alexa
Fast Express tepe banner kampanya

Eskişehir örneği çoğalsın!

Eskişehir örneği çoğalsın! Çoğalsın ki, dere yatakları ıslah edilebilsin.

29 Haziran 2020 09:29
A
a
Çoğalsın ki, dere yatakları ıslah edilebilsin.
Olası bir sel felaketinde, bodrum katlarında oturan insanlar boğularak ölmesin.
Çocuklar yağmur suyuna kapılıp yaşamını yitirmesin.
Zeminde yer alan evleri ve işyerlerini su basmasın, maddi kayıp meydana gelmesin.
 
*
 
Böyle bir giriş yaptım, çünkü…
Türkiye’nin birçok şehrinde sel felaketleri yaşandı; ölenler, yaralananlar, ortaya çıkan maddi hasar…
Eskişehir de, doğal afet yaratacak kadar şiddetli yağışlarla mücadele etti.
Ancak diğer şehirlerde görülen ölüm ve yaralanma vakaları görülmedi.
Porsuk taşıp ortalığı yıkıp geçmedi.
Öyle afaki bir maddi kayıp yaşanmadı.
 
*
 
Evet…
Bir miktar su yükseldi, insanlar zor anlar yaşadı ancak yağmur dindikten kısa süre sonra sel suları zemini terk etti ve hayat normalleşti.
Bu da şunun göstergesi: Eskişehir büyük oranda betonlaşmamış, yağmur suları toprakla buluşabiliyor.
Beri yandan kanalizasyon sistemi, belirlenmiş standartlarda işliyor.
 
*
 Islah edilen Eskişehir Porsuk Çayı
Islah edilen Eskişehir Porsuk Çayı

Ha, kanalizasyon sistemi daha da geliştirilebilir mi?
Gayet tabii geliştirilebilir.
Ancak bu, olağanüstü maliyeti olan bir iştir.
Devlet politikası haline gelmelidir ve özel kaynak ayrılmalıdır ki, kentleri baştan başa ören devasa kanalizasyonlar inşa edilebilsin, ortalamanın çok üstünde çapı olan borular döşenebilsin.
Böyle kanalizasyonların dünyada birkaç örneği var, ama genel olarak tercih edilmiyor.
Çünkü yılda bir ya da iki kere gerçekleşecek bir ‘olay’ için büyük harcamalar yapılması doğru bulunmuyor.   
 
*
 
Hatta bahsettiğim devasa kanalizasyon sistemini kursanız bile, ciddi bir felaket anında o sistem de çaresiz kalacaktır, emin olun.
ABD’nin kıyı eyaletlerinde meydana gelen felaketleri anımsayın; hangi sistem doğanın yüksek perdeden kükreyişi önünde durabilir?
Zira duramıyor da…
 
*
 
  • O nedenle yağmur dindikten sonra sular hemen çekiliyorsa, o şehrin kanalizasyon sistemi çalışır vaziyettedir.
  • Betonlaşma oranı afaki düzeye ulaşmamıştır.
  • Dere yatağı varsa, ıslah edilmiştir.
 
Yukarıda sıraladığım üç özellik, Eskişehir için uyuyor.
 
*
 
Bu anlattıklarımdan hareketle, son haftalarda yaşadığımız sel felaketlerine ilişkin ‘işi bilenlerce’ Sözcü’den Necati Doğru’ya gönderilen mektupları aktarmak istiyorum sizlere.
 
*
 
Necati Doğru, ‘Sahibini arayan mektuplar’ başlıklı yazısında, söz konusu mektupları şöyle paylaşmış; okuyoruz:
 
“Gökyüzünün vanası patladı. Metrekareye beklenenden fazla yağmur düştü. Avrupa kentlerinde de aynısı oldu. Ama orada sokaklar dereye dönmedi, insanlar boğulmadı.
 
Kent işini başaramadık.
 
Neden?
 
Kendisi belediye başkanlığı da yapmış ve ‘betonlaşmaya karşı orman çoğaltmayı’ amaç edinmiş Salim Taşçı, bana dün şu bilgiyi geçti: ‘Suç belediyelerin değil! Suç yüzme bilmeyenlerin sokağa çıkmasıdır. Can simitlerini neden yanlarına almıyorlar(!) NOT: Oy avcısı olmayan belediye başkanı öncelikle altyapıya yönelir. Türkiye Cumhuriyeti belediyecilik tarihinde “bir tek bile yapı ruhsatı vermeyen’ belediye başkanı benim. Neden mi? Hiç kimse kanuna uygun müracaatta bulunmadı da ondan…’
 
*****
 
Dere yatağı seviciliği!
 
Beton aşkı kentler!
 
Bunun kök sebepleri var.
 
Kök sebebe inmezsek; ‘beton aşkı kentleşmede daha çok hayat yitirmeye’ devam ederiz. Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp de dün bana şu mektubu gönderdi: ‘Ülkemizde yine kentsel seller oluştu ve canlar yitirildi. Nedeni açık seçik belli: Aşırı betonlaşma yüzenden düşen yağmuru toprak ememiyor. Dere yataklarına vasıfsız, çarpık, çürük, kaçak inşaat yapılmasına göz yumuluyor. Son yıllarda ayrıcalıklı imar izinleriyle İstanbul bir bakıma yağmalandı, yanlış yerlere konuşlandırılmış gökdelenlerle muhteşem siluete tecavüz edildi. Beton aşkı büyük projelerde de görüldü. İki güncel örnek vermek gerekirse: Yassıada dün demokrasinin bittiği yerdi, bugün de mimarinin bittiği yer oldu. Ticari ve turistik işlevlerle zorlanmış yapılaşma Yassıada’yı tümüyle betonlaşmış, görsel bütünlükten yoksun, bir proje olarak karşımıza çıkarttı. Benzer bir durum ise Taksim Camii’nde yaşanıyor. Taksim Camii Kültür ve Sanat Vakfı’nın talebiyle hazırladığım 3 uluslararası ödüllü Taksim Cumhuriyet Camii ve Dinler Müzesi projem ‘beton-yeşil’ dengesini koruyor, komşu binalar Rum Ortodoks Kilisesi ile Taksim Atatürk Anıtı arasında yumuşak bir geçiş sağlıyordu. Çağdaş ve iddialı bir tasarımdı. Sayın Cumhurbaşkanımız uygun bulmadılar. Yerine yapılan proje ise arsada boş ve yeşil alan bırakmadı, yapılar ile dolduruldu…’
 
*****
 
Bir mektup daha geldi.
 
Halil Öncü şöyle yazmış: ‘Bugünkü yazınızda (25 Haziran 2020 tarihli) dile getirdiğiniz dere yatağı seviciliği konusunda bir dünya örneği vereceğim. 1957 yılında İspanya Valensiya kentinde büyük bir sel felaketi oldu. Turia nehrinin taşmasıyla 400’den fazla can kaybı yaşandı. Dere yatağını kuruttular, sonra buraya Turia Parkı’nı kurup içine ‘Ciudad’ bilim ve sanat merkezini inşa ettiler…’
Bir başka mektupta ise Atalay İlhan, ‘yağmur yağınca bodrum katlarında ve sokaklarında insanların boğulmayacağı kentleri bizim de kurabileceğimizin somut örneğini’ yazmıştı: ‘Ben yıllarımı Eskişehir’de geçirmiş bir inşaat mühendisiyim. Özellikle 2001 yılından sonra Eskişehir’deki değişimi birebir hayranlıkla izledim. Belediye Başkanımız Yılmaz Büyükerşen’in, merkezi hükümetten en ufak bir yardım almadan Eskişehir’de derelerin, köprülerin hepsini nasıl elden geçirdiğine ve 50 yıl önce yağmur ve sellerden ölüm tehlikesi üreten bu derelerde bugün gondolların dolaştığına bire bir şahit oldum…’
 
*****
 
Bu mektuplar!
 
Sahibini arıyor.
 
Şu anda insanları yağmur suyunda boğulan büyük kentlerin belediye yönetimine yeni seçilmiş olanlar, eskinin ‘dere yatağı seviciliği ve beton aşkı kent rantı belediyeciliğine’ son verebilirler.
 
Kentler bekliyor.
 
Eskişehir örneği çoğalsın!”
 
*
 
Evet…
Necati Doğru’nun paylaştığı mektupları okuduğunuz.
Bir tanesinde, Eskişehir’de uzun yıllar yaşayan bir inşaat mühendisinin şehrimizle ilgili aktarımı vardı.
Bu aktarım üzerine Doğru, umutlanmış!
Ardından şunu düşünmüş: Sel felaketi, Eskişehir’de en az hasarla atlatılabiliyorsa, bunu diğer şehirlerde başarabilir.
Ve en son duymayan kulaklara bağırırcasına seslenmiş: Eskişehir örneği çoğalsın!
 
1000
icon
DOĞRUSU 29 Haziran 2020 23:01

Yahu yıllarca Eskişehir'de yaşamasam yazdıklarınızın neredeyse hepsine inanacam Bi kere 1972 yılında devlet Porsuk barajını yükseltmese Eskişehir'i(BARAJIN İNŞA EDİLME AMAÇLARINDAN BİRİ DE TAŞKINDAN KORUMADIR PROJEDE SAĞ VE SOL ANA KANAL HEM SULMA HEM TAŞKIN İÇİNDİR) sel götürürdü bu bir Porsuğun şehir içinde kalan kısmı ile yaptığın güzellemenin taşkını önlemeye en ufak katkısı yok bu iki YANİ BARAJ OLMASA GELEN FEYEZANI İKİ TANE PORSUK YATAĞI OLSA TAŞIYAMAZ bu üç Diğer şehirlerde meydana gelen taşkınlar kontrolsüz derelerin aşıra yağıştan dolayı taşması sonunda meydana geldi bu da dört Eskişehir son yıllarda aşırı yağışlar görmedi yağışlar ani gelip kısa süreli yağışlar oldu Bunu bile çok yetersiz olan alt yapı karşılayamadı YOKSA TEKSAN ÖNÜNDEKİ YA DA ŞEHRİN MERKEZİNDEKİ CADDELER VE DE TRANVAY HATLARINDAKİ BAZI CADDELER DERE GİBİ AKARMIYDI KEŞKE BU YAZIMI YAYINLASANIZ DA YAZIDA İSMİ GEÇEN YILLARINI ESKİŞEHİRDE GEÇİREN İNŞAAT MÜHENDİSİ ARKADAŞ NE CEVAP VERİR ACABA MERAK EDİYORUM

2 2 Cevap Yaz
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat