alexa
Fast Express tepe banner kampanya

Doç. Dr. Turan Akman Erkılıç

Kasım ayında gazetelerde eğitimle ilgili neler yazıldı?

Yeni Şafak’ta Turgay Polat 5 Kasım Perşembe günkü “Nitelikli ve hayatla uyumlu eğitim” başlıklı yazısında okulların Türkiye’de ne yaptığı sorusunu sormakta

3 Aralık 2020 10:57
A
a
Ercan Kardeşler Kuyumculuk reklam
Yeni Şafak’ta Turgay Polat 5 Kasım Perşembe günkü “Nitelikli ve hayatla uyumlu eğitim” başlıklı yazısında okulların Türkiye’de ne yaptığı sorusunu sormakta. Ardından bu sorunun Türkiye’deki yanıtını maalesef sadece merkezi sınavlarda başarı için gereken akademik hazırlıktır diye eklemekte. Başka ülkelerden gelip bizde sınava girecek yabancıların başarılı olamayacağını vurgulayan Polat, başkaca ülkelerin okullarda algoritmik düşünme, problem çözme yeteneği, dijital okuryazarlık öğrettiklerine değinmekte.
Bu değinilerin ardından şu soruyu soruyor sayın Polat. Okullarımız öğrencilerini hayata hazırlıyor mu? Bu da hak getire. Mezun olanlar hayatı, okulu bitirince tanıyor. Çünkü okul, hayattan kopuk durumda. Hepimizin ileride bu ülkenin okulları ve eğitimcileri olarak bu ülkenin çocuklarına karşı sorumluluğunu yerine getirmeyenler tarih önünde hep suçlu olacaklardır diye ekliyor.
Yorumum yok sadece şapka çıkarıyorum desem,Hayır hayır söyleyeceklerim var. Gazeteciler bu görüşlerini ayrıca kongre, panel, açık oturum gibi yollarla siyaset kurumuna aktarabilmeliler. Biz akademisyenler de bu tür yazar ve düşünürleri okullarda öğrencilerimizle buluşturmalıyız. Asıl sorun ise gençlerin hayatı anlayabilmelerine eğitim ve yönetim sistemlerinin ne derece olanak vereceğidir…
 
Yeni Şafak’ta Turgay Polat 12 Kasım Perşembe günküÜniversiteler ve girişimcilik -1’ başlıklı yazısında üniversitelerin okuldan çok araştırma kurumları olmaları gerektiğine vurgu yaparak girişimci olmaları gerektiğini vurgulamakta. YÖK’ün üniversiteleri bu bağlamda tetkik ettiğini vurgulayarak üniversiteleri teşvikteki rolünün iyi yerine getirmeye başladığına işaret ederek bunu değerli bulduğunu belirmekte. Polat, girişimin üretim temelli, farklılığı besleyen ve üretim odaklı düşünme ve iyi yatırım ortamının bulunduğu ülke de geliştiğini ifade etmekte. Buna karşılık Türkiye ve eğitim sistemimiz “girişimciliği” ve potansiyel girişimci adaylarına iyi ortam sunmuyor. Bu ülkede çocuklara “icat çıkarma” diyoruz. Oysa bizim tam da icat çıkaracak gençlere ihtiyacımız var diyerek üç nokta koymaktadır.
Yorumum şudur. Evet sayın Polat haklı ancak yükseköğretimin meslek elemanı yetiştirme görevinin de olduğu unutulmamalıdır. Bu amaçla da yükseköğretim kurumlarımızın yeniden yapılandırılması ve nitelikli eğitim için ölçütlere dayalı değerlendirilmesi, hesap verebilir kılınması bir başka gerçekliktir. Ayrıca Türkiye’de kimi çizgilerin icat çıkaran akademisyen, mühendis, öğretmen, politikacı isteyip istemediklerini sorgulamamız gerekmez mi? Biz; icat çıkarandan çok bize biat eden gelenekçi tipler istemedik mi şimdiye kadar? Öncelikle bu sorulara yanıt vermek gerekir.
 

Abbas Güçlü 17 Kasım Salı günkü Milliyet Gazetesi’nde “Bu yasa teklifi genç işsizliğe çare olabilir!” başlıklı yazısından Kocaeli milletvekili Tahsin Tarhan’ın yükseköğretim mezunlarının işsizliğine yönelik kanun teklifi üzerinde durmakta. Güçlü’ye göre ‘İlk defa işe alınacak 4 yıllık lisans mezunlarının ücretleri, sigorta kayıtlarının yapıldığı tarihten itibaren 2 yıl boyunca gelir vergisinden müstesnadır’ teklifi yasalaşırsa herkes kazanacak. Hatta Güçlü ayrıca kanunun yasalaşır ve iyi uygulanırsa üniversitelere de etki edeceğini eklemekte…

Yorumumu şöyle ifade edeyim. Kuşkusuz teknik eğitimci ve deneyimli bir gazeteci olarak sayın Güçlü yerinde gözlem ve doğru yorumlar yapabilen bir meslektaşımız ve eğitimci gazeteci yazarların duayeni… Bununla birlikte teklif yasalaşır mı bilemem ama kötüye kullanılabileceğine ilişkin kuşkum yüksek… Bir başka görüşüm ise işsizlik bu tür yasa ve mevzuattan çok nüfus, okulun eğitim niteliği ve ekonomik programla ilgili. Muhakkak çok üretmenin yolunu bulmalıyız. Akılcı, bilimsel ulusal tarım ve sanayileşme politikaları daha önemli gibi… Ne dersiniz?
 
Cumhuriyet’in 17 Kasım Salı günlü basımında Zülal Kalkandelen “Üniversitenin Sefaleti” başlıklı yazısında Harran Üniversitesi ile ilgili şu konuyu işlemektedir. Kalkandelen’e göre 2017 yılında, Harran Üniversitesi’nden yapılan bir açıklamayla, “üniversite bünyesinde bir grup bilim insanının yaptığı çalışma sonucunda, helal kesimde hayvanların acı çekmediğinin tespit edildiği” duyurulmuştur. Kalkandelen haberden sonraki gelişmeleri şu biçimde özetlemektedir.
Geçen ay hayvan hakları örgütü Eyes on Animals adına Asalet Sancakdaroğlu bu konuda Harran Üniversitesi Veteriner Fakültesi’ne e-posta gönderdi. Talebi, bu çalışmanın hangi bilimsel dergide yayımlanarak kabul gördüğünü ve o derginin sayısını öğrenmekti.
Gelen resmi yanıt aynen şöyle “Bu hipotezi öne süren Hocamız (Prof. Dr. Gürbüz Aksoy) 8 ay önce vefat etmiştir. Konu ile ilgili kurumumuzun bir bilgisi bulunmamaktadır.
Kalkandelen yazısını şu biçimde bitirmektedir. Üniversiteleri medreseye çevirip bilimi kendi amaçlarına, inançlarına alet etmeye kimsenin hakkı yok!
Yorumumu şu biçimde özetleyeyim.  Üniversite bilimsel araştırma, öğretim ve toplumsal hizmet olmak üzere üç temel görevi vardır. Akıl ve bilimin yol göstericiliğinde çalışmaları esastır. İnançlara saygılı olmak başka bir şey araştırma hipotezi yazmak ve hipotezi test etmek başka bir şey… Bilimsel araştırma süreçlerinde nesnellik ve kanıt esastır. Her işin doğası farklıdır. Bırakın din din; bilim bilim olsun efendiler!
 
Hürriyet’te Nuran Çakmakçı 21 Kasım Cumartesi günkü sayısında “İşte okulların yeni sınav planı” başlıklı yazısında salgın yasakları kapsamında 5 Ocak’a kadar uzaktan eğitim kararı alınmasının ardından sınavlar için yeni yol haritası belirlendiğini yazdı. Durumu, okullar yeniden açılmasa da sınavların seyreltilmiş takvim ve seyreltilmiş sınıfla yüz yüze yapılması, LGS ve YKS’de birinci dönemden soru sorulması gibi formüller ağırlık kazanıyor diye yorumladı.
Çakmakçı yazısında Türkiye Özel Okullar Dernek Başkanı Nurullah Dal’a dayanarak pandemi döneminde iki bine yakın özel okulun kapandığını ifade etmekte. Velilere ödedikleri ücretlerin ödenemeyeceğini ve sektörün önemli ölçüde yara aldığını eklemekte…
Yorum olarak şunları vurgulayayım. Süreçte salt online eğitimin kuşkusuz yüz yüze eğitimin yerini alamayacağı hepimiz biliyorduk ve gördük. Bir bakıma süreç zorunlu durum yaratmıştır. Mesele en az zararla atlatmaktır. MEB’in sık sık farklı açıklamalar yapması da zorunlu durumun bir yansıması… Bakanlığa eğitimin amaç, içerik düşünsel boyutuyla eleştiriler yapılması başka bir şey; pratikte işlerin kotarılması başka bir şey… Avrupa’da çoğu ülke nüfusundan fazla öğrencisi olan bir kurumun sevk ve idaresi basit bir iş değildir. Eleştiriler bir başka yazı için saklı olmak koşuluyla uzaktan maval okumak uzaktan eğitimden daha kolaydır diyeyim.
Özel okul durumlarına gelince durum sosyal, ekonomik, istihdam ve pedagojik boyutlarıyla hukuksal bir süreç… Sakal ve bıyık misali veya Nasreddin Hoca misali sen de haklısın gibi bir şey… Eğitimde özelleştirme adam akıllı gözden geçirilmelidir…
 
Kasım ayı geçti gitti bakalım Aralık’ta ne olacak
Aralık kolay gele! Saygıyla, dostlukla…
 
 
Arıman masaustu reklami
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat