alexa

En sessiz devrimi kültürde yaşadık

Videoyu Aç En sessiz devrimi kültürde yaşadık
A
a

Haber: Atahan Gezer

AK Parti Eskişehir Milletvekili Nabi Avcı, “Türkiye, AK Parti ile birlikte bir sessiz devrim yaşadı, diyoruz. Bu sessiz devrimlerin en sessizini de kültürde yaşadık. Aslında kültür alanında gerçekten Türkiye son 15 yılda çok ciddi bir atmosfer değişikliğine uğradı” dedi.
Kültür alanındaki devrimci dönüşümler tartıya ölçüye gelir nitelikte olmadığı için ve eğitimde ile kültürde yaptığınız yeni düzenlemenin sonuçlarını ancak belli bir vadede alabildiğiniz için diğer devrimci dönüşümler kadar kamuoyunun gündeminde karşılık bulmuyor.
 
Eski Milli Eğitim ve Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından Ankara’da düzenlenen ‘Kuruluşundan Bugüne AK Parti’ sempozyumunda konuştu. Prof. Dr. Avcı, ‘AK Parti döneminde Hukuk, Toplum ve Kültür’ başlıklı oturumda ‘Kültürel Hegemonya Sorunu’na ilişkin görüşlerini paylaştı. Avcı, şöyle konuştu: “Türkiye AK Parti ile birlikte bir sessiz devrim yaşadı, diyoruz. Bu sessiz devrimlerin en sessizini de kültürde yaşadık. Aslında kültür alanında gerçekten Türkiye son 15 yılda çok ciddi bir atmosfer değişikliğine uğradı. Atmosfer değişti, hava değişti ama kültürel atmosferde kültürel havada olup bitenleri sabahtan beri her oturumlarda dinlediğimiz daha ölçüye tartıya sayıya hesaba gelir değişkenler gibi ölçüp tartamıyoruz yani Türkiye’de milli gelirin şuradan şuraya geldiğini, efendim altyapı yatırımlarında şuradan şuraya geldiğimizi, elektrik tüketiminde şurada, iç borçta şuraya dış borçta burada... Bunlar ölçülebilir, tartılabilir ve dolayısıyla bu alanlarda sessiz devrim sayısallaştırılabilir, somutlaştırılabilir göstergelere dayanıyor.”
Oysa kültür alanındaki devrimci dönüşümler, devrimsel dönüşümler 15 yıldır yaşanan dönüşümler bu tür tartıya ölçüye gelir nitelikte olmadığı için ve ayrıca gerek eğitimde gerekse kültürde yaptığınız her yeni düzenlemenin sonuçlarını ancak belli bir vadede alabildiğiniz için bunlar diğer devrimci dönüşümler kadar kamuoyunun gündeminde karşılık bulmuyor. O yüzden hatta özellikle bizim kendi AK Parti tabanımızda bile ‘efendim diğer alanlarda çok güzel işler yaptık ama maalesef bu alanlarda yeteri kadar başarılı olamadık’ söylencesi çok büyük yaygınlık kazandı. Bu söylencenin arkasında tabi şöyle de bir mukayese de var. Biz dediğim gibi ölçüye tartıya gelir diğer alanlardaki başarılarımızla mukayese ettiğimiz zaman gerçekten burada mukayese edecek çok fazla somut ele gelir, hesaba gelir, kitaba gelir, tartıya gelir göstergeler olmadığı için de bu alanlardaki başarılarımızı yeterince kendi kendimize bile itiraf edemiyoruz. Onun için belki şöyle bir mukayese bu alanda bize ne olup olmadığını daha iyi gösterebilir.”

AK Parti’den önce işler nasıldı bunu bilmiyorlar

Avcı, şöyle devam etti: “Şimdi Türkiye nüfusu çok genç... Ben diğer alanlardaki gelişmeleri anlatırken de özellikle gençlerin olduğu toplantılarda yani düşünün ki AK Parti iktidara geldiği zaman beş yaşında olan çocuklar şimdi seçimlerde oy kullanıyor, hatta seçilebiliyor dolayısıyla o gençler yani bugünkü seçmelerimizin büyük bir kısmı AK Parti’den önce işler nasıldı bunu bilmiyorlar. Eğitimde işler nasıldı bilmiyorlar, sağlıkta nasıldı bilmiyorlar, ulaşımda nasıldı bilmiyorlar ama biz onlara bu mukayeseleri rakamsal olarak da yapabildiğimiz için veya fotoğraflarını göstererek işte bak İstanbul’da trafik böyleydi şimdi böyle, yollar böyleydi şimdi böyle, hastaneler şöyleydi şimdi böyle, okullarda dersler şöyle şu kadar sınıfta şimdi böyle diyebiliyoruz ama kültür alanında böyle bu kadar somut göstergelere sahip olmadığımız için genç nüfus nereden nereye geldiğimizi, bırakın gençleri biz bile biz bile nereden nereye geldiğimizi havanın nasıl değiştiğini çok çabuk unutuyoruz.”

‘Türkiye laiktir laik kalacak’ sloganıyla inledi

Avcı: “Şimdi arkadaşlarımız çok güzel bir çalışma yapmışlar. Bu toplantı vesilesiyle kitaplar hazırlamışlar onlarda bir tanesi bizim kurumumuzla ilgili olan cildini de söylüyorum toplum cildi bakın buradan size bir bölüm okuyacağım bu 30 Mart 1997 günü Hürriyet gazetesinde yayınlanan bir köşe yazısı... İşte çağdaş Türkiye. Ankara dün muhteşem bir gün yaşadı 450 kişilik orkestranın Beethoven’un 9. Senfonisi’ni seslendirdiği konser öncesi Demirel’in de bulunduğu salon ‘Türkiye laiktir laik kalacak’ sloganıyla inledi. Ankara Müzik Festivali’nin açılışı için verilen konserde Cumhurbaşkanı Demirel’in ‘işte çağdaş Türkiye dediği an’ salon ayağa kalkarak ‘laik Türkiye’ sloganları attı. Bu sloganları ilk kez bir salona taşıyan topluluk Kültür Bakanı İsmail Kahraman’ı da yuhaladı. Açılış konserinde modern Türkiye’nin modern yüzü bütün çarpıcılığıyla yansıdı. Dünyanın bütün kültür olaylarına taş çıkartacak konsere on bine yakın izleyici katıldı. İstanbul ve öteki şehirlerden çok sayıda insan Ankara’ya geldi, birçok ünlü yazar da solandaydı. Ankara’daki muhteşem konserde Ankara Devlet Opera ve Bale Korosu Bilkent ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestraları TRT ve Kültür Bakanlığı Devlet Çok Sesli Korosu’ndan oluşan Birleşmiş Ankara Orkerstrası ve Koroları görev aldı. Gürcü Şef Yang Sung Kakize’nin yönettiği konser TRT 2’den naklen yayınlandı. Biletli beş bin kişinin salonun kapısından dönmek zorunda kaldığı konserin devamı için telefonlar yağdırıldı. 28 Şubat işte, 28 Şubat’ta verilen yapılan bir düzenleme. Şimdi bu tekil bir örnek değil kütüphanelerimizin, müzelerimizin, yurt dışındaki kültürel temsilciliklerimizin ne durumda oluğunu 3 Mart 2017 tarihinde düzenlediğimiz 27 yıl aradan sonra AK Parti iktidarında, 27 yıl aradan sonra düzenlenen 3. Milli Kültür Şurası’nda konuşuldu. Nerede konuşuldu? İstanbul’da on üç komisyonda bunlar konuşuldu. On üç komisyon Türkiye’de kültür alanında müzikte, sinemada, televizyonda, radyoda, şehircilikte, mimaride kültürün bütün alanlarında, belli başlı alanlarında nereden nereye geldi bunları 3. Milli Kültür Şurası’nda Türk aydınları her kesimden davet edilmiş olan uzmanlar enine boyuna tartıştılar. Bu kitap olarak da yayınlandı. Bu bildirileri Kültür Bakanlığı’ndan bedava alabilirsiniz. 3. Milli Kültür Şurası, şura kitabını...”

Sanat ve edebiyat dünyasındaki CIA parmağı

Avcı, şunları kaydetti: “Şimdi süre bitti, çok konuşulacak şey olduğunu siz de biliyorsunuz ben de biliyorum ama bugünlerde Türk lirasına yönelik komplo nasıl yürüyor, nasıl yürümüyor bunlar tartışılıyor. Bu tartışmalar sırasında şöyle bir argüman... Ben çok kabalaştırarak söylüyorum; ‘milletin işi gücü yok da sizin paranızla mı uğraşacak, nereden çıkarıyorsunuz paranoyak mısınız’ diyen bir kesim var. Ben şimdi bir kitaptan söz edeceğim... Kendi alanımızla ilgili kültür alanıyla... Parayı Verdi, Düdüğü Çaldı... Sanat ve edebiyat dünyasındaki CIA parmağı, bu kitabın orijinal adında soğuk savaşta CIA’in rolü üzerine bir kitap. Bu İngilizce’den çevrilen bir kitap ve kitapta soğuk savaş döneminde 50’lerde, 60’larda 70’lere kadar CIA’in pek çok sinemacıyı, yazarı, şairi, yayıncıyı nasıl kendilerinin bile farkında olmadan yönlendirdiğini, istihdam ettiğini, beslediğini, onlara sergiler açtığını ama bunları ‘Kültürel Özgürlük Kongresi’ adı altında örgütlenmiş bir sivil toplum kuruluşu görüntüsü altında yaptığını çok güzel anlatıyor.”

Kültür alanında çok büyük işler başardı

Avcı, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Şimdi kültür gibi, resim gibi, tiyatro gibi, sinema gibi, büyük sermayenin veya siyasi karar vericilerin çok da müdahil olmak istemeyeceklerini zannettiğimiz bir alanda neler çevirdiklerini gördüğünüz zaman bugün neler çevriliyor olabileceğini, nelerle bize ne oyunlar oynanabileceğini mukayeseli olarak anlamak daha kolay. O bakımdan bu kitap bu mekanizmalar nasıl işliyor, bu işler nasıl dönüyor, bunu anlamak bakımından özellikle gençlerin okumasında yarar olan bir kitap. Daha fazlasını merak edenler şuraya gelsin anlatayım diyeceğim ama aklıma da bir yer gelmiyor. Türkiye 15 yılda kültür alanında çok büyük işler başardı. Bunları yeterince tanıtamamış olabiliriz. Bakın Türkiye şu anda yapılan son seçimlerde Almanya’yı da sollayarak UNESCO Yürütme Kurulu’na seçildik. Altı ay önce Türkiye, Dünya Miras Komitesi’nin Üyesi Türkiye, Türk Dünyası Kültür Başkentliğini peş peşe alan bir ülke...

Sadece Avrupa’yla falan değil aynı zamanda Türk Dünyası’yla da, İslam Dünyası’yla da kültürel ilişkilerimizin sessiz ve derinden işlediği ve çok güzel sonuçlara doğru yol aldığı bir evreden geçiyor. Onun için hiç karamsarlığa kapılmaya gerek yok. Türkiye bütün bu badireleri ekonomik saldırıları da, kültürel saldırıları da savuşturabilecek güce sahip olduğunu dün de gösterdi. Özellikle kültürel alanında bakın Türkiye’nin başına gelen kültürel alanda pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Çin’de kültür devrimi yaşanmıştır 1789’da. Fransa’da büyük devrim yaşanmıştır, Sovyetler’de devrim yaşanmıştır ama hiçbirinde ne Çin kültürü ne Rus kültürü ne Fransız kültürü Türk kültürünün başına gelenlere maruz kalmamıştır. Buna rağmen hala bugün Türkçe’yle romanlar yazılıyorsa, Türkçe’yle hala Türkler çok güzel filmler çeviriyorsa ve Avrupa’da kendi sinemasını en çok izleyenler Türkler’se bu ümitvar olmamız için çok güzel bir göstergedir.”
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat