alexa
Fast Express tepe banner kampanya 2

28 Şubat davasının AYM'den döneceğine inanıyorum

28 Şubat Davası sonucunda 14 general tutuklandı, cezaevine konuldu! 28 Şubat davasının içinde olan isimlerden biri de Eskişehirli hemşehrimiz emekli Albay Alican Türk…

15 Eylül 2021 08:28
A
a
Ercan Kardeşler Kuyumculuk
28 Şubat Davası sonucunda 14 general tutuklandı, cezaevine konuldu! 28 Şubat davasının içinde olan isimlerden biri de Eskişehirli hemşehrimiz emekli Albay Alican Türk…
28 Şubat Davası’nda Yargılandı, beraat etti…
Ancak yaşanan süreci ve 28 Şubat’ın davasının bilinmeyenlerini ve perde arkasını kamuoyuna anlatmak için var gücüyle çalıştı…
Binlerce belgeyi taradı…
Tutanakları, ifadeleri okudu!
Bu konuyla ilgili iki kitap yazdı…
“Bitmeyen sömürü 28 Şubat” ve 2 cilt olan  “28 Şubat Sincan’dan tarihe notlar”
28 Şubat Davası’nın kumpas davalarından farkı nedir? Tutuklamalara karşı özellikle muhalefetin tepkisinin cılız kalmasına ne diyor?  Kendisiyle 28 Şubat Dava sürecini ve kamuoyuna yankılarını konuştuk.

Alican Türk 15 09 2021
  • 28 Şubat davasında 14 general tutuklandı. Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk gibi kumpas davalarından 28 Şubat davasının bir farkı var mı? Varsa bu fark nedir?
-Sayın Baş, ülkemiz 2006'nın sonlarında Şemdinli Davası ile başlayan ve Atabeyler, Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, İzmir Askerî Casusluk, İstanbul Askerî Casusluk, Malatya - Zirve, Erzincan - İlhan Cihaner, Oda TV, Kozmik Oda, Fenerbahçe Şike Davası vb. adlarla 2013'lere kadar uzanan bir dizi kumpas davalarla sarsıldı. Bu davaların büyük çoğunluğu TSK mensupları üzerine kurgulanmıştı; ancak vatanseverliği, Atatürkçülüğü ile bilinen gazeteciler, bilim insanları, hukukçular, aydınlar gibi sivil kesimden birçok insan da hedef alındı ve pek çoğu 5 yılı aşkın sürelerle cezaevlerinde yattılar.
Söz konusu davaların istisnasız tamamı devlete sızmış ve bugün kısaca FETÖ diye tanımlanan Fetullah Gülen cemaatine mensup yargı ve emniyet mensuplarınca tezgâhlanmıştı. Ne yazık ki siyasi iktidar da bu davaların "savcılığı" rolünü üstlenmişti.
28 Şubat davası da bütün bu davaların son halkası niteliğinde, tamamen aynı teknik ve taktikler çerçevesinde hazırlanan ve yürürlüğe sokulan bir dava olarak karşımıza çıktı. Nasıl ki diğer bütün davalar sözde bir "vatansever" şahıs tarafından yapılan ihbarlarla başlamışsa, dava kapsamında üretilmiş veya tahrif edilmiş sahte belgeler varsa, hukuk katliamları yaşanmışsa ve o davalarda savcılık - hâkimlik yapanların neredeyse tamamı FETÖ üyesi çıkmışlarsa, 28 Şubat Davası da sanki diğerleriyle altına karbon kâğıdı konmuşçasına tıpa tıp aynı yöntemlerle başlatılan ve sürdürülen bir dava oldu. Yani bu dava da tam anlamıyla bir FETÖ işi olarak karşımıza çıktı.
Nitekim davanın soruşturmasını başlatan ve iddianamesini hazırlayan savcı, bizleri tutuklayan ve her ay tutukluluğun devamı kararı veren hâkimler, sözde "ele geçtiği" söylenen CD ve belgeler hakkında "gerçektir" raporu veren TÜBİTAK'çı bilirkişiler, Genelkurmay'dan savcılara bilgi - belge gönderen Adlî Müşavir ile bir kısım emniyet mensubu bugün ya cezaevindeler ya da firardalar.  
 

MUHALEFETTEN CİDDİ KALICI BİR TUTUM BEKLERDİM 

  • Yaşları 80 civarında olan generallerin tutuklanıp cezaevine konulmasına, özellikle muhalefetten pek ses gelmediği yönünde eleştiriler var. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Cezalandırılmaları Yargıtay tarafından onanan ve 19 Ağustos'tan beri cezaevlerinde bulunan 14 komutanımızın yaşları 73 ile 89 arasında değişmektedir. 4 komutanımızın yaşı 80'in altında, geri kalanların yaşları 80 ve üzeridir. Ancak hepsinin birlikte yaş ortalaması tam tamına 80'dir.
Ne yazık ki - sizin de 31 Ağustos'ta yazdığınız bir yazıda vurguladığınız gibi - böylesine bir kumpas dava ile yargılanan ve cezalandırılan komutanlara karşı muhalefetin tutumu bana göre de son derece cılız kalmıştır. İlk günler parti sözcülerince "bu cezalar vicdanları yaralamıştır" türünden bir iki açıklama yapılmış, ama sonra konu unutulmuş, bir daha ağızlara alınmamıştır. Oysa bu hukuk katliamı karşısında başta Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın Akşener olmak üzere muhalefet liderlerinin çok daha ciddi, sert, kalıcı bir tutum takınmasını beklerdim. Bu durumu kesinlikle kınıyor ve eleştiriyorum. Göz göre göre insanlar ölüme yatırılıyor, ama sadece birkaç cılız açıklama... Olmaz öyle şey!
 

HUKUKSUZLUKLARA SESSİZ KALMADIM 

  • Siz de 28 Şubat davasında sanıktınız. Beraat ettiniz? Yakın çevrenizden “artık beraat ettin, bu işe fazla karışma" diyen oldu mu? Onlara ne yanıt verdiniz?
Evet, 28 Şubat kumpas davasının 103, halen hayatta kalan 92 sanığından biriydim. Yerel Mahkeme de İstinaf Mahkemesi de hakkımda beraat kararı verdi, Yargıtay da bu beraatları onadı. Yani 14 komutanımız cezaevine girerken bizim de beraatımız onanmış oldu.
Doğrusunu söylemek gerekirse bu davada en çok konuşan, sesi çıkan "sanıklardan" biriyim. Elim erdiğince, dilim döndüğünce bu davadaki hukuk katliamlarını, usulsüzlükleri, sahte belgelere dayanan yargı kararlarını her fırsatta insanlara anlatmaya çalıştım. Hâlâ da çalışıyorum ve bıkıp usanmadan anlatmaya devam edeceğim. Bazı yakınlarım ya da çevremdeki dostlarımdan "Yahu tamam, beraat ettin işte, artık sus da otur yerine... Herkes kendi başının çaresine baksın! Onların avukatları var, takip ederler, sen karışma" türünden tepkiler alıyorum. Oysa beraat etmiş olmak benim için hiçbir anlam taşımıyor. Zaten suçlu değildim ki, neyin beraatı bu? Suçsuz olduğum halde beni yargıladılar ve beraat ettirdiler diye sevinecek miyim?
Kaldı ki cezaevi ve yargılama süreci dahil olmak üzere yaklaşık 10 yıldır bu davanın her aşamasını adım adım yaşadım, biliyorum. O sürece ilişkin biri "28 Şubat - Sincan'dan tarihe notlar" diğeri "Bitmeyen Sömürü: 28 Şubat" diye iki tane kitap yazdım. Diyelim ki bazı komutanları sevmiyor olabilirsiniz, haklarında olumsuz yargılarınız olabilir. Ama bu, onlar hakkında haksızlık, hukuksuzluk yapılmasına göz yummayı gerektirmez. Şahsen cezaevinde de mahkemede duruşmalar sırasında da hukuksuzluklar karşısında hiç sessiz kalmadım, boyun eğmedim. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanmış... Haksızlık karşısında boyun eğen hakkıyla beraber şerefini de kaybedermiş. O nedenle - sonucu ne olursa olsun - bundan sonra da hukuk ve adalet adına ve hukuktan sapmadan o komutanlarımızın yanında durmaya devam edeceğim.    
 
 

28 ŞUBAT’IN BÜYÜK RESMİ

  • "BİTMEYEN SÖMÜRÜ - 28 ŞUBAT" kitabınızda, tarihsel olarak tüm olan bitenleri belgeleriyle, o dönemin tanıklarıyla net olarak ortaya koydunuz. Kitabınıza tepkiler nasıl oldu? Bu kitabınız 28 Şubat davası için bir savunma niteliği de taşıyor mu?
-Ali Bey, doğrusunu söylemek gerekirse daha önce 28 Şubat konusunda fazla bir bilgi sahibi değildim. Fakat gerek cezaevi süreci gerekse 106 celse süren duruşmalar bana 28 Şubat'a ilişkin çok şey öğretti. Şunu fark ettim ki, toplum 28 Şubat'ı kesinlikle hiç bilmiyor ya da tamamen yanlış biliyor; bugüne kadar tamamen tek yanlı propagandalarla 28 Şubat'ı insanlara "askerî darbe" olarak anlattılar, zihinleri o şekilde yönlendirdiler. Oysa 28 Şubat'ın bir darbeyle falan hiç alâkası olmadığı o kadar net ki... Konuyu biraz inceler ve öğrenmeye çalışırsanız durumu apaçık görüyorsunuz. BİTMEYEN SÖMÜRÜ: 28 ŞUBAT kitabıyla işte o sürece ilişkin hiç bilinmeyen bütün detayları anlatmaya ve gerçekleri belgeleriyle ortaya koymaya çalıştım.
Kitap beklediğimin üzerinde ilgi gördü. Kamuoyunun yakından tanıdığı değerli gazeteciler, örneğin Mustafa Balbay, Orhan Uğuroğlu, Saygı Öztürk, Fikret Bila, Melih Aşık, Erol Mütercimler, Gürkan Hacır, Barış Yarkadaş, Mine Kırıkkanat, Orhan Bursalı, Selcan Taşçı, Arslan Bulut ve daha ismini burada sayamadığım birçok değerli yazar - sağ olsunlar - ya doğrudan beni arayarak ya da sosyal medyada kitap hakkında çok olumlu sözler ettiler, televizyon programlarında kitabı göstererek "burada çok önemli, ezber bozacak bilgiler var" diye anlattılar, köşe yazılarında kullandılar.
Okuyuculardan da çok olumlu tepkiler aldım, alıyorum. Kitabı okuyanlar arasında bu güne kadar tek bir kişiden bile "bu kitabı beğenmedim, işe yaramaz" diyenle karşılaşmadım; aksine, "biz bunları ya hiç bilmiyorduk ya da çoğunu unutmuştuk, tarihe kalacak bir belge olmuş" diyen tepkiler geldi.
Kitabı ilginç kılan, o sürece ilişkin bilgilerin sistematik bir kronolojiyle anlatılması ve aynı zamanda kitapta "gizli " gizlilik taşıyan çok sayıda belgenin yer almasıdır. Mahkeme sırasında pek çok "gizli" bilgi ve belge açığa çıktı. Onları da kullanarak puzzle'ın, yani "yap-boz"un taşlarını yerli yerine oturtunca büyük resim bütün çıplaklığıyla karşımıza çıkıyordu. İşte şimdi insanlar kitabı okuyunca 28 Şubat'ın büyük resmini çok net görüyorlar.
Tabii ki o kitap aynı zamanda 28 Şubat davası için de bir savunma niteliğindedir. Hâkimler bu kitabı okumuş olsalar, verdikleri kararın ne kadar yanlış olduğunu kendileri de anlarlardı.      
  • Israrla üzerinde durduğunuz bir konu vardı. Erbakan yaşadığı müddetçe 28 Şubat'ı hiç bir yerde ve hiçbir zaman bir askerî darbe olarak tanımlamadığını söylüyorsunuz. Ve o dönemin askerleri hakkında soruşturma başlatmak için 14 yıl Erbakan’ın vefat etmesini beklediklerini iddia ettiniz? Niçin Erbakan’ın vefatını beklediler?
-Bakın şimdi Ali Bey... 28 Şubat döneminin başbakanı merhum Necmettin ERBAKAN başkanlığındaki REFAHYOL Hükûmeti 18 Haziran 1997 tarihinde istifa ediyor. Erbakan'ın vefat tarihi ise 27 Şubat 2011... 28 Şubat soruşturması Erbakan'ın vefatının hemen ertesinde başlıyor. Düşünün şimdi, merhum Erbakan iktidarı bıraktığı tarihten sonra ölünceye kadar geçen 14 yılda hiçbir zaman istifasını veya REFAHYOL'un sözde "devrilmesini" bir askerî darbeye bağlamamış, askerlerden hiç şikâyetçi olmamış, askerlerin adını bile telaffuz etmemiştir. Hatta bir televizyon programında o süreçteki gerginliğin askerlerden değil siyasilerden kaynaklandığını açık açık söylüyor. Hal böyleyken Erbakan ölür ölmez birileri çıkıp 28 Şubat hakkında darbe davası açıyor. Bu ne demektir? Böyle bir dava Erbakan'ın sağlığında açılamazdı demektir. Çünkü buna ilk itiraz edecek kişi Erbakan'ın kendisi olurdu; "Hadi oradan, ben askerî darbeyle devrilmedim ki, nereden uyduruyorsunuz? Biz - istifa dilekçemizde de belirttiğimiz gibi - iki ortak arasındaki koalisyon protokolü gereği başbakanlığın Çiller Hanımefendiye geçmesi için istifa ettik" diye terslerdi.
 

BU DAVA ANAYASA MAHKEMESİ’NDEN DÖNER!

  • Bundan sonra ki süreçte neler olabilir? Generallerin yeniden yargılanması söz konusu olabilir mi?
Her ne kadar Yargıtay kararını vermiş ve komutanlarımız cezaevine girmişlerse de henüz yargı süreci tam anlamıyla bitmemiştir. Bundan sonra Anayasa Mahkemesi süreci var. Yani cezalara yapılan itirazlar sonucu Anayasa Mahkemesi (AYM) dosyayı yeniden inceleyecek. AYM'den sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) var. Lakin ben bu davanın Anayasa Mahkemesi'nden kesinlikle döneceğine inanıyorum. Zira davada öylesine bariz hukuksuzluklar, usulsüzlükler, sahte belgelere dayalı kararlar var ki ve davanın tam bir FETÖ kumpası olduğu o kadar bariz ki, AYM'nin bunları görmemesi mümkün değildir. Yani kısacası bu karar mutlaka bozulacaktır. Hiç şüphem yok!
Tabii işin kötü tarafı, davanın AYM'de görüşülmesi için geçecek zamanla ilgilidir. Dava ne zaman AYM tarafından incelenmeye başlanır bilemiyoruz, ama öncelik verilip bir an önce başlanmalıdır. Zira sanıkların yaşları ve sağlık durumları itibariyle durumları kritiktir. Hepsini yakından tanıyorum, kiminin kalp, kiminin tansiyon, kiminin şeker, kiminin prostat vb. bir dolu sağlık sorunu var. Her gün kullanmak zorunda oldukları bir dolu ilaçları var. Allah korusun, birine bir şey olursa vebali ağır olur.
Öte yandan son zamanlarda bazı çevreler Cumhurbaşkanı'nın bu kişiler için bir af kararı çıkarması gerektiğini savunuyorlar. Bu yönde telkinler var. Tabii Cumhurbaşkanı yasal yetkileri çerçevesinde böyle bir karar verebilir. Fakat bu durumda komutanların tepkisi ne olur bilemiyorum. Kabul edeceklerini pek sanmıyorum. Çünkü ortada bir suç yok! Affı kabul etmek atılı suçlamayı da kabul etmek anlamına gelir. Mamafih burada sanıyorum en büyük faktör aileler... Ailelerin büyük bir üzüntü ve kaygı içinde olduklarını biliyorum; eşlerinin, babalarının yaş ve sağlık sorunları nedeniyle cezaevinden sağ çıkamayacakları endişesini taşıyorlar. O nedenle "aman yeter ki çıksınlar da nasıl çıkarsa çıksınlar" şeklinde tavizkâr bir tutum sergileyebilirler.
  • Söyleşi için teşekkürler! Davayla ilgili benim sormayı unuttuğum bir konu var mı?
Sayın Baş, bana değerli Eskişehirli hemşerilerimi 28 Şubat davası konusunda bilgilendirme fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Bütün toplumu bu konuda bilgilendirmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Buradan da AYM Başkanlığına bir çağrı yapıp, yaşamları pamuk ipliğine bağlı bu insanlarla ilgili dosyayı bir an önce görüşmeye geçmelerini, bir "intikam davası" olduğu çok net olan bu davada verilen saçma sapan kararın bir an önce bozulup adaletin tecelli ettirilmesi talebimi ısrarla yineliyorum.
Tüm hemşerilerime ve Anadolu Gazetesi okurlarına saygılarımla...
 
Ariman web reklam 2
1000
icon
Refik 15 Eylül 2021 10:09

Seçilmiş hükumetlere Adnan Menderes zamanından beri darbe yapılıyor, yapılmaya çalışılıyor. Bu memleketin kaderi darbecilerin eline bırakılamaz. 80 darbesinin savunulacak bi tarafı asla yoktur. Fakat insanlar şunu çabuk unutuyorlar; Sağ sol kavgaları yüzünden hergün bir düzine insan ölürdü, üniversite önlerinde hergün kurşunlanan öğrencilerden tutunda, grev yapan işçilerin bombalanmasına kadar, gece yarısı köşe başlarını sağcıyız, solcuyuz diye tutarak insanları dayaktan geçiren, hatta bu insanları soyan, gasp eden, kadınları taciz eden tipler darbenin önünü açtılar....

1 1 Cevap Yaz
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat