alexa

‘Tante Roza’ ve kadınlık halleri

18 Ocak 2017 10:07
A
a
Her gelenek ve ahlak, insan yaşamında farklı kıskaçlar yaratır. Bir kız çocuğu ne zaman “Kadın” sayılır? Kadın olmak ile çocuk kalmak arasındaki sınır nedir? Bu zorluk kaç yaşında başlar? Çocuk gelinlerin “kadın”;  çocuk işçilerin “adam” sayıldığı yer ve zamanlarda sınırlar neredeyse her geçen gün birbiri içine geçiyor. Sevgi Soysal’ın kaleme aldığı Tante Roza adlı kitapta kadın olmanın hallerinde, tam da bu sınırların belirsizliği üzerinden bir kadının sürekli olarak kaybedişini konu ediyor.  Kadınlığa ait sorunların ironik bir dille ele alındığı kitapta, kadının varoluş çabasına da tanık oluyoruz.
Her kadın diğerlerinden farklılaşmak ister. Tıpkı erkeklerin farklılaşmak istediği gibi. Erkek egemen toplumların şifrelerinde bu farklılaşma çoğu kez onay görürken kadının farklılaşma çabası çoğu kez eleştiri almadan sonuç vermez. Bu eleştiriler çoğu zaman yaralayıcıdır. Bu nedenle bir kadının yarası neredeyse tüm kadınların yarası haline dönüşebilir.
Tante Roza’da her defasında yenilgiye uğrayan kadınlık deneyimleri 14 hikâyede toplanıyor. İlk hikâyede Tante Roza At Cambazı olmak ister. Bunu başaramayınca rahibe olmak ister.  Burada bedeninin arzularına gem vuramadığı düşünülerek rahibeler okulundan atılır. Komşu oğlu Hans ile yaptığı evlilik yedi yıl sürer ve üç çocuk sahibi olduktan sonra kilise tarafından aforoz edilir. Tante Roza coşkusundan hiç bir şey kaybetmeyen biridir.  Başından üç evlilik geçer. Sonrasında gazetede ve pek çok işte çalışır. Bunlardan biri de randevu evinde kasiyerliktir. Bir gün “Madem ben de kadınım ben de bir erkekle beraber olacağım” der, oradan da kovulur. Böylece hem kiliseden hem de randevu evinden kovulan özel biri haline gelir(!) Ölünce bedeni yakılır ve külleri bir vazoya doldurulur. Küller son kocası Mathes’e teslim edilir, ne var ki Mathes’in kedisi vazoyu düşürür; diğer bir kedi de Tante Rosa’nın yakılan cesedinin küllerinin üzerine işer. Tante Rosa böylece kendi tarihindeki bir benzerlikle yeniden yenilgiye uğrar.  
Tante Rosa tüm ters giden işlere rağmen hayatı boyunca ayakta kalma çabası verir. Toplumsal kuralları baştan itibaren yıkmaya çalışsa da her defasında başka bir kural tarafından yenilgiye uğrar. Sevgi Soysal bu romanında “Kadınlık Halleri”ne dair bir fotoğraf sunar. İster büyük bir tutkunuz olsun, ister toplumsal kurallara isyan edin, isterseniz de dünyaya dair safça ümitler besleyin, tutunmayı başaramazsanız yenilirsiniz.  Ancak Tante Roza, her defasında yeni bir umutla sarılır hayata. Tante Roza, kurallarına anlam veremediği bir dünyada çocuksu bakış açısıyla bir “yabancılaşma” içindedir ve ayrıksı oluşu bu yüzdendir. Başkalarınca parlak görülmeyen bu girişimler neredeyse “Enayi” tercihlerdir; ama olsun bu bir özgürlük arayışıdır ve asıl olan da odur. Tante Rosa’nın gayreti, kendince ve kendiliğinden bir kadın olma çabasıdır. Bu hikâye aynı zamanda Voltaire’in “Candida” sı  ya da farklı bir Keloğlan hikâyesidir
Sözünü etmek istediğim ikinci eser, İran sinemasının güzel örneklerinden biri olan  “Kadın Olduğum Gün” filmidir. Nedense Tante Rosa’yı okuduğumda yakalanamamış bir kadınlık hikâyesi olan bu film geldi aklıma. Filmde üç hikâye yer alır.  İlkinde Havva adlı bir kız çocuğu, dokuzuncu doğum gününde dondurma yemek isterken çarşafa girmesi istenir ve “Sen artık çocuk değilsin, kadın oldun” denilir.  Çocukluk biraz da sokakta oynamaktır. Ne var ki, Havva çarşafa girince arkadaşı Hasan ile de oynayamaz ve sokaktan da olur. 
İkinci hikâyede ise Ahoo genç bir kızdır ve bisiklete biner.  “Şeytan İcadı” sayılan bisiklete binen bu  ve diğer kızların, koca, dede, ağabey ve baba tarafından yolları kesilir. Onlar bisikletleriyle adeta rüzgâr gibi uçarken, at üstünde bir koca, karısını boşayarak onu cezalandırır. Öyle ya kadının yolu (yeri) kocasının yanıdır. Bisiklet tepesinde ne işi vardır genç bir kadının (!)  Kocanın, babanın, dedenin yanına hapsolan bu genç kadınlar rüzgârı,  geniş tarlaları ve ufukları unutmak zorundadır.
Üçüncü hikâyede ise yaşlı bir kadın olan Hoora’nın hikâyesidir. Yaşlılığına kadar hiç bir şeyin sahibi olamamıştır.  Hoora, bir gün kendine yeni ev eşyaları satın alır ve onları deniz kenarında bir salın üzerine yerleştirerek denize açılır. Yeni bir yatak odası, gelinlik, yeni koltuklarla kendini sulara bırakır. Hoora, “Bu yaşta bu eşyaları ne yapacaksın” sözlerine aldırmadan o gün kadın olduğunu hisseder.  Gecikmiş bir eziklik olan bu hikâyeyle de film son bulur.
Baştaki soruyu yeniden sorarsak “Kadın olmak ne zaman başlar ve zorluğu nedir?” Adınız ister Tante Roza, ister Ahoo, ister Hoora ya da Havva olsun her kadının, zaman ve mekân fark etmeksizin,  erken uyarılmakla, geç kalınmışlık ya da yanlış anlaşılmışlık arasında sıkışıp kalan ya da ölüsüne işenmiş başka bir hikâyesi var.
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat