alexa
Fast Express tepe banner kampanya

Doç. Dr. Turan Akman Erkılıç

Demokrasi ve üniversite üzerine

Ben, manevî miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır.  Mustafa Kemal ATATÜRK

15 Haziran 2020 08:43
A
a
Ülkelerin ekonomi ve demokrasilerinin gelişmişlikleri ile eğitim ilişkileri çokça tartışılan bir konudur. Konu üzerine muhtelif görüşler olmakla birlikte genel kabul, olumlu demokratik kazanım ve göstergelerin güçlü olmasının ekonomi ve üniversiteleri güçlendirdiği şeklindedir. Güçlü ekonomi, en azından alt yapısı güçlü eğitim demektir. Nitelikli üniversite nitelikli eğitim, nitelikli eğitim ise güçlü toplum demektir, kuşkusuz. Bu mantıksal kurgulama basitçe kendi içinde tutarlı olabilir. Ancak deyim yerindeyse kazın ayağı öyle midir, bir bakalım.
 
Peki, böylesi bir konunun irdelenmesi hangi ölçüt ve sıra dizinine bağlanmalıdır? Bu amaçla önce demokrasi nedir, ne değildir konusuna bir parmak basmak gerekir. Parmak sallamak değil parmak basmak gerekir. Peki parmağı basarsak ne var ne yok!
 
Öncelikle sorumuz demokrasi nedir, ne değildir?
Çokça söylenen karşılığı ile demokrasi, halkın kendi kendini yönetmesidir. Az buçuk okuması yazması olan kime, nerede, ne zaman demokrasiyi sorsanız benzer yanıt alacağınız kuvvetli bir olasılık. Tanım yaygın ancak açıklanmaya muhtaç. Bir bakıma demokrasinin ne olup olmadığı tartışmalarına bir parça girmek, bir gereklilik…
 
Öncelikle şöyle başlayalım: Demokrasinin halkın kendi kendini yönetmesi tanımı doğru ancak eksik bir tanımlamadır. Yani ülke yönetiminin seçimler yoluyla halkın temsilcileri tarafından yönetilmesidir, demokrasi. Bir bakıma millet egemenliği de denilen halkın kendini yönetmesi, demokrasi için gerek şarttır ama yeter şart değildir. Evet demokrasi öncelikle halkın kendisi tarafından yönetilmesidir. Pratikte bunun yolu iktidarların seçimler yoluyla belirlenmesidir. Rahmetli Süleyman Demirel’in ifadesiyle “binaenaleyh millet için millet hâkimiyetinin hilesiz hurdasız, şeffaf apaçık cereyan etmesidir”.
 
Demokrasi bu kadar basitçe tanımlansa da kazın ayağı hiç de öyle değil. Peki temsilcilerini seçen bir sistemin demokrasi olabilmesi için neler gerekli yani demokrasi için diğer nitelikler nelerdir?
 
Bu konuda Bingöl (2016), Kışlalı (2016), Yayla (2017)’dan yararlanarak özellikle şu noktaları vurgulamak mümkündür:
  • Demokrasi, iktidarın yanında muhalefetin olduğu rejimdir. Binaenaleyh rahmetli Demirel’in beylik sözüyle içinde muhalefet olan rejim demokrasidir.
  • Demokrasi yasama, yürütme, yargı güçlerinin ayrıklığına dayanan yönetim biçimidir.  Ayrıca dördüncü kuvvet olan basın yayın organlarının özgür ve güçlü olması temel alınır.
  • Demokraside serbest, açık ve adil seçimler esastır.
  • Demokraside farklılıklara saygı esasına dayalı olarak azınlıkların temel hak ve özgürlüklerinin kullanılması temeldir.
  • Hukukun üstünlüğü, demokrasinin olmazsa olmaz ilkelerinden bir başkasıdır.
  • Başkalarının özgürlüğünü kısıtlamamak koşuluyla özgürlüğü kullanma olanağıdır, demokrasi.
  • Hesap verebilir olmaktır, demokrasi.
  • Devletin laik olmasıdır, demokrasi. Bu bağlamda üç temel nitelik eklemlenir demokrasiye. Din ve vicdan özgürlüğü, din devlet işlerinin ayrıklığı ve devletin tüm din ve inanç gruplarına eşit uzaklıkta olması esastır (Köklügiller, 2008).
  • Yasalar önünde eşitlik ve hükümetlerin anayasalarla sınırlandırılmış olması esas bir başka niteliktir. Eğitimde siyasetin müdahalesinin asgariye indirilmesi temel alınır (Tezcan, 2017).
 
Bunlara şu niteliği eklemezsek olmaz. Ahlak veya etik, demokrasinin kritik bir değeridir. Demokrasi bir gelenektir. Demokrasi aslında özü gereği bir ahlak sorunudur. Bir anlık siyasette ahlakı bir kenara atalım. Menfaat için her şeyi mubah sayan bir anlayışı koyalım. Bu durumda orada milletin temsilcilerinin toplumu yönetiyor olması bir anlam taşır mı? Cumhuriyetlerin demokratikleşmesinde siyasi ahlakın yeri inkâr edilemez ve demokrasiyi dünden bugüne oluşmuş gelenekler yüceltir.
 
Bu temel olmazsa olmaz niteliklerin yanında demokrasiye toplumların neden gereksinim duyduklarıyla ilgili görüşler de var.
Peki toplumlar neden demokrasiye ihtiyaç duymaktadırlar?
Toplum yönetiminde iktidarın belirlenmesi temel bir sorun alanıdır. Bu sorun, bir bakıma “Kim veya kimler, neye göre ve neden toplumu yönetme hakkı ve sorumluluğuna sahip olmalıdır?” sorusudur. Bu noktada değişik nedenler sıralamak mümkün olmakla birlikte esas amaç demokrasinin meşruiyet sorununa çözüm bulmanın bir yolu olmasıdır.
Bir başka nokta ise ekonomi demokrasi ilişkisi odaklıdır. Demokrasiyi tüm kurum ve ilkeliyle uygulamak önemli bir ekonomik gelişmişlik gerektirir. Bu boyut tartışmalı olmakla birlikte demokrasi, refah devletinin olası mali krizlerine sosyal bir çözüm yoludur (Heywood, 2019).
 
Peki demokrasinin üniversitelerle ilişkisi nasıl temellendirilebilir?
Öncelikle şöyle ifade edelim: Bir toplumsal kurum olarak üniversite ve yönetiminin bir meşruiyet temeli olmalıdır. Bu nedenle üniversitenin hukuka dayanması ve demokratik olması temeldir kuşkusuz. Üniversite yönetimlerinin sadece yasaya uygun olması gerek şarttır; yeter şart değildir. Yasasının da hukuk uygun; demokratik hak ve özgürlüklere açık olması ideal olandır.
 
Üniversite üç temel işlevi yani araştırma, öğretim ve topluma hizmet görevini yerine getirirken farklılığı bulunmalı ve olmalıdır. Özgürlük alanının geniş olması bir gerekliliktir. Bunu sağlamanın yolu özerklik; özerkliğin temeli de demokratikliktir. Araştırma, öğretim ve diğer çalışmaların objektif, aktif siyasetten steril, geçerli ve güvenilir olması için özerklik, demokratiklik ve mesleki ahlak- etik temel güvencelerdir.
 
Özerklik başına buyrukluk değildir. Üniversitelerde özerkliğin işleyişinin ve sistemin kontrolünün güvencesi de demokrasidir. Bu noktada demokrasinin hukuk, yasal sorumluluk ilkesi işe koyulur. Üniversite yönetimlerinin görevlerinden biri de evrensel hukuk kurallarına dayalı olarak anayasal, yasal hak ve özgürlüklerin kullanılmasını sağlamaktır. Bir bakıma üniversite yönetenleri anaların çiftliği, babalarının şirketi değildir. Hukuk, anayasa ve yasa ile mevzuat sorumlulukları yine demokrasinin kazanımlarıdır. Derslik, laboratuvar ve amfiler akademisyenlerin tek doğru oldukları, deyim yerindeyse akademik patron ağa oldukları alanlar değildir. Kürsüdeki öğretim elemanının bilim bakış, mesleki ahlak ve ilkelerle sınırlı olma sorumluluğu vardır. Bu durum yine özerklik ve demokrasinin gereğidir.
 
Demokrasi, üniversite için öğretimden araştırmaya oradan hizmet üretimine kadar her alanda doğrunun bulunması, gerçeğin ifadesi için bir gerekliliktir. Nitekim Türkiye’de üniversitelere yönelik gerek akademik gerekse günlük yaşamda yapılan eleştirilerden biri üniversitelerin yeterince demokratik olmadıkları biçimindedir. Aktay (2008)’a göre Türkiye'de üniversiteye biçilen misyon hiçbir zaman demokrasinin geliştirilmesi olmamıştır. Ancak bu tür eleştiriler her cenahtan yapılmakla birlikte bu cenahların sorumlu oldukları dönemlerin, demokrasi çıtasının daha düştüğü dönemler olması şaşırtıcıdır. İşin özü üniversite iktidar ilişkilerinde iktidarlar üniversite yerine “Enver Usta” aramaktadırlar. Enver Usta her denileni yapan, evet efendimci biri olmalıdır. Bu durum akademik anlayışla çelişir. İşin özü yani ideal olanı; akademinin özerk ancak şeffaf ve hesap verebilir, sosyal sorumluluğu olan yükseköğretim kurumu olmasıdır. 
 
Sonuçlar ve Öneriler
Kurumlar parça bütün sistem yaklaşımı içinde karşılıklı etkileşim içindedirler. Bu nedenle üniversiteleri toplumdan ayrık düşünmek mümkün değildir. Bu bir bakıma ne kadar ekmek o kadar köfte misali… Demokrasi hem toplum hem de üniversiteler için olmazsa olmazımızdır. Üniversite, demokrasi can suyuyla hayat bulur; toplum nitelikli üniversiteleriyle gelişir. İki yüz yıllık dünya tarihi; sorunlarına rağmen demokrasinin alternatifinin demokrasi olduğu göstermektedir. Demokrasinin sorunlarını çözmek yine demokrasiyle olanaklıdır.
 
Demokrasi için tarihten ders çıkarmalıyız ve uzlaşı kültürü geliştirmeliyiz. Artık demirkıratlar, halkçılar, milli görüşçüler, ülkücüler, devrimciler veya muhafazakârlar adına politik tarafgirlik dönemi değildir. Hele amigoculuk hiç değildir; siyaset futbol maçı hiç mi hiç değildir. Görüşler, ideolojiler veya paradigmalar özneldir; doğrulukları görecelidir ve test edilmesi bilimsel yaklaşımı gerektirir.  Unutmamak gerekir ki uzlaşı, akılcılık ve bilimsellik demokrasi kültürünün belirleyici etkenlerinin bir bölümüdür (Kışlalı, 2018). Görüşler, ideolojiler veya paradigmalar bir gerçekliktir ancak vakit demokrasi için uzlaşı vaktidir.
 
Üniversitelerde demokrasiyi egemen kılmak farklı değişkenlere bağlıdır. Ancak bu değişkenler içinde üniversite yönetiminin oluşturulması temel belirleyicidir, denilebilir. Bu nedenle üniversitede akademik ve idari tüm yönetim kademeleri üniversitenin kendi dinamikleriyle belirlenmelidir. Rektörlerin aktif siyasi otorite yürütme organı tarafından atanması üniversiteyi içten içe bitirmektedir. Milli iradenin tecellisi, yürütmenin her şeyi yapma hakkı demek değildir. Milli egemenlik, güçlerin paylaşımını gerektirir. Bu her dönem için geçerlidir. Sizinkiler atayınca kötü, bizimkiler atayınca iyi anlayışı akılcı olmadığı gibi etik de değildir.
*         *        *
Yazıyorsun da ne oluyor diye soruyorlar. Gelin siz de yazın, daha güçlü sesimiz olsun. Birlikten güç doğar. Amaç bağcıyı dövmek değil; üzüm toplamaktır. Tut şunun ucundan gelişelim Abi!
 
KAYNAKÇA
Aktay, Y. (2008, 23 Ağustos). Üniversite ve demokrasi. Yeni Şafak. Erişim adresi: https://www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/universite-ve-demokrasi-12434
Bingöl, Y. (2016). Çağdaş yönetim biçimi olarak demokrasi. D. Dursun ve M. Altunoğlu (Ed). Siyaset bilimi içinde (s.122-149). Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları.
Heywood, A. (2019). Siyaset. (20. Baskı). (Çev: F. Bakırcı). Ankara: Felix Kitap.
Kışlalı, A. T. (2018). Siyasal sistemler: Siyasal çatışma ve uzlaşma. İstanbul: Kırmızı Kedi.
_______ . (2016). Siyaset bilimi. (17. Baskı). Ankara: İmge Yayınevi.
Köklügiller, A. (2008). Laiklik nedir ne değildir? İstanbul: IQ Kültür ve Sanat Yayıncılık.
Yayla, A. (2017). Siyaset bilimi. (5. Baskı). Ankara: Adres Yayınları.
 
1000
icon
murat 16 Haziran 2020 09:19

dinsiz bir ahlak ile ahlaksız bir din arasında eskilerin tabiri ile ifrat ve tefrit arasında bir heyulanın içinde yönünü bulmaya çalışan bir gemi...belki de asgari müşterekleri tespit edip bunun üzerinde uzlaşarak bir sonraki adıma zemin hazırlamak lazım...oligarşik bürokrası, hoca ne derse o yönetmeliği, biat kültürü, her türlü sorumluluktan la yüsel olmak, büyüklerimiz daha iyi bilir efendim çıtkırıldımlığı, ortayolculuk, ben cebime bakarım canım efendim gerisi lafı güzaf, hülle...yargı denetimini kambur, sivil toplum örgütlerinin yapması gereken denetimi zangoçluk olarak görme ...elbet günü gelir deniz biter ve herkes HUKUK....GEVHER-İ LA MEKAN MENEM MEN MEKANA SIĞMAZAM der...kaleminize sağlık efendim

0 0 Cevap Yaz
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat