AK Parti neden kazandı?

Arif Anbar yazdı

27 Haziran 2018 09:30
A
a
AK Parti neden kazandı?

Rakamlara girip sizi boğmak istemiyorum.
Yalın bir biçimde AK Parti’nin Eskişehir’de niçin kazandığını anlatmaya çalışacağım…
 
*
 
Şimdi bazıları diyor ki, “Türkiye konjonktürü kardeşim, Eskişehir’deki AK Parti muhalifleri ne yapsın?”
Hadi oradan!
AK Parti’nin Türkiye genelindeki oyu gözle görülür bir biçimde eridi.
Zira parlamentoda tek başına çoğunluğu sağlayamadı, artık MHP’ye ciddi anlamda ihtiyacı var.
 
*
 
Öte yandan, Eskişehir’de muhalefet partisi diyemeyeceğimiz üç büyük belediyenin sahibi olan bir CHP ve “Eskişehir CHP’nin her daim kalesi” diyen hayalperest-romantik-Türkiye ve Eskişehir gerçeklerinden uzak-başka bir gezegende yaşayan CHP’liler varsa…
AK Parti Eskişehir’de kendisine üç, MHP’ye de bir milletvekili çıkarıyorsa…
CHP ise elindeki üçüncü milletvekilini kaybedip, iki milletvekili aldığı için çoğu CHP’li şıkıdım oynuyorsa…
Burada CHP açısından ciddi bir çarpıklık söz konusu.
 
*
 
CHP’nin çarpık yapısına geçmeden önce, AK Parti’nin yaptıklarını şöyle bir sıralayalım…
 
            HASTALIKLI HÜCRELERİ AFOROZ ETTİ
  • AK Parti bir ara CHP kadar olmasa da birkaç gruba bölündü, gruplar arasındaki rekabet büyüdü ve bazı noktalarda iktidar partisinde hiç de alışık olmadığımız şeyler cereyan etti, mesela kamuoyuna ve medyaya sızan önemli bilgiler oldu.
  • Bu bölünmeye, milletvekili aday tablosundaki memnuniyetsizlik de eklenince AK Parti teşkilatının çalışma azmi ve inancı zayıfladı.
  • Fakat partinin abisi konumundaki Nabi Avcı söz konusu duruma derhal müdahale etti; gerektiği yerde partililerinin kulağını çekti, gerektiği yerde öğüt verdi, gerektiği yerde umut verdi, gerektiği yerde ise kırıp incitmeden hastalıklı hücreleri aforoz etti!
  • Tabi bunu yaparken özellikle Odunpazarı İlçe Başkanı Volkan Doğan’ın ciddi desteği oldu.
  • Doğan özellikle, listedeki yerinden hoşnut olmayan il eski başkanı ve AK Parti dördüncü sıra milletvekili adayı Dündar Ünlü’nün de bir anlamda kendine gelmesini sağladı. (Böyle olsa da Ünlü, bizim tanıdığımız Ünlü kadar çalışmadı. Eğer inanarak mücadele etseydi, çok az bir oy farkıyla kaybettiği milletvekilliği sıfatına belki de sahip olacaktı.)
 
*
 
NABİ AVCI’NIN PANZEHİRİ
İşte Nabi Hoca, partinin ihtiyacı olan panzehiri verince, teşkilat hareketlendi.
Dündar Ünlü her ne şekilde olursa olsun meydana çıktı.
Volkan Doğan zaten yıllardır meydandaydı.
Tepebaşı İlçe Başkanı İbrahim Yılmaz Kaynarca’da elinden gelen gayreti gösterdi.
Milletvekili Emine Nur Günay, Hoca’sını bir an olsun yalnız bırakmadı; hatta Hoca’sının yetişemediği yerlere kendisi koşturdu.
Ahmet Namık Akdoğan, AK Parti’nin neden BBP ile ittifak yaptığını gözler önüne serdi. Zira Akdoğan sanki yıllardır AK Parti’liymiş gibi vaziyeti hiç yadırgamadı, Muhsin Yazıcıoğlu’nun öğrencisine yakışır bir gayretle seçim çalışması yürüttü.
Nurettin Kaba Mihalıççıklılar üzerinde etki yaratmaya çalışırken, Serhat Tunç gençliğinin verdiği enerji ve kısa zamanda kazandığı tecrübeyle AK Parti’lilerin çoğunun gitmeye cesaret dahi gösteremediği ortamlarda partisine destek istedi.
Kadın kolları ve gençlik kollarına ise karınca benzetmesini yapabilmemiz mümkün.
Bu noktada özellikle Gençlik Kolları Başkanı Fatih Özata’yı da iyi değerlendirmemiz lazım. Özata bir Avukat. Genç olmasına rağmen ciddi bir olgunluğa erişmiş, vizyonu olan ve gençlik örgütlenmesini başarıyla gerçekleştiren, Eskişehir siyasetinde gelecek vaat eden bir isim.
 
*
 
ADAY OLUP DA SEÇİLEMEYEN BİR İSMİN AKTARDIKLARI
Burada AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Eskişehir Milletvekili Harun Karacan’a da bir parantez açmak istiyorum. Karacan özellikle Organize Sanayi Bölgesi’nde yer alan fabrika işçilerine yoğun mesai harcadı. Onları AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a oy vermeleri hususunda ikna etmeye çabaladı.
Ancak 24 Haziran seçim süreci boyunca parti teşkilatıyla neredeyse hiç çalışmadı.
Önemli organizasyonlara dahi çoğunlukla katılmadı.
Teşkilatın çalışma programının dışında kendi ekibiyle özel programlar düzenledi.
Yani AK Parti teşkilatına paralel bir çalışma şekli geliştirdiğini söyleyebiliriz.
Buradan hareketle teşkilatı pek de kazımadığını ifade edebilmemiz mümkün.
Bu durumu biraz daha somutlaştırmak gerekirse…
Geçtiğimiz günlerde AK Parti Milletvekili adayı olup da seçilemeyen bir isimle sohbet etme şansım oldu.
O isim bana aynen şu cümleyi kurdu: “Harun Bey bana farklı bir çalışma yürüteceğini söyledi. Teşkilatla çalışmayacağını, zaten böyle bir çalışmanın gereksiz olacağını söyledi. Kararsız seçmene ulaşacağını ve onlar üzerinde çalışacağını söyledi.”
Aday olup da seçilemeyen o ismin aktardıkları bu şekilde.
Belki de Harun Karacan doğrusunu yapmıştır, belki de AK Parti’nin başarısında bu yöntemin de hatırı sayılır bir katkısı vardır.
Ancak keşke “teşkilatı ve diğer adayları kazımama” durumu içerisine girmeseydi, kazımıyorsa dahi bu durumu çaktırmasaydı.
Hiç olmazsa parti için oldukça önemli olan programlara katılıp birliktelik mesajı verseydi.
Böylelikle AK Parti teşkilatı 24 Haziran gecesi kutlama yaparken, söz konusu kutlamaya apar topar katılması ve “Koca koca dağları ben yarattım” şeklinde öne çıkma gayreti hiç de dikkat çekmezdi!..
 
*
 
Her neyse…
Devam edelim…
Nabi Avcı evreninde yürütülen seçim çalışmasında başka neler yapıldı?
 
            AZ LAF ÇOK İŞ DİYEREK SAKATLIĞA MAZERET ÜRETİLDİ
  • Recep Tayyip Erdoğan geldi, Nabi Avcı’nın aklı olan ve Türkiye geneline yayılan Millet Bahçesi projesinin Eskişehir’le ilgili etabına ilişkin konuştu ve tanıtım videosunu hitap ettiği kitleye izlettirdi.
  • Nabi Avcı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu anlatımıyla yetinmedi, uzmanlık alanını konuşturdu, Millet Bahçesi projesini milletin aklına Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in değil de AK Parti’nin yaptığını kazıdı.
  • Dahası, vatandaşa bir türlü AK Parti’nin yaptığı anlatılamayan, öyle ki 3-5 ay öncesine kadar hala Yılmaz Büyükerşen’in yaptığı düşünülen Dede Korkut Parkı’nın da, sonunda AK Parti’nin yaptığı anlatılabildi. Bu konuyla da yine Nabi Hoca ilgilendi.
  • Bitti mi? Hayır. Şehir Hastanesi, Eğitim Başkenti, yeni stadyum vesaire gibi projelerle Eskişehirlilerin karşısına çıktı AK Parti. Ayrıca Türk Dünyası Kültür Başkentliği sonucu ortaya çıkan projeler, tüm teşkilat tarafından inatla kamuoyuna anlatıldı.
  • Öte yandan AK Parti’nin Türkiye genelinde en iyi yaptığı iş “iyi iletişim-iyi reklam-iyi tanıtım” işidir. Ancak Eskişehir’de bunu yıllardır beceremedi. Bizim sloganımız “Az laf çok iş” denilerek bu tanıtım sakatlığına mazeret üretildi. Ancak 24 Haziran süreciyle birlikte Nabi Avcı olaya el koydu ve nasıl bir iletişim modelinin uygulanacağını tüm teşkilatına anlattı. Artık slogan değişmişti: “Çok iş çok tanıtım!”   
 
*
 
Tüm bunlar yapılırken bana göre şu iki mesaj verilmeye çalışıldı:
 
  • Merkezde üç belediye CHP’nin olmasına rağmen, AK Parti tıpkı belediye gibi çalıştı. Belediyesi olmamasına rağmen böyle yatırımlar yapan bir partinin, belediyesi olması halinde neler yapabileceğini düşünebiliyor musunuz? (“Ama hükümet onlarda” demeyin, mesela AK Parti Muğla’ya Eskişehir’e gösterdiği önem ve özeni hiçbir biçimde göstermemekle birlikte, ufak da olsa yatırım yapmayı dahi unuttu.)
  • AK Parti, CHP’nin yerel ve genelde yaptığı hata içerisine düşmedi. CHP’li belediyeleri devirmeye dönük politika üretmek yerine, CHP’li belediyeleri eleştirmeden AK Parti’nin hizmetlerini yurttaşlarımıza anlatma yönünde yapıcı bir tavır içerisine girdi. 
 
*
 
SANTRAL VE YERE ÇAKILAN O İSİM
Yazımın sonuna yaklaşırken önemli bir noktayı daha vurgulamakta fayda görüyorum.
Nedir o nokta?
Eskişehir’de kurulması planlanan kömürlü termik santral meselesinin, AK Parti’ye seçim sürecinde zarar vereceği yönünde genel bir görüş vardı.
Ancak bu görüş ne oldu?
Patladı gitti!
Alpu ve Alpu özelinde kömürlü termik santralin kurulması planlanan yerin dibinde yer alan Gündüzler Mahallesinde AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, ezici bir çoğunlukla teveccüh gösterildi.
Ya Eskişehir geneli?
Yine AK Parti, birinci parti oldu.
Peki, bu neyi gösteriyor?
Şunu…
O süreçte CHP, ısrarla yapmayın dediğimiz bir hastalığı inatla yaptı.
Kömürlü termik santral meselesini siyasallaştırdı ve sanki bu santrali sadece CHP’liler istemiyor algısı yarattı.
Zira söz konusu santral protestolarında öne çıkanlar, yoğunlukla CHP’nin önde gelenleri oldu.
Ve dahi santral fatihi denen, tüm santral örgütlenmesinin mal edildiği CHP’li bir isim milletvekili adayı oldu.
Kesin seçileceğim diyerek havalara uçan o isim, hava balonunun patlamasıyla birlikte yere çakıldı.
Nuray Akçasoy’dan bahsediyorum.
Milletvekili seçilemedi.
 
*
 
Peki, bu noktada AK Parti ne yaptı?
Neredeyse hiç konuşmadı.
Şimdi anladık ki sessiz ve derinden bir kömürlü termik santral çalışması yürüttü.
Konuyu hiçbir biçimde siyasallaştırmadı.
Hatta seçimden sonra Emine Nur Günay’ın irtibat bürosunda basın toplantısı yapan Avcı, “Bu konuyu tüm yönleriyle tartışmamız gerekir” dedi ve illa bu santral kurulacak şeklinde bir dayatma yapmadı.
Kaldı ki Emine Nur Günay’ın kampanya döneminde verdiği demeçler de Avcı’nın açıklamaları gibi yapıcıydı.
 
*
 
O zaman…
Kim olursa olsun bir şey ortaya konulduğunda direkt olarak karşı çıkmak, yapılırsa yıkacağım demek fayda sağlamıyor.
Dahası, zarar veriyor.
Ve CHP’nin içindekiler bunu sürekli yapıyor.
Söz konusu meseleyi olağan akışına ya da “bağımsız sivil toplum” kuruluşlarına bırakmak yerine, kişilerin kişisel ikballeri için siyasi malzeme haline getiriyor.
Böylece haklı olduğu bir vaziyette bile toplum gözünde haksız duruma düşüyor.
 
*
 
Yazımın başlarında “CHP’nin çarpık yapısına geçmeden önce, AK Parti’nin yaptıklarını şöyle bir sıralayalım…” şeklinde bir cümle kurmuştum.
CHP’nin çarpık yapısını detaylarıyla yazmak için bugünlük MIH sütunları yetmedi.
Müsaadenizle yarın devam edelim…
 
1000
icon
cemil kabalak 27 Haziran 2018 14:29

termik santral öyküsünün ak partiye zarar vereceği düşüncesi ancak opotonist hayalin bir mahsulüdür...küçük burjuvanın entel hayali...kaymaz örneği bunun en güzel örneğidir. açık işletme metoduyla öyle bir tapoğrafya da altın işletmeciliğinin olasılığı riskleri avrupa standartlarının çok altındadır..nitekim toprak yapısının geçirimli olmasının oluşturduğu riskler ciddi anlamda kolay kolay göze alınacak riskler değildir...peki ne oldu...işletildi..hangi tedbirlerle ...kaymaz örneğinde de önce yerel halk birbirine düşürülmüş çocuklarının işe alınacağı vaatleriyle iş aş edebiyatı yapılmış sonra sonrasını biliyorsunuz...chp nin çarpık yapısına değineceksiniz öncelikle sol söylemin literatürünü iyice bir taramalısınız..yazdığınız yazılardan anlaşılıyor ki evrensel diylektiği pekte dikkate almadan kendi uydurduğunuz değerler üzerinden yargılama yapıyorsunuz..chp nin sol bir parti olmadığını dahi göremiyorsunuz...kazım kurt'un solcu kabul edildiği bir dizinde sizde haklısınız tabi

0 1 Cevap Yaz
cemil kabalak 27 Haziran 2018 10:00

Lenin'in 4 uyarı noktası unutulur ve bunları dayanak alarak oluşturulan Wilson ilkeleri dünyanın kurtuluş reçetesi olarak küresel emperyalizm tarafından pazarlanır...Sonuçta babasını tanrı gibi gören papaz çocuğu kendini mesih sanma noktasına kadar ulaır.. ( ben demiyom meşhur keynes ve freund diye wersailas anlaşması öncesinde bu ikisi Wilson'un danışmanlarıdır ) sonuçta dönemin en ilericileri bile birden mandacı oluverir...ta ki ilhaklar, işgaller gerçekleşene kadar...yani yumurta topun ağzına gelene kadar...kahramanlar üretilir....üretilenlerin rasyonel değerlendirmesi yapılamaz hiçbir zaman...çünkü kahramanlar üretilmekle meşgul olunduğundan yarınlar hep ipotek altında tutulur bugünün zaptı için...kömürlü termik santrali siyasallaştırmamak...böyle uyduruktan bir tabir olabilir mi....kaynak ve kaynakların tahsisi siyasi bir iştir...bu işle ilgili bütün çalışmalar zaten enerji bakanlığı tarafından yapılıyor...masal başka gerçek başka

0 2 Cevap Yaz
cemil kabalak 27 Haziran 2018 09:55

güneydoğu anadolu ve iç anadolu da adaylara bağlı parti oranı genel seçimlerde sadece masaldan ibarettir...aslında hepiniz çok iyi biliyorsunuz doğunun en büyük sorunu kaygı sorunudur...güven sorunudur...doğu halkları bu güven kaygısı nedeniyle hep daha totaliter rejimlere kayar..buharlı makinanın icadından beri batı kendine güvenmiş doğu hep güven kaygısı taşımıştır...güven kaygısı taşıyanlar bu hastalığın ilacını daima uydurulmuş bir maneviyat ideolojisinde ararlar...düşman yaratır ve düşmana karşı kendi ideolojik yaklaşımlarını belirler...soma faciasını unuturlar, 15 temmuz darbe girişimini ve bu girişimi yapanların devlet büyüklerini nasıl kafa kola aldığının itiraf edilmesini...Nabi hocanın bilimsellik konuşmalarının devlet pratiğinde yeri yoktur...çıkar grupları vardır ve bu çıkar gruplarının birlikte çıkarlarının optimize etme gayretleri...yükselen milliyetçilik uydurması ile kamuoyu oyalanır...arkasından 50.000 den fazla şehidi olan bir ülkede bedelli askerlik gündem yapılır...

1 1 Cevap Yaz
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat