Ermişler ve günahkârlar

14 Aralık 2016 10:22
A
a
Eskişehir Şehir Tiyatroları yine ezber bozan bir oyun sahneledi. Anthony Horowitz’in yazdığı ve Zeynep Avcı’nın çevirdiği, Sermet Yeşil’in yönettiği oyun iki saat kadar tüm izleyenleri inanılmaz akıl oyunlarının içine çekti. Üç kişilik oyun, hüküm giymiş akıl hastaların barındığı Fairfields adlı deneysel hastanede geçmektedir. Dr. Farquhar, Hemşire Plimpton ve Styler arasında öylesine zorlu bir üçgen var ki bu aynı zamanda insanın iç dünyasının karanlık taraflarına bir yolculuğa çıkarıyor. Korku ve şiddet bir insan için ne zaman bir tercih haline geliyor? Şiddet neden insan için cazip bir noktada duruyor? Delilik-dâhilik ve normal insan davranışını ayıran çizgi nedir? Hangimiz akıllı hangimiz deli; hangimiz suçlu hangimiz masum? Çizgi nerede renk; nerede yer değiştirir? İnsan suç ve zaafından bir yücelme bekleyebilir mi?  Daha da önemlisi suç ve şiddet gösteren insanlar diğerlerine neden rol model olmuş gibi yücelebiliyor ya da taraf bulabiliyor.
 
Kurgu içinde kurgu yaratılarak sahnelen oyun boyunca bu sorular kafanızda yer yer yanıt buluyor yer yer yeni sorulara yol açıyor. Bu nedenle bu oyuna lütfen yorgun olmadığınız bir zaman gidin. Zira sizi müthiş bir beyin jimnastiği bekliyor.
Dr. Farquhar rolünde Basri Albayrak, Hemşire Plimpton rolünde Burcu Tutkun ve Styler roliyle Ali Eyidoğan iki saatten biraz fazla süren oyunda büyük bir oyunculuk sergiledi. Üç kişik oyunlar Şehir Tiyatroları’nda sık sık sahneleniyor. Ölüm ve Kız, Söz Veriyorum, Halktan Biri, Ayrılık, Jeanne D’arc’ın Öteki Ölümü gibi iki ya da üç kişilik oyunlarda oyuncuların oyunculukları daha anlaşılır ve görünür hale geliyor. Basri Albayrak’ın oyunculuğunun, bu oyunla birlikte zirve yaşadığını düşünüyorum. Ali Eyidoğan da bugüne kadar komik rollerin yakıştığı bir oyucu olarak biliniyor. Ancak o da çok yönlü bir oyucu. Çocuk oyunlarının yanı sıra oyun müzikleri de yaptı. Oyundaki Styler rolünü çok büyük bir başarıyla oynadı. Çoğu zaman oyuncular hem komedi hem de dramatik rolleri oynayarak kendi oyunculuk sınırlarını denerler. Ali Eyidoğan, oyunda bir caninin (Easterman) biyografik romanını yazmak isteyen entelektüel bir rolden oyun içinde kurgulanan başka bir oyunun içinde kendini bulur ve kendi iç yolculuğundaki karanlık noktalara yolculuk yapar. Oyunda başka zorlu bir rol de Hemşire Plimpton’un rolüydü. Burcu Tutkun da bu rolün hakkını fazla fazla verdi.
İzleyicinin ilgisinin sürekliliğinin sağlandığı bu oyunun nefes nefese izlendiğini söyleyebilirim. Dekorda kullanılan bütün detaylar da önemli ayrıntılar verdi.  Psikiyatri kliniklerinde ayna dış gözlem için kullanılır. Siz bir odada doktorunuzla bir şeyler paylaşırken sizi izleyen süpervizörler olur.  Burada Styler aynaya bakarak konuştu. Oyunun sonuna doğru da aynanın arkasından hemşire Plimpton ve Dr. Farquar göründü. Deli-akıllı rollerinin deneysel olarak değiştiği oyunda böylece kimin akıllı kimin deli olduğu sürekli yer değiştirdi.
Kimi zaman suç ve masumiyet iç içedir. Daha doğrusu insan içindeki suçu örtme çabasıyla kendini yücelten eylemlere girişir. Annesini öldüren bir katilin hayatını yazmak isteyen yazarın da kendi annesini öldürdüğü bu deneysel psikodrama sırasında ortaya çıktı. Easterman, sadece resim yapmak isteyen biridir. Ancak baskılanması sonucunda kendini bulma çabası onu bir caniye çevirir. Oyunda Hitler’e de gönderme yapıldı ve onun da resim yapmak isteyen birinden bir ölüm makinesine nasıl dönebildiği dile geldi.
İnsan yaşamı boyunca tüm istekleri onay bularak bir büyüme yaşamıyor. Çoğu zaman anne babanın kendi baskılandığı alanda ya da kendi anlayışına göre çocuklarını baskıladığında çocuklar üzerinde tam da ters bir etki yaratıyor. Baskılanan alanda insan vazgeçmediğinde buna erişmekle ilgili ya kendini farklı bir alanda örtük bir sevgiye büründürerek yüceltiyor, annesini öldüren yazarın polisiye romanlar yazması gibi, ya da şiddetle kendini yüceltme çabasıyla katil, seri katil ve ölüm makinesine dönebiliyor. Tıpkı ressam olmak isteyen Hitler gibi. Bir de bu ilgimizi yönlettiğimiz kahramanlar aracılığıyla da içimizdeki şiddeti ve suçu öretme çabası içinde olabiliriz. Unutmayalım Hitler’e duyulan sevgi sadece Almanya’nın kurtuluş umudu muydu yoksa içimizdeki canavarın tezahürü müydü?
Oyunda insanın kendine sordurduğu en temel soru “Ben adam öldürebilir miyim?” sorusuydu. Bu soruya “Hayır” diyorsanız oyunu izlemeniz ve kendi iç yolculuğunuza çıkmanın zamanı gelmiş olabilir.
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat

Osman Usta
REPUBLIC