alexa
Fast Express tepe banner kampanya

Doç. Dr. Turan Akman Erkılıç

Akademi, Anadolu Üniversitesi, Özerklik ve Rektörlük

Biz uygarlıktan, ilimden ve fenden kuvvet alıyor ve ona göre yürüyoruz. M. Kemal Atatürk

1 Haziran 2020 09:56
A
a
Akademi, bugünün dünyasında genelde objektif ölçütlere dayalı olarak araştırma yapma ve geliştirme faaliyetleri düzenleyen kurumlar karşılığında kullanılır. Kökü Antik Yunan uygarlığına kadar gitmiş olsa da bugünün dünyasında bilgi geliştirme, üniversiter olma karşılığı olarak kullanılmaktadır.  Türkiye’de ise özellikle cumhuriyetin 1960’lı yıllarında üniversiteler dışında kurulan yükseköğretim kurumlarına akademi adı verilmiştir. Bu dönemde güzel sanatlar, iktisat, işletme ve mühendislik alanında birçok yükseköğretim kurumu akademi adını almıştır. İktisadi ve ticari ilimler, mimarlık, mühendislik ve güzel sanatlar akademileri gibi… Bu kurumların ortak noktası yürürlükteki üniversite yasası yerine farklı yasalarla yönetiliyor olmalarıdır. Bir bakıma yükseköğretime olan talep karşında hükümetlerin üniversiteler dışındaki seçenekleridir.  Bir parça üniversite siyaset kurumu anlaşmazlıklarının ürünüdürler, denilebilir.
 
Peki, “Nasıl değerlendirilmelidir?” diye sorarsak,
Türkiye’de yükseköğretimde okullaşma oranının yükselmesini sağlamışlardır. Kentlere yeni sosyal, kültürel ve ekonomik olanaklar sunmuş ve yetişmiş işgücü kaynağı sağlamışlardır. Akademi ve üniversiteler arasındaki tartışmalar, yükseköğretim tarihinde gereksiz ego merkezli tartışmalardır. Akademiler kimi eleştiriler dışında Türk yükseköğretiminin aslında gelişim ve yaygınlaşmasının temelini oluşturmuşlardır. Nitekim açılışı bile olaylı ve tartışmalı olan Eskişehir Akademi de bu nokta da en iyi örneklerden biridir. İstanbul’da Marmara ile Yıldız, Ankara’da Gazi, Bursa’da Uludağ, Adana’da Çukurova, İzmir’de 9 Eylül’ün de kökleri akademilere gider.
 
Eskişehir Akademi’ye gelince Eskişehir kamuoyunun bildikleriyle kente, çevreye, ülkeye ve evrensel düzeyde yükseköğretime yaptıkları unutulmazdır. Bugün denilebilir ki Eskişehir eğitim, spor, sanat ve kültür boyutlu kazanımlarının çoğunu akademiye borçludur.
Eskişehir Akademisi aslında anaçtır.
Eskişehir Akademisi aslında Anadolu’da üniversiter alt yapının en nitelikli gelişenidir.
Eskişehir Akademisi öncelikle yerelde eğitsel, iktisadi ve kültürel gelişime öncü; ardından ülkenin eğitim dertlerine derman olmuş bir örnektir.
Eskişehir Akademisi bozkır topraklarında vaha oluşturmanın ilk adımıdır, desek abartılı olmaz.
Yılmaz Büyükerşen’in bir sözü çok yerindedir. Biz 1960’larda akademi futbol takımından Eskişehirsporu, 1980’lerde akademiden yükseköğretimde açıköğretim devrimini yapmış bir kurumuz. Ayrıca1990’lardan sonra güzel kent geliştirmeyi yine hep akademiye borçluyuz.
*           *          *
Kuşkusuz hepimiz bilmekteyiz ki bugünkü Anadolu Üniversitesi gelişiminin ana omurgasıdır Eskişehir Akademi. Ancak Eskişehir yükseköğretim tarihine özetle bakıldığında şu noktalar göze çarpmaktadır:
Anadolu Üniversitesi, sadece akademinin eseri değildir ancak ana omurga akademidir.
Anadolu Üniversitesi 6 Kasım 1981 tarihli Resmi Gazete’ de yayınlanan Yükseköğretim Kanuna göre Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi, eski yani ilk Anadolu Üniversitesi, Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisi ile Millî Eğitim Bakanlığına bağlı Yabancı Diller Yüksekokulu’nun birleştirilnesi ile oluşturulmuştur (YÖK, 1981).
Özüyle Anadolu, moda deyimle hem yerli hem de millidir. Akademi ve diğer kurumların önemli ölçüde zor koşullarda olanaksızlıklara rağmen oluşturdukları temele dayalı çok büyük işler kotarılmıştır.
Bakınız neler başarıldı?
*  Gerek iktisat, işletme gerekse tıp alanında 1980’lerden beri ülkenin yetkin kurumlarıdır.
* Anadolu Üniversitesi, özellikle 1980’le birlikte uzaktan ve televizyonla eğitim olur mu karamsarlığının yıkılmasıdır
* Tüm merkezi baskı ve engellemelere rağmen bozkırda üniversiter akademik iş kotarmanın adıdır artık Anadolu Üniversitesi.
* Aslında Anadolu Üniversitesi 12 Eylül’ün o zor koşullarında akademiyi az zararla selamete çıkarmanın mücadelesidir. Farklı üniversitelerde ilişiği kesilen akademisyenlere hukuksal olarak sahip çıkma, akademi fidanlığını yeşertmenin adıdır Anadolu Üniversitesi.
* Anadolu Üniversitesi demek adı gibi Yılmaz Hoca’nın yılmaz mücadelesi ile akademisyenleri 12 Eylül’de bile korumayı bilmek demektir.
* Aslında Anadolu Üniversitesi burun kıvrılan, hor görülen taşra üniversitesi ötekileştirilmesine direnmenin örneğidir.
Bakın somutlaştırırsak ne örnekler var…
* Kapalı devre televizyonla eğitimden tüm Türkiye’ye hitap eden açıköğretim sistemine geçiş… Hiç basit olmayan Türkiye ve dünya ölçekli bir kazanımdır. O günlerin koşullarında, olanaksızlıklarında bir zorun başarılmasıdır. Hele mektupla öğretim ve YAYKUR uygulamalarının ardından motivasyonu düşmüş bir projeyi yeniden canlandırmak ve bugünkü konumuna evrilmesini sağlamak büyük bir başarıdır.
* Hem açıköğretim sistemine hem de ülke medya dünyasına uygulamalı örnekleriyle iletişim yüksekokulu oluşturulması bir başka iyi örnektir.
* Uygulamalı güzel sanatlar eğitiminde örnek kurum yaratılması başlı başına bir başarıdır.
* Kimseciklerin aklında yokken yarım yamalak kalmış özel eğitimde çığır açmak da Anadolu bozkırındaki bu üniversite tarafından kotarılmıştır. Eğitim Fakültesi’nde Eğitim Bilimleri Bölümü’nün altında bir anabilim dalında oluşturulan özel eğitim bölümü bugün Türkiye’ye örnektir.
* Sivil Havacılık Yüksekokulu uygulamalı havacılık eğitimi ile ara elemanı yetiştirmede başlı başına örnek bir uygulamadır. Yılmaz Hoca ile birlikte Prof. Dr. Fevzi Sürmeli ve nice isimsiz kahramanın emekleri unutulmazdır.
* Bütçe dışı gelir geliştirme, aslında o günün koşullarında geliştirilmesi hiç mi hiç azımsanmayacak çalışmalardır. O dönemde çoğu büyük kent üniversitelerinde olmayan kitap ve diğer eğitsel kaynağın bu üniversitede bulunması, bu tür iktisadi akılcılığın sonucudur.
* Herkes bir tarafa çekerken 1990’larda açıköğretimde yeniden yapılanma, örgün ve yaygın bölümlerin açılması hem kente hem de ülkeye nefes aldırmıştır.
 
Peki bu gelişmeleri neye borçluyuz?
Öncelikli ustalıklı bir üniversite yönetimi ve vizyonu… Ancak bunların da göreceli özerklik anlayışı ile gerçekleştirildiği açıktır. Üniversitelerin özerklik puanı düştükçe başarısı da düşmektedir. Üniversitelerin olmazsa olmazı özerkliktir (Bingöl, 2013). Özerkliğin farklı ölçüt ve tanımları olabilir. Ancak pratik göstermektedir ki yönetsel özerkliği olmayanın diğer özerklik boyutlarında ilerleme olanağı zayıflamaktadır.
 
Peki özerklik ne getirmektedir, nasıl güçlenir?
Özerklik için hukuksal güvence şarttır. Hukuksal güvence gerek şarttır ancak yeter şart değildir. Özerklik bir başka bakışla akademisyenlerin akademik etik ve demokrasi bilinciyle ilişkilidir. Türkiye’de 12 Eylül’den bu yana adım adım üniversite özerkliği irtifa yitirmektedir. Yürütme organları ve kabineler askeri yönetim dönemine karşıt olsalar bile üniversite özerkliği konusunda yasal güvencelere yanaşmamış, aksine karşıt olmuşlardır.
 
Özerkliğin zayıflığı oligarşik üniversite yönetimleri oluşmasını doğurmuştur. Yukarıdan bir şekilde atanan rektör ile birlikte siyaset kurumu, sosyal kontrol amaçlı üniversite yönetimine müdahale etmektedir. Rektör ve yakın çevresi ile dar grupçu bir yönetim anlayışının egemen olması bir olgudur. Alman sosyolog Robert Michels’in oligarşinin tunç yasasına göre bir grup örgütte egemenlik kurmaktadır (Macionis, 2001). Atanmış güçlü rektör, özgürlüğü sınırlamakta ve akademik çıkar takımı oluşmaktadır. Yürürlükteki üniversite yasasına göre rektörlerin yetkisi çoktur ve denetlenmesi oldukça güçtür. Özerkliğin zayıflığı üniversiteyi siyaset kurumuna karşı güçsüz bırakmakta, taşra politikacısına teslim etmektedir. Bu nedenle buradan bilim dışı sıradan okullar veya yaygın deyimle yüksek liseler çıkmaktadır.
 
Özerklik, seçilmiş rektörün kayıtsız koşulsuz egemenliği değildir. Özerklik hesap verebilirlikle güçlendirilmelidir. Özerklik, gayri millilik de ideolojik kalıpçılık da değildir. Üniversite; ayakları yerel ve ulusal topraklarda olan, evrensel bilgi üretmeyi amaçlayan kurumdur. Özerklik, başıbozukluk hiç değildir. Kuşkusuz bütçeyle milli gelirden pay alan kurumun kamu yönetimine karşı sorumluğu olmalıdır. Üniversite özerkliği kurumsal niteliktedir ve kolektif düzeydedir (Günay, 2019). Bunun dışındaki özerklik anlayışı ütopiktir.
 
Üniversiteler güdülecek değil yönetilecek kurumlardır. Bu bağlamda İnal Cem Aşkun Hoca’dan öğrendiğim bir veciz sözü sizlerle paylaşalım.  İnal Cem Hoca’ya göre toprak sürülür, hayvanlar güdülür, insanlar yönetilir. Bu yüzden yönetimi gütmek ve sürmekten ayıran temel nitelik, yönetimin demokratik olmasıdır. Mesaj açıktır; yönetim, özelde üniversite yönetimi, demokratik olmalıdır. Üniversite yönetiminde demokratiklik, sosyal sorumluluk ve hesap verebilirlik niteliklerinin olması zorunludur (Aktan, 2020).
 
Rektörün belirlenmesi ilke ve kuralları özerkliğin temel belirleyicilerinden biridir. Türkiye pratiği göstermektedir ki üniversite özerkliği rektörün seçilme ve atanmasında düğümlenmektedir. Bu kritik saptama çok önemlidir. İktidar sahibi olanlar muhalefette ne söylerse söylesinler iktidarda ne eder ederim benim adamımı atarım görüşündedirler. Bu durum üniversiteyi siyasetin tasallutu altına itmekte ve üniversiteyi politize etmektedir. Bu durum en basitiyle demokratik yönetim ilkeleriyle çelişmektedir. Bu klasik yönetim yaklaşımı kamu yönetiminde siyaset yönetim ayrıklığı ilkesiyle çelişmektedir (Akbulut, 2009). Bizler eğer demokratik, üretken özerk üniversite istiyorsak siyaset kurumunun üniversiteler üzerindeki etkisini asgariye indirgemenin yolunu bulmalıyız.
 
Rektörlerin merkezi otorite tarafından atanması özerkliği olumsuz etkilemekte üniversiteleri politikleştirmektedir. Pratik göstermektedir ki var olan rektör belirleme süreci demokratik değildir; etkililiği ve verimliliği olumsuz etkilemektedir. Pratik rektörü adeta üniversite ağası yapmakta ve üniversiteyi çiftliğe dönüştürmektedir.
 
Bu yazı çerçevesinde şu önerilerde bulunulabilir:
Yeni bir üniversite yönetimi yasasına ihtiyaç vardır. Yasada üniversite özerkliği, etkililik, verimlilik, adalet ve hesap verebilirlik temel ilkeleri özellikle dikkate alınmalıdır.
 
Rektör, dekan ve diğer yönetim görevlilerinin üniversite içinde kendi iç dinamikleriyle belirlenmesi bir gerekliliktir. Bu durum doğrudan seçim değildir. Seçenekler araştırılmalı, tartışılmalı ve en akılcı yol bulunmalıdır.
 
Yapmak zor, yıkmak kolaydır. Yakın dönem birçok üniversite buna ilişkin nice örnekle doludur. Onlarca yılda oluşturduğumuz gelenek ve kazanımların nasıl yitirildiğine tanık olunmuştur. Kurumları yaşatan değerlerden biri, oluşmuş kurum kültürleridir. Kültürlere çomak sokmak arının bal yapmasını engeller.
 
Akademisyenler cesur olmalı ve mesleki etik ile kurumsal kültüre sahip çıkmalıdır.  Başımızı kuma gömerek sorunlarımızı çözemeyiz. Rektöre yakın olan, tanrıya yakın olur basitliği yıkılmalıdır. Kral çıplaktır. Okullarımız, üniversitelerimiz bizimle birlikte ülkenin ve evrensel akademik dünyanındır.
Anadolu Üniversitesi bizim ocağımızdır. Gün, ocağımıza sahip çıkma günüdür.
 
KAYNAKÇA
Akbulut, Ö. Ö. (2009). Siyaset ve yönetim ilişkisi kuramsal ve eleştirel bir yaklaşım. (2. Baskı). Ankara: Turhan Kitabevi.
 
Aktan C. C. (2020). Akademik özgürlük [Blog yazısı]. Erişim adresi: http://www.canaktan.org/egitim/universite-reform/aka-ozgurluk.htm
 
Bingöl, B. (2013). Üniversite özerkliği. Ankara: Sistem Ofset Yayıncılık.
 
Macionis, J. J. (2001). Sociology. (8th Edition). Upper Saddle River: Prentice Hall.
 
Günay, D. (2019). Üniversite felsefesi. İstanbul: Büyüyenay Yayınları.
 
YÖK. (1981). Yükseköğretim Kanunu. Erişim adresi: https://www.mevzuat.gov.tr/Mevzuat Metin/1.5. 2547.pdf
 
1000
icon
murat 2 Haziran 2020 10:04

Kıymetli Hocam; kaleminize sağlık...akademik, idari ve mali özerklik toplumsal dinamiğin itici ve lider gücü olan üniversitelerin gelişmesi için vazgeçilmez, taviz verilemez bir tarihsel olgu olarak karşımıza çıkıyor. İçsel süreçlerini bileşenleri ile organize edemeyen kurumsal bir yapının bir de dışsal bileşenlerin lobi faaliyetleri ile bir yerlere varabilmesi maalesef mümkün görünmüyor. Hukuksal olarak kendini denetleyemeyen bir yapının ise toplumsal mekanizmaya adalet yönünden katkısının olmayacağı açık. Umarım hiç olmazsa meri hukuk kurallarının uygulandığı, yargı kararlarının yerine getirildiği, bilimin öncelendiğinde kurumsal yapı oluşturulabilir.

0 1 Cevap Yaz
Kemal Polat 1 Haziran 2020 16:28

Yönetsel özerkliğe sahip olmayan,siyasilere peşkeş çekilen hiçbir üniversitede bilim üretilemez. T.A.Erkılıç hocam soruna neşter vurarak iyi bir tartışma açmıştır. Kutlarım.

0 4 Cevap Yaz
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat