Es-Es içlerinde uhde kaldı

Videoyu Aç Es-Es içlerinde uhde kaldı
A
a

Röportaj: Osman Cemoğlu

Spor yazarımız Osman Cemoğlu Türk futbol tarihinin efsane kalecilerinden Rasim Kara ve Adil Eriç ile bir araya geldi. Her iki kaleci de Cemoğlu’nun çocukluk arkadaşı. Rasim Kara ile aynı kulüpte futbol oynadı. Adil Eriç ile de Şeker Stadı’nın tozlu zemininde rakip oldu. Kalecilerden biri Fenerbahçe’nin diğeri Beşiktaş’ın kalesini yıllarca korudu. Futbolun zirvesi olan Milli Takım’da görev yaptılar. İçlerinde bir uhde var. Ne yazık ki Eskişehirspor forması giymek onlara nasip olmadı. Her ikisi de Eskişehir ile bağlarını hiç koparmadı. İki efsane kaleci futbol yaşamlarındaki önemli kesitleri ve anılarını bizlerle paylaştı.


Rasim Kara: 1950’de Eğriöz’de dünyaya geldim. Hiçbir takımın alt yapısında eğitim görmedim. Atatürk Lisesi’nde okurken sınıf maçları yapardık. Hep kaleye geçerdim. Işıkspor’da oynayan Tuncer Töre var. Bana ‘Bizim kaleci var, bazen antrenmanlara gelmiyor. Bazen maçları unutuyor. Seni götüreyim lisans çıkarayım’ dedi. Tamam dedim. Lise 1’de oynamaya başladım. Antrenör futbolcu olarak Demirspor’un başında rahmetli Lallo Metin vardı. Benden 10-15 yaş büyük abilerimizle oynamaya başladık. Benim futbol hayatımda özel bir durum var. İkinci Amatör Küme bu işin en alt kümesi. Her sene bir üst lige transfer olarak Milli Takım’a kadar geldik. Sırasıyla söyleyeyim. Işıkspor’dan Çimento Fabrikası’na,  Eskişehir Demirspor’un genç takımı ve sonra A Takımı, sonra Uşakspor’da profesyonel oldum. O sene Ümit Milli Takımı’na seçildim. Ve Bursaspor’a transfer oldum. Dört sene Bursa’da oynadım. A Milli Takım’a seçildim. Sonra Beşiktaş’a transfer oldum. 76 sezonunda... Sekiz sene Beşiktaş’ta oynadım ve jübileyle futbolu bıraktım.


Adil Eriç: Arifiye Mahallesi Yediler Sokak’ta doğdum. Dayım Yağlı Orhan... Eskişehirspor kurulduğu zaman lisans sicil numarası 1 olan Yağlı Orhan’ın yeğeniyim. Şu an Adana’da yaşıyor. Dayımın kale arkasında top toplardım. Ona bakarak heveslendik. 1965 senesinde Beden Terbiyesi’nin futbol okulu kuracağı ilan edildi. Gittik, seçmelere girdik. Bir baktık kazanmışız. Adil, Selahattin, Şahin hocalarım gibi beş hocanın nezaretinde Atatürk Stadı’nda çalışıyoruz. Dört sene devam ettim. Sonra Eskişehirspor genç takımına aldılar. İki sene oynadım. Yaşımız dolunca Kılıçoğlu Toprakspor’a transfer ettiler. 14 maçta bir gol yedim. Ama şampiyon olamadık. Averajla kaybettik. O sene Havagücü şampiyon olmuştu. O sene Havagücü bizi takviye aldı. Türkiye ikincisi olduk. Uçaklarla, C-47’lerle gidip geliyorduk maçlara. Toprakspor’da oynarken bir gün kapı çaldı, bizim malzemeci Apo vardı. Rasim Hoca, Uşak’ta oynarken Bursaspor’a transfer oluyor.  Rasim Hoca’ya “Eskişehir’de kaleci yok mu? Gidiyorsun yerine bir adam tavsiye et” diyorlar. Rasim Hoca, tavsiye edince Apo gelip beni götürdü Uşak’a. Gittik, anlaştık. Onuncu maçta Ümit Milli Takım’a, yirminci maçta A Milli Takım’a çağrıldım. Milli Takım ve Fenerbahçe özel bir maç yaptı. Didi orada bana teklif etti. Hemen kabul ettik. Baba Recep maçtan sonra bana ‘gel bir çay içelim’ dedi.  Recep Adanır... Bana ‘Beşiktaş’a gelir misin’ dedi. Ben Fenerbahçe’ye söz verdim az önce dedim. Ne verirse 100 bin lira fazlası dedi, bana. abi söz verdim, olmaz dedim. Beni tebrik etti, aferin oğlum dürüstsün dedi. Başarılar diledi. 1973 senesi... Böylece Fenerbahçe’ye transfer oldum. Dört yıl oynadım. On senede Ankaragücü’nde oynadım. Yedi yıl kaptanlığını yaptım.


Kara: Eskişehir Demirspor’da A Takım ile antrenmanlara çıkıyorum. Hayatımız boyunca doğru düzgün çim sahalarda antrenman yapamadık. Zımpara gibi sahalar. Bizi izleyenler ‘neden Eskişehirspor’da oynamadılar’ diye düşünebilir. EsEs taraftarıyla Bursa maçına gittim. Bir Bursa-Eskişehir finali vardı. Bursa’da 1-0 mağlup, burada 2-0 kazandık. Riva Halil iki golü de o atmıştı. Maçtan sonra seyirciler sahaya girdiler. Hepsini omuzlara aldılar. Ben tribündeyim. Tellere tutundum, duygulandım, gözlerimden yaşlar aktı. Allah’ım bana da bu takımda oynamak nasip olsun. Bende büyük kaleci olayım dedim. Allah bizi kaleci yaptı, büyük takımlara gittik ama Eskişehirspor’da oynamak nasip olmadı. Kimse de teklif dahi etmediler. Ben bunu merak ediyorum. O dönemde bana ‘Köyünüzdeki tarlayı satıp Eskişehirspor’a bağışlasın. Seni Eskişehirspor’a transfer edeceğiz’ deseler yemin ediyorum bunu babama teklif ederdim.  Her Eskişehirspor taraftarı kadar en az Eskişehirspor taraftarıyım. O dönem Eskişehirsporlu yöneticilere töhmet altında bırakmak istemiyorum. Bizim yeni yeni palazlandığımız günlerde kalede Mümin Abiler, Taşkın Abiler vardı. Eskişehirspor’un iyi bir kadrosu vardı. Bizi almaları mümkün değildi. Sonra biz seri olarak yükselişe geçtik.
 
 
Eriç: Ben Eskişehirspor Genç Takımı formasını giydim ama A Takımı formasını giymek daha bir başka. Bu beni bir derece teselli ediyor. Şunu unutamam. Galatasaray maçı İstanbul’da 2-0 galibiz. 2-2 biten Eskişehirspor şampiyon olacaktı. Yıl 1967... O maçta ben tribünde Eskişehirspor taraftarıydım. Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı maçında Galatasaray’ı 3-2 yenip kupayı alan Eskişehirspor’un taraftarıydım. Sevilla maçı hiç unutamam. Tribünlerde herkesin beşer onar birbirine sarılarak ağladığı maçtı. 1-0 orada mağlubuz. 1-0 burada 65 dakika gibi golü yedik. Herkes maç bitti dediler. Ama Fethi Abi bir çıktı ortaya 81, 87 ve 88... Abi olmaz böyle bir şey. Görülmeye değerdi, unutulmaz maçlardı.

 
Kara: 1986’da antrenör kursuna başladığımda şimdi yok o zamanlar mecburiydi. Teorik hakem, oyun kuralları ders i veriliyordu. Üç, orta ve yan hekimlik yaparak antrenörlüğe başlıyordu. Ben orta hakemim. Osman Arpacıoğlu da yan hakem.  Sonra Osman abi hakem oldu, ben yan hakem.  Orada hakemlik yaptıktan sonra ‘eğer antrenörlüğe başlarsam bundan sonra her gittiğim takımda ilk işim oyuncularımıza oyun kuralları dersini verdirmek. Gittiğim tüm takımlarda bunu yaptım. Çünkü bizler oyunun kuralını bilmeden oynamışız zamanında. Hala da oynayanlar var. Kuralları bilmemek, performansı da etkiler, takımın kaderiyle de oynar.

 
Kara: Atatürk Lisesi’nden mezun oldum. Çimentospor’un da maçları betti. Ölü sezon dediğimiz temmuz ağustos dönemi... Adalar’daki penaltı pavyonunda çalışır mısın dediler. Bizim doğru düzgün antrenman yaptığımız da yoktu. Caddelerde koşup, kaleye geçip atlardık. Batım oraya kum falan dökmüşler. Sertleşince tırmıkla çekiyorlar falan... Kendimi de geliştiririm diye kabul ettim. Her akşam 6’da başlıyor, gece 12-1 gibi bitiyor. O pavyonda kalecilik yapmam iki şeyi geliştirdi. Penaltı kurtarmada refleks geliştirdim. Boş kaldığımızda da iki kaleci birbirimize penaltı atardık. Bursa ve Fenerbahçe’de 30 civarı penaltı golüm var. Penaltı atmama da çok büyük faydası oldu.


Kara: Daha yeni lisans çıkarmışım. Yürüyerek Atatürk Lisesi’ne gidiyorum. Bir gün baktım Ordu Evi’nde Milli Takım eşofmanlı birileri var. Kim var diye baktım. Yasin ve Yavuz Şimşek. Genç Milli Takım oraya kampa gelmiş. Kadere bak yıllar sonra Bursa’da oynarken Rahmetli Coşkun Özarı’ydı teknik direktör. Beni Milli Takım’a ilk çağırdığında Sabri Dino ile Yasin Özdenak vardı. Hayalimizdeki kişilerle rekabet içine girmeye başladık. Sabri Abi’ye rahmet dileyelim. Yasin, İrlanda’da üç gol yedi, sakatlandı çıktı. Ve ben ilk A Milli Maçımı 74 senesinde İrlanda’ya karşı oynadım. Bizim dönemlerde fazla milli maçta olmuyordu. Senede üç dört tane olurdu.


Kara, mezar taşına ne yazılmasını istiyor?
Kara, kaleciliğini nasıl geliştirdi?

Eriç’in üzüntü duyduğu konu hangisi?                   >>> RÖPORTAJIN DEVAMI YARIN GAZETEMİZDE
Kara’nın içinde uhde kalan şey ne?
Artık yeni yetenekler neden çıkmıyor?

 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat
Osman Usta
REPUBLIC