlerdi. Bir daha da hiç gelmediler. Ben daha sonra Topkapı Sarayı’ndan Müsteşar ve Bakan Yardımcısı olarak Ankara’ya gittim. ’Kuşların yuvası dağıtılsın, makama sahip çıkılsın’ diyenlerin ise hiçbirisi Bakanlıkta makamlarında kalamamıştı. Muhakkak ki biz de bir gün bu makamlardan uçup gideceğiz. Kuşlar ise hep sevmeye, uçmaya ve yuva kurmaya devam edecek”.
Hocanın hayatını vakfettiği şeylerden birini de, şüphesiz ki iyi bir gençliğin yetişmesine katkı sağlamaktı. Hocanın bir paylaşımında gençlere olan tavsiyeleri şu şekildeydi. “Sevgili Gençler, gözümüzün bebeği, geleceğimiz gençler! Ne olur:
- Meraklı insan olun; duyarsız, ilgisiz, heyecansız insan olmayın. Merak etmeye kendinizi alıştırın. Öğrenmenin başı merak etmektir. Üzerinize vazife olmayan şeyleri de merak edin. Başta, tabiatı merak edin. Mesela, barajlardaki su seviyesini, buğday rekoltesini, fındık taban fiyatlarını, bu sene gelen turist sayısını, en çok hangi filmin izlendiğini, en fazla hangi kitabın sattığını, hangi müzenin gezildiğini, arkeolojik kazılarda neler bulunduğunu, nerenin nesinin meşhur olduğunu merak edin.
- Bir merakınız olsun. Güzel sanatlarla ilgili bir merakınız olsun. Şiir yazamasanız bile ezberleyin. Koleksiyoner bir ruha sahip olun. Ayrıca gezmeye, görmeye, öğrenmeye meraklı olun.
- Soru sorma alışkanlığı edinin. Doğru adama, doğru soruyu sorun! Bizim millet ‘Bilmiyorum’ demez...Takipçi olun; konularınızı, işlerinizi takip edin
- Öğrenmeye doymayın. İşi, konuyu sadece ehlinden dinleyin, uzman görüşüne önem verin. Kesin karar vermeden önce şüphe edin.
- Takipçi olun. Konularınızı, işlerinizi takip edin; kendi haline bırakmayın. Hele, kendi işinizi başkasına hiç bırakmayın. Eloğlu, elâlemin eşeğini ıslık çalarak ararmış. Kurda ‘Niçin ensen kalın?’ demişler, ‘Kendi işimi kendim görürüm.’ demiş.
- İşlerinizi önem sırasına göre sıralamayı bilin. En önemsiz işine en önemli iş gibi bakarak nice hayati gündemini atlayan insan gördüm. Başarılı insanlar, en önemli işi öne alan, önce onu bitirenler oldu hep. Çok iş yapar gibi gözüküp, devamlı bir faaliyet içinde olduğu görüntüsü verip hiçbir şey üretmeyen insanlardan olmayın. Aman avare kasnak gibi boşa dönmeyin. Boşa koşturmayın, sonuç alıcı işler yapın. Üzerinize çok yük yükleyip de çok yıpranmayın, zorda kalıp kayış da attırmayın.
- Danışın. Önce aklınıza; sonra gönlünüze; en sonunda da sizi hesapsız, kitapsız, menfaatsiz, gönülden seven büyüklerinize danışın. Sizden daha tecrübesiz, dünya görmemiş, bir iş bitirmemiş, bir başarı göstermemiş insanlara danışmayın. Ama mutlaka şuna da dikkat edin ki danışacağınız kişinin soracağınız işle ilgili doğrudan bir menfaati olmasın. Size göre değil, kendi çıkarına göre tavsiyede bulunmasın.
- Zamanlama konusunda dikkatli olun. Planlı-programlı, zamanlı çalışmak kadar iyi zamanlama yapmak da çok önemlidir. Bir işe erken başlamak, sabah erken kalkmak, yola erken çıkmak mutlaka önemlidir; ama çok daha mühim olanı, neticeye ulaşmaktır. Erken kalkıp oyalanmak, erken başlayıp eğlenmek, ağırkanlı hareket etmek, sizi hep başarısızlığa götürür.
- Dikkatli olun. Öncelikle ağzınızdan çıkan söze, lafa dikkat edin. Laf olsun diye düşünmeden konuşmayın. Ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun.
- Hafızanıza güvenmeyin. Devamlı not alın; kayıt tutun, arşiv yapın.
- Randevulara vaktinde gidin. Verdiğiniz sözü yerine getirin. Bizim milletin bahane üretme kabiliyeti sınırsızdır. O yeteneğinizi fazla zorlamayın.
- En büyük fazilet ‘Bilmiyorum’ diyebilmektir. Bilgi sahibi olmadan yorum yapmayın. Yine bizim millete Allah, yorum yapma kabiliyeti vermiştir. Hâlbuki en büyük fazilet ‘Bilmiyorum’ diyebilmektir. Öğrenme, bilmediğini bildiğin anda ve yerde başlar.
- İleri görüşlü olun. Yapacağınız projenin, başlayacağınız bir işin birkaç hamle sonrasını da düşünün, hesaplayın. Alternatifli çalışın. İşin sonunu düşünmeden, yeterli analiz yapmadan ortaya atılmayın; yola çıkmayın. Sonra yolda kalmasanız bile yaya kalırsınız! Gerçi yine bizim millet ‘Kervan yolda düzülür.’ demiş; besmele çekip yola koyulmuş. Ama siz kervanı önceden düzün. En önemlisi, ‘Çala çala bir havaya dönecek.’ demeyin. Akıntıya kürek çekmeyin.
- Gözlem ruhuna sahip olun. Bakan kör olmayın, can kulağıyla dinleyin, can gözüyle bakın.
- Çözüm odaklı olun. Kafanızın yazılımını ‘bir iş nasıl olmaz’ diye uyarlamayın; nasıl olabileceğini düşünecek, arayıp bulabilecek bir kafa yapınız olsun. İşin olumsuz yanlarına takılıp kalmayın. İntikam hırsıyla yanmayın. Hep ileriye, geleceğe bakın. Küçük şeylerden de zevk alın. Acı bir kahve, demli bir çay, güzel bir pasta, bir parça çikolata, bir külah dondurma sizi mutlu etmeye yetsin.
- İnsan kıymeti bilin. Büyüklerinizin bir gün yanınızda olamayacağını, sevdiklerinize uzak düşebileceğinizi, onlardan ayrılabileceğinizi düşünerek elinizdekilerin kıymetini bilin. Fakirlere, gariplere, muhtaçlara el uzatın. Veren el, alan elden hayırlıdır. Ne verirsen elinle, o da gider seninle. İyi ve kötü günde sevdiklerinizin yanında olun. Gidemeseniz bile mutlaka telefonla arayın; mesajla, maille oyalanmayın.
- Günlük politikalar, kısır siyasal çekişmeler sizi esir almasın. Başkalarının yapamadıklarını konuşmak yerine kiminle ne yapabileceğinizi araştırın.
- Eleştiri ve tenkide açık olun. En önemlisi de bir büyüğünüz sizi yetersiz görebilir, eleştirebilir; hatta zaman zaman size sinirlenip kızabilir. Ama bu sizi sevmediği anlamına gelmez. Tam tersine o, sizi sevdiği, ilgilenmeye değer bulduğu için tepki gösteriyordur.
- Şükrü ihmal etmeyin. Allah’a şükredin, insanlara teşekkür edin. Kalbinizi temiz tutun. Ameller niyetlere göredir. Aklınız, kalbiniz ve zevkiniz selim olsun.
- En son olarak da öğrenmeye ve öğretmeye doymayın... Aman ne olacaksanız olun sakın; ‘sıradan ve sürüden’ olmayın!...”
Bu köşeden tarihe not düşmek için yazmak gerekirse, Prof.Dr.Ahmet Haluk Dursun hoca son dönemde ülkemizde pek çok yerde oluşturulmaya çalışılan, ancak ilk kez Eskişehir’de Stadyumdan boşalması planlanan alana 2013 yılında nasıl bir fonksiyon kazandırılması gerekli olduğu tartışmaları esnasında, yine entelektüel birikimiyle gerçek bir kültür hazinesi olan Prof.Dr.Nabi Avcı hoca tarafından dillendirilen “Millet Bahçeleri”nin de arka planında yer alan fikir babalarındandı. Osmanlı İmparatorluğunda Tanzimat Fermanı’ndan sonra yayınlanan, o dönemin yerel yönetimler yasası kabul edilen Vilayet Nizamnamesinde yer alan hükümlere göre, Fransa’daki Halk Bahçelerine benzer şekilde, halkın sosyalleşmesini sağlamak amacıyla, İstanbul dışında, Adana, Ankara, Aydın, Bursa, Edirne, Erzurum, Kars, Konya, Mersin, Sinop, Sivas gibi birçok kentte Millet Bahçeleri yapılmıştır. Bir tarih profesörü, Türk kültürü ve medeniyeti araştırmacısı olan Haluk Dursun hoca, Millet Bahçelerinin karakteristikleri ve diğer rekreasyon alanlarından ve parklardan farklarını birçok kez ifade etmiştir. Bana göre hocamızın söylemlerinde yer alan bu karakteristikler, yeni dönem Millet Bahçelerinin tasarım ilkelerinde yer almalı ve Millet Bahçeleri bu ilkeler doğrultusunda tasarlanmalıdır. Hocanın anısına, Eskişehir’deki Millet Bahçesinde onun kültürümüzde saklı kalmış Millet Bahçesi kavramının 21.yüzyılda yeniden ortaya çıkmasındaki rolünü ortaya koyacak bir yazıt yerleştirilebilir, belki de hocamızın anısını yaşatmak maksadıyla bu Millet Bahçesine hocanın adı verilebilir. Ahmet Haluk Dursun hoca, yeri doldurulamayacak bir insandı... Ülkemizin baş sağ olsun, ruhu şad, mekanı cennet olsun...
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat